26 Mart 2015 Perşembe

Birleşik Haziran Hareketi'nin içinden eleştirilerimize yönelik bir cevap

Birleşik Haziran Hareketi’nin içinden eleştirilerimize yönelik, "Devrimci Hareket" imzalı bir cevap gelmiş bulunuyor. Bu cevapta dile gelen görüşleri elbette eleştireceğiz ve ne kadar yanlış olduğunu göstereceğiz.
Ama biz abdestimizden eminiz ve fikirlerimizin gücüne güveniyoruz. O nedenle eleştirilerimize yapılmış bu eleştiriyi önce virgülüne dokunmadan olduğu gibi aktarıyoruz. (Hazirancıların daha böyle bir şey yaptığını görmedik.)
Engels'in dediği gibi: "Önce sen vur mösyö Burjuvazi"
Demir Küçükaydın
26 Mart 2015 Perşembe

 Ölçüsüz Eleştirilere Haziranca Yanıt

Birleşik Haziran Hareketi, kurulduğu günden itibaren çeşitli eleştirilerle muhatap edildi. Bunların içinde yapıcı ve samimi olanları elbette vardı. Ancak tabloya bir bütün içinde bakıldığında eleştirilerin büyük oranda öznel olduğu, hatta anlamadan yargılama yoluna gidildiği söylenebilir. Öyle eleştiriler söz konusu oluyor ki, solun insanlığın en ileri ortak aklı olması bağlamındaki ön kabulünü sorgulatır sonuçlar doğuruyor;  başlı başına sosyolojik veya psikolojik bağlamda bir tez konusu olmayı gerektirecek değerlendirmeler yapılıyor.
Haziran Hareketi’nin yeni ve bugüne dek oluşan ittifaklardan farklı bir yapılanma olması, anlaşılmayı güçleştiriyor olabilir; gerek bu nedenle gerekse farklılıklara tahammül ve hoşgörüyü öne çıkaran nitelikleri sebebiyle, eleştirileri yanıtlamaktan çok anlamaya çalışmak, Haziranca duruşun gereğidir. Ancak bu duruş, hiçbir eleştiriye yanıt verilmeyeceği veya amacı üzüm yemekten çok bağcıyı dövmek olan, hatta genelde sola özelde tüm ezilenlere zarar veren eleştirileri hoş karşılayacağı anlamına gelmiyor.
Sözünü ettiğimiz eleştirilerde savrulma ve ölçüsüzlük, seçim sürecine girilmesiyle beraber deyim yerindeyse tavan yaptı. HDP’ye destek adına HDP sözcülerinin beklenti ve söylemelerini çokça aşan, Haziran Hareketi’ne yönelik bir saldırı kampanyası başlatıldı. Homojen olmayan bu saldırının ortak yanı, Haziran Hareketi’ni (HDP’lilerin farklı ve dostane tutumlarına rağmen) HDP’nin karşıtı gibi göstermek, eleştiri sınırlarını aşan hoyrat ve saldırgan bir dil kullanmaktır. Bu süreçte, öznel duruş ve hesaplar üzerine bina edilmiş eleştirilerin yoğunlukla öne çıktığını söyleyebiliriz. Örneğin Demir Küçükaydın’ın “Haziran Hareketi Mahcup Etmedi” başlıklı yazısı, bu niteliktedir; mücadelenin veya Kürt sorununun değil, kişinin ihtiyacı olan bir değerlendirmedir.
Haziran Hareketi, asgari demokratik bir programın da sınırlarını zorlayan kapsamda, örgütlü ve örgütsüz çok geniş bir kesimi bir araya getirmiş ve umutları büyütmüştür. Bir insanın böyle bir hareketi, “CHP’ye oy veren, laik ve Alevi ama pek ulusalcı kaygıları olmayıp da demokrat olan geniş bir kesimin HDP’ye yönelmesini önlemek için kurulmuş bir bent” olarak değerlendirmesi için, hangi öznel hesaplar veya nasıl bir ruh hali içinde olması gerektiğinin yorumunu, bu konuda objektif olabilecek psikologlara bırakıyoruz.
