13 Ocak 2016 Çarşamba

HDP’nin Yeniden Yapılanması İçin Bir Girişim

HDP bugün Türkiye’de ve hatta Ortadoğu’da gerçek bir demokratik hareketin ortaya çıkıp örgütlenebilmesi ve bölgeyi dönüştürebilmesi için bir umuttur.
Bir tür mezhepçi faşizme doğru hızla yol alan ve bu yolda HDP’yi en büyük engellerden biri olarak gören iktidarın saldırıları karşısında onu savunmak, elbette bir parça adalet ve demokrasi özlemi olan herkesin asgari görevlerinden biridir.
Ancak HDP bugünkü programıyla, demokrasi görevini doğru ve net olarak tanımlamış olmaktan uzak olduğu gibi, aynı zamanda bu görevi başarabilmek için, gerekli yapıya (gerek sosyolojik olarak bileşimi; gerek tüzüksel yapısı ve işleyişiyle) sahip olmaktan da çok uzaktır.

Bu nedenle HDP’yi savunmak ve yaşatmak kadar; onu değiştirmek gibi bir görev de önümüzde durmaktadır. HDP’nin kendini savunabilmesi için kendini değiştirmesi; kendini değiştirebilmesi için de yaşaması ve bunun için de savunulması şarttır. Bu iki görev birbiriyle çelişmez, birbirini destekler. Bir olmadan diğeri mümkün olamaz.
Bizzat HDP’nin kendi yönetim organları ve yöneticileri de bir “yeniden yapılanma”nın gereğinden söz ediyor ve yaklaşan Konferans ve Kongre bir tür “Yeniden Yapılanma” konferansı ve kongresi gibi tanımlanıyor.
Ancak pratik uygulama ve sonuçlara bakıldığında, “Yeniden Yapılanma”nın anlamının değiştiği ve içeriğinin boşaldığı görülüyor. Yeniden yapılanma bir bakıma “Personel Sorunu”na, yani hangi organa kimlerin seçileceği sorununa, indirgenmiş görünüyor ve kulisler, konuşmalar bu düzeyde cereyan ediyor.
Fikirleri, Programların, Stratejilerin, Örgütsel Yapı önerilerinin (Tüzüklerin) bir tartışması yok.
Bunların örgütün ve kongrenin çoğunluğunu kazanabilmek için eşit koşullarda mücadelesi ve yarışması yok.
Daha da kötüsü bu yokluk kimseyi rahatsız etmiyor; hatta bu olumsuzluk bir erdemmiş gibi görülüyor.
Sorunu kişiler düzeyinde ele alan, temellere yönelmeyen, her türlü program ve prensip tartışmasının gereksiz görüldüğü anlayışın bütün ağırlığı tüm hazırlıklarda görülüyor.
Ayrıca tüm hazırlıklar tamamen anti demokratik bir biçimde yürütülüyor. Farklı öneri ve görüşlerin üst organlara bildirilmesi ve onların bunları değerlendirmesinin demokrasiyle ilgisi yoktur.
Çünkü farklı sistematik görüşlerin (yani somutta Program, Strateji ve Tüzük önerilerinin) serbestçe şekillenip; birbirleriyle açık bir fikir mücadelesi yürüttüğü;  örgütün tümüne doğrudan ulaşarak, örgütün çoğunluğunu kendi tezlerine kazanmak için hiçbir kısıtlamaya uğramadan mücadele ettiği bir ortam ve araçlar olmadan; uzun ve canlı hazırlıkla görüşler billurlaşıp; örgüt içindeki ağırlıklarını arttırmak üzere ittifaklar ve cepheler oluşmadan demokratik bir Konferans-Kongre hazırlığından ve örgütün kendisini dönüştürebilmesinden söz etmek anlamsızdır ve boşuna bir beklenti olarak kalır.
Demokrasi her şeyden önce, biçimsel olarak, çoğunluk ve azınlıkların oluşmasını; bu da farklı sistematik görüşlerin varlığını ve üyeleri kendi yanına çekebilmek için eşit koşullarda bir yarışmayı ön görür. Aynı örgütte yer almak, yeniden yapılanmak için, herkesin prensipte aynı program, strateji ve tüzük anlayışta anlaştığı; sorunların teknik düzeyde olduğu anlamına gelmez.
Bu günkü izlenen pratiğin bir tek anlamı vardır, Program, Strateji ve Tüzüğün temellerine ve dayandığı anlayışa yönelik bir tartışma ve eleştirinin yolu tıkanmakta; eleştiri ve öneriler için sadece nicel çaptaki (nasıl daha iyi örgütleniriz, nasıl daha sıkı çalışırız gibi) değişiklik öneri ve eleştirilerinin ifade edilebileceği bir yol bırakılmakta ve her şey bununla sınırlamaktadır.