Haziran karşısında iki karşıt uç aynı noktada birleşiyor
Anımsanacak olursa Haziran Hareketi’nin daha oluşum aşamasındayken aldığı en sert ve kapsamlı eleştiri, bir seçim bloğu olduğu, bunun için kurulduğu ve Haziran seçimlerinde milletvekili pazarlığı yapmayı amaçladığı yönündeydi. Bu yaklaşım nasıl ki olasılıkları teke indiren ve anlamayı değil kendini dayatmayı amaçlayan hegemonik bir nitelik taşıyorsa, “küçük aydın”ın karşıt kutuptan gelen eleştirileri de aynı sığ, tekçi ve dayatmacı nitelikleri taşıyor; anlamayı değil yargılamayı veya tamamen kişinin ihtiyacı olan bir bakış açısını dayatmayı amaçlıyor.
Haziran Hareketi’nin seçime dair açıklamasının çok laf edip hiçbir şey söylememek anlamına geldiği iddiası, mücadeleyi anlama ve kavrama farkıdır. Örneğin “Seçim nedir son duruşmada? Oy verme işlemidir. Var olan alternatiflerden birini destekleme veya desteklememedir,” ifadesi, hareket noktasının sığlığını anlatmaya uygun bir içeriktedir. Alternatifleri var olan partilerden, yapılması gerekeni de bu partilerden birine oy vermekten ibaret görmek, günü kurtaran sistem içi bir ufuk ile devrim eksenli stratejik bir ufuk arasındaki farka işarettir.
Bir hafıza tazelemesi yapıldığında, “küçük aydın”ın “şöyle denebilir veya denebilir” biçiminde özetlenebilecek yaklaşımının dışında, seçim döneminde farklı alternatiflerin de olduğunu görmek, anımsamak mümkündür. Örneğin bir dönem geliştirilmiş olan “Oy Verme Hesap Sor Direniş Komitelerinde Birleş” alternatifinin mevcutlardan daha ileri bir programatik duruşa tekabül ettiğini bilmek için çok derinlikli bir kavrayışa sahip olmak gerekmiyor.
Duygusal ve psikolojik öğeler değerleri ve ilkeleri baskılıyor
Felaket tabloları çizerek, “ya hep ya hiç” ikilemleri içinde duruş geliştirmek, psikolojik öğeleri siyasal gerekliliklerin önüne çıkarmak, devrimci mücadelenin bütünlüğüne dair temel önemde bir kavrayış sorununa işarettir.
Önümüze konulan bir seçim sandığında bu denli fırtına koparmak için, seçim olgusuna dair devrimcilerin genel doğrularını unutmuş olmak yetmiyor; mevcut saldırganlıkta, cehaletle öznelliğin iç içe geçtiği bir ölçüsüzlük göze çarpıyor. Kimileri, insana “bu cümleyi kurmak için çok mu düşündün” dedirtecek şekilde “HDP’ye karşı sınıf savaşı mı veriyorsunuz?” diye sorarken, kimileri de “ilkelerini bir kenara bırakıp pragmatik düşünseniz fena mı olur?”anlamına gelecek ölçüsüz bir noktadan basınç uyguluyor.
Gerçekte en genel ve belki en doğru tanımıyla Haziran Hareketi, “öz örgütlenme+cephesel örgütlenme” biçimindeki ikili görev tanımı gereği bir eksikliğin giderilmesidir; devrim perspektifli olma bağlamında bir samimiyet ve sorumluluk göstergesidir. Bugüne kadarki tüm anlatımlara rağmen halen Birleşik Haziran Hareketi’nin bu türden yakıştırmalarla muhatap edilmesi, büyük oranda maksatlı bir karşıtlığa ve karşıtlık üzerinden var olma kültürüne, dolayısıyla da Marksizm konusunda ciddi bir kavrayış sorununa işarettir.
 Kürt sorununu, ezilen diğer kesimlerin sorunlarından, birikim ve tecrübenin ürünü ilkelerden bağımsız, her şeyin üzerinde bir olgu olarak görüp koşulsuz-şartsız desteği hatta yedeklenme ve iltihakı savunmak; genel anlamda Marksizmden özelde Leninist örgüt ve mücadele anlayışından bihaber olmaktır. Ve gerçekte böylesi duruşlar, Kürt halkının mücadelesine yarardan çok zarar veren, Lice-Taksim hattını koparma işlevlidir.