Tabii bu kökten ve açık bir tartışmayı engelleyen bir işleyişi meşrulaştırmak için de hiç değişmeyen “şimdi zamanı değil” gerekçesine de başvurulmaktadır.
HDP kurulduğu günden beri, hatta HDP öncesinde de “Çatı Partisi”, “Demokrasi İçin Birlik Hareketi”, “HDK” hazırlıklarında da şaşmazcasına tekrarlanan, “hükümetin baskısı var”, “bu ara saldırılar çok yoğun” gerekçelerinin ardına sığınarak köklü bir tartışma ve yenilenme engellenmektedir.
Tarih ise, bu gerekçelerin tam tersini doğrular. Tarih, en önemli ve kökten tartışmaların ve değişikliklerin düşmanın en yoğun ateşi altında yapıldığını ve yapılabildiğini; bunun engel olmak bir yana bir vesile bile sayılması gerektiğini göstermektedir.
Örneğin en kanlı saldırılar bile Dev-Genç’in kongrelerinde en canlı ve köklü tartışmaların yapılmasını engelleyememişti. FKF, Dev-Genç’e bu koşullarda yapılan kongrelerde dönüşmüştü.
Örneğin Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi, Çarlık polisi Okrahana’nın baskısı altında illegal koşullarda; ama en demokratik, en farklı görüşlerin tartışıldığı ve birbiriyle kıyasıya teorik mücadeleler yürüttüğü kongrelerde doğmuştu. O zamanlar hiçbir devrimcinin aklına, Polisin saldırı ve terörünü; illegal koşullarda yapılan bir kongreyi,  temel program ve tüzük tartışmalarından kaçmanın bahanesi olarak sunmak, gelmiyordu.
Ve işin kötüsü, aynı Parti artık Devlet’i ele geçirdiğinde ve tabii aynı zamanda “çarlıktan olduğu gibi alınıp üzerine bir Sovyet boyası sürülen devlet” (Lenin) tarafından ele geçirildiğinde, yani hiçbir tehdit ve baskı yokken; en anti demokratik; tüm kararlarını oy birliği ile alan bir partiye dönüşmüş bulunuyordu.
Bir partinin hala iyi kötü demokratik bir işleyişe sahip olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız onun kararlarını oy birliği ile alıp almadığına bakınız.
Maalesef HDP ve içinden çıktığı gelenekte bütün kongrelerde neredeyse bütün kararlar “oy birliği” ile alınmaktadır.
Yani gerek tarihsel deney,  gerek mantık, “şimdi zamanı değil” gerekçelerini değil; tam da aksini doğrulamaktadır. Şimdi zamanı değilse, o zaman hiçbir zaman gelmeyecek demektir.
*
Özetle “zamanı değil” gibi itirazlara pabuç bırakmayanlar ve HDP’nin savunulmasını ve gerçekten yenilenmesini isteyenler, bir çağrı yayınlamış bulunuyorlar.
Bu çağrı HDP’nin ciddi bir şekilde yeniden yapılanması gerektiğini düşünen delege, üye, sempatizan, gönüllü ve destekleyicilerini, bir araya gelip HDP’yi yeniden yapılandırmak için neler yapılması gerektiğini tartışmaya; birlikte davranmaya çağırıyor.
Yani bir bakıma HDP’yi yeniden yapılandırmak isteyenleri örgütlenmeye çağırıyor.
Türkiye’nin alışmadığı tarzda, açık, fikirler üzerinden, amacını gizlemeyen modern bir muhalefetin örneğini sunuyor. Kanımızca başarı kazanıp kazanmamasından öte bir örnek ve başlangıç olarak da çok değerli ve önemli.
Aşağıya bu bildiriyi olduğu gibi aktarıyoruz. Aslında imzacı sayısı şu an itibariyle daha fazladır ancak, sadece aşağıdaki imzacılar için kontrolü yapılabilmiştir bu nedenle bu sınırlı imzayı içeren versiyonu kullanıyoruz.
Biz de şahsen, HDP’yi savunmak ve yeniden yapılandırılmasına katkı sunmak isteyen herkesi aşağıdaki bildirideki gibi HDP Demokrasi Platformu’na katılmaya ve bunun için de aynı isimli e-mail grubuna üye olmaya çağırıyoruz.
Demir Küçükaydın
13 Ocak 2016 Çarşamba

HDP Demokrasi Platformu Duyuru ve Çağrısı

HDP 7 Haziran seçimlerinde Türkiye’deki Demokrasi Mücadelesi için bir umut olarak ortaya çıktı. Ama seçimlerden kısa bir süre sonra bu umudun yerini hayal kırıklıkları aldı.
Ne yazık ki, olayların hızlı gelişimi ve iktidarın baskıları nedeniyle bu olumsuz gidişin temeldeki nedenleri üzerinde hiç durulmadı ve tartışılmadı.
Ama tek ve esas neden bu değildir. Maalesef, HDP’de bunu yapacak bir ortam ve araçlar  (örgütsel yapı) da yoktur.
Örneğin böyle bir tartışma ancak her görüşün doğrudan tüm üyelere tezlerini aktarabilme ve onları kendi görüşlerine kazanabilme yollarının açık olması halinde mümkün olabilir.
Ama HDP’de ne böyle bir olanak vardır; ne de böyle bir olanağın olması istenmektedir. HDP’de her üyenin doğrudan tüm üyelere erişme hakkı ve koşullarını oluşturmak bir yana; bütün muhalefet şerhlerinin veya eleştirilerin yukarıdaki organlara iletilmesi istenmektedir. “Yukarıdaki organlar, bunları değerlendirir; uygun ve gerekli görürse iletir” yaklaşımı egemendir.
Üst organların dolayımı, değerlendirmesi ve denetimi yolundan tüm örgüte ulaşmanın, örgüt içi demokrasiyle hiçbir ilişkisi olmadığı ortadadır.
Sadece bu gerçek bile HDP’nin nasıl bir yeniden yapılanma ihtiyacı içinde olduğunu gösterir. HDP’nin bugünkü yapısı, yeniden yapılanma tartışmasını bile engellemektedir.
Kaldı ki, sadece HDP’nin örgütsel yapısı, anti demokratik, bürokratik ve hantal değildir; HDP’nin programı da tutarlı ve radikal bir demokrasiyi hedeflemekten çok uzaktır.
HDP’nin programının en temel yanlışı özünde şöyle formüle edilebilir: politik olanın, yani devletin diller, dinler, kültürler, etniler, “uluslar” vs. körü olmasını hedeflememektedir. Program, devletin dili, dini, etnisi, kültürü olmamasını değil; aksine onları tanımasını; yani politik olanın dillere, dinlere, etnilere, kültürlere vs. göre tanımlanmasını hedeflemektedir. Bunun demokrasiyle ilgisi yoktur.
Bu anti demokratik karakter, bugün Türkiye’nin en somut sorunu olan “Kürt Sorunu”nda somut olarak şöyle ifade edilebilir:
Gerçek demokrasi programı, Kürtlüğün de tanımasını; “statüsünü” değil; Türklüğün de tanınmamasını; Türklüğün de statüsüzlüğünü savunur ve savunmalıdır.
Sorun “Kürt Sorunu” değil, Türk Sorunu’dur.
Kürtlüğün de tanınması değil; Türklüğün de tanınmaması; hiçbir dilin ya da dinin tanınmamasıdır. Devletin bunlar karşısında kör olması savunulmalıdır.
Diğer ve daha genel ifadeyle, ulusun ya da politik olanın (devletin) dillere, dinlere, kültürlere vs. göre mi tanımlanacağı; yoksa böyle tanımlanmaya karşı mı tanımlanacağıdır. “Demokratik Bir Cumhuriyet” ve “Demokratik Bir Ulus” ancak ikincisiyle mümkündür.
HDP bugünkü programını değiştirmeden, bunun için de bir program tartışması açmadan tüm Türkiye hatta Ortadoğu’daki Demokratik güçleri ve özlemleri birleştiremez.
HDP’nin programının tutarlı ve radikal bir demokratik program olmaması, aynı zamanda stratejinin de tüm demokratik güçleri toparlayacak bir strateji olmasını engellemektedir. Diğer dillerin, dinlerin, kültürlerin de tanınması için bir program Türkleri kazanamaz; çünkü bu aynı zamanda birlikteliği veya ayrılmayı, o dile, dine göre belirlenmiş politik birimlerin kendisine bırakarak, ilk krizde, bunların birbiriyle boğazlaşmasının yolunu açmaktadır. Bunun tamamen yanlış bir çözüm olduğu, Balkan ve Sovyetler deneylerinde tarihsel olarak kanıtlanmıştır.
Türkleri, yani ezen çoğunluğu demokrasiye kazanmanın tek yolu, Türkleri, Türklüğün de tanınmadığı, Türklüğün, Kürtlüğün vs. kişilerin özel sorunu olduğu bir gerçek demokrasi için mücadeleye çağırmak olabilir. Yani “Türkiyelileşme”, özünde ve daha doğru ifadeyle Demokratikleşme olabilir ve olmalıdır.
Özetle HDP programıyla, stratejisiyle ve örgütsel yapısıyla baştan aşağıya yeniden yapılanmak; amaç ve yapı olarak demokratikleşmek zorundadır. Bunu yapabildiği takdirde, sadece Türkiye ve Kürdistan’daki değil; tüm Ortadoğu’daki umutsuzların umudu olabilir. Tüm ezilenleri birleştirip bölgenin kaderini değiştirebilir.
*
Bu öncüllerden hareket eden HDP ve HDK üyeleri, sempatizanları, gönüllüleri ve destekleyicileri olan bizler, HDP’yi tüm program ve örgütsel yapısını; hiçbir tabu tanımadan, acımasızca eleştireceği bir tartışmaya çekmek ve böyle bir tartışma aracılığıyla bugünkü program, strateji ve örgütsel yapısını baştan aşağı değiştirmek istiyoruz.
Çağrıların ancak bir somut güce dayandığı takdirde bir başarı şansı olabileceğinin; HDP’ye egemen olan yapının aynı zamanda bu değişimin önündeki en büyük engel de olduğunun elbette bilincindeyiz.
Bu nedenle, aşağıda imzaları olan bizler HDP’nin yukarıda kısaca özetlenen ve örneklenen yönde bir değişiminden veya daha farklı bir değişimden yana olsa bile; böyle bir tartışmadan yana olanları bir platform oluşturmaya çağırıyoruz.
Bunun için ilk elde, HDP Demokrasi Platformu isimli bir e-mail grubu kurduk.
Platformun ve onun şu anki somut biçimi olan Mail Grubunun amacı söyle tanımlanmıştır:
HDP Demokrasi Platformu, HDP'nin gerçekten demokratik bir programa ve demokratik bir işleyişe sahip olmasını hedefleyen üye ve sempatizanların tartışmalarını yürütmek ve çalışmalarını koordine etmek için bir e-mail grubudur. Grubun yazışmaları herkese açıktır, yazışmalara sadece üyeler katılabilirler. Üye olmak için bir yöneticinin onayı veya bir üyenin önerisi gerekir.”
HDP’de değişim isteyenleri bu gruba katılmaya; HDP’de değişimi sağlamak için güçlerini birleştirmeye çağırıyoruz.
Gruba üye olmak için şu yollar izlenebilir:
1)     hdp-demokrasi-platformu+subscribe@googlegroups.com adresine boş bir e-mail yollayabilirsiniz. Bunun için de çoğu durumda, yukarıdaki mavi adrese tıklamanız ve çıkacak boş mailin gönder ikonuna basmanız yeter.  Moderatör arkadaş sizin üyeliğinizi onaylar.
2)     Eğer bunu yapamıyorsanız hdp.demokrasi.platformu@gmail.com adresine bir mail ile isteğinizi bildirin. Arkadaşlar sizi üye yaparlar.
HDP Demokrasi Platformu Çağrıcıları
11 Ocak 2016 Pazartesi
1.      A. Seda Berzeg
2.      ahmet can
3.      ahmet göral
4.      Alemdar Kadıoğlu
5.      ali dogan
6.      Ali Nejat Sözen
7.      barış göral
8.      Bekir Yurdakul
9.      Can Can
10.  Demir Küçükaydın
11.  Dilan Tuğrul
12.  Edip Bal
13.  Ekrem Soybay
14.  Ferhat Berkpınar
15.  Feryal Vatan
16.  Gülseren Adaklı
17.  Hasan Cevad Özdil
18.  Hasan Gürkan
19.  Irfan Acikgoz
20.  İsmet Sekmen
21.  Kıvanç Ersoy
22.  Mehmet Ali Aslan
23.  Mesut Korkmaz
24.  Muammer Baburcan
25.  Murat Yüce
26.  Mustafa Covac
27.  Mustafa Nevzat Yüce
28.  Mustafa Yeşim
29.  Muzaffer Baburcan
30.  Namık Kuyumcu
31.  onur şentürk
32.  Ömer Bilal Karakaya
33.  Radife Karamanogullari
34.  Salih Kaya
35.  Sami Sarı
36.  Savaş Kündüroğlu
37.  Sengül Mor
38.  Serpil Arısoy
39.  Sezai Sarıoğlu
40.  YIlmaz Ocak
41.  Zeynel Abidin Çelebi


Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...