Mevcut tabloya, öznellikten arınmış bir gözle ve kavganın diyalektiği açısından bakıldığında görülür ki,  Kürt halkının bu türden kutuplaştırıcı bir söyleme veya hegemonik, tekçi, kendini dayatan bir üsluba, nicel katılım zorlamalarına değil; yapıcı eleştiriyi de içeren, nitelikli bir dostluğa ihtiyacı vardır. Bunun koşulu, her ne yapılırsa ve nerede durulursa “alkışçısı” olmak değil, kavganın diyalektiği gereği stratejik ufuklu düşünmektir; test alanı ise sandıktan çok daha ötedir.
Bilinir ki parlamentoya girilse dahi sokak, temel önemde olma özelliğini yitirmez; kavgada tali olan, temel olana göre biçimlenir. Yani parlamentoda başarı, sokakta var olmayı gerektirir. Bu bağlamda Haziran Hareketi, HDP’nin karşıtı değil, dostudur. Bunun koşulu, ne duygusal reflekslerle günü kurtarmak ne de yedeklenmektir. Kavga, çok yönlü ve çok alanlıdır. Örneğin Kobanê’de mücadele verenlerin ihtiyacı, nicel anlamda sayılarının artırılmasından çok kavgayı farklı alanlara taşımak, saldırgan gücü bölmek, dayanışmayı işçi-emekçi kesimlerin eylemine içererek cephe sayısını artırmaktır.
Kavganın gerektirdiği bu bütünsel yaklaşımı anlayamamak, ilkeli davranışı itibarsızlaştıran, günü kurtarma eksenli sübjektif çıkışlarla örgütlenmiş bir “mahalle baskısı”nı beraberinde getiriyor. Değerlerde ısrar, psikolojik ve duygusal öğelerle baskılanırken; pragmatizm, programatik duruşun karşısında cüretkarca savunuluyor; Marksizm adına Marksizmi açıkça yadsıyan bir duruş öne çıkarılıyor.
Marksizmden beslenmiş kimi kadrolarda da bocalama gözleniyor
Özellikle seçim sathı mailine girilmesiyle beraber, öyle bir öznellik rüzgarı estirildi ki Kürt sorunu konusunda yedeklenme konumunda olanların dili, özne konumunda olanların dilini aşarak sertleşmeye başladı. Dikkatle bakıldığında görülecektir ki bu dil, bir var olma biçimidir; Kürt halkının özgürleşme mücadelesinin değil, duruşuyla ve ufkuyla “küçük aydın”ların veya tüm doğruları tekelinde topladığını sanan hastalık düzeyinde bir kibrin ürünüdür. Altını çizerek belirtme ihtiyacı duyuyoruz ki bu kibir, Demirtaş’ın veya Cemil Bayık’ın seçim bağlamında Haziran Hareketi’ne dair yaptıkları açıklamalarda gözlenmiyor; çünkü bu, HDP’den daha çok HDP’li olma halidir; Marksizm adına Marksistlere saldırmaktır; parti-cephe, Parti-sovyet, öz örgütlenme-cephesel örgütlenme bilincinin bulanmasıdır; yıllardır birbirinden koparılmış olan at ile arabayı birleştirme çabasının karşısına dikilmektir.
Aynı kefeye koymasak da Ercan Kanar gibi duruşunu önemsediğimiz bir aydının, Haziran Hareketi’nin seçim tavrını “Kürt halk mücadelesine karşıtlık” olarak görmesi, Birleşik Haziran’a seslenirken bileşenlere dair ayrıştırıcı bir dil kullanması, Gezi direnişini sömürerek politika yapmaktan bahsetmesi, Marksizm’den beslenen kadroların dahi bugün geldiği nokta bağlamında bizi düşündürüyor.
Bu örnekler, bu toplam tablo, bizi genelde emekçi halkların faşizme karşı birleşik savaşının örgütlenebilmesi, özelde Kürt halkının özgürlük mücadelesinin doğru anlaşılması adına kaygılandırıyor. Gezi’yi daha iradi ve kalıcı bir niteliğe kavuşturma çabasına yapılan bu türden bozucu müdahaleler, nereden ve hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, son tahlilde egemen sınıflara hizmet etmekte, ezen-ezilen mücadelesinde ezilenlerin safını zayıf düşürücü rol oynamaktadır.
Haziran Hareketi, kuruluş amacı ve ilkeleri gereği, bu haksız ve saldırıya varan eleştiriler karşısında duygusal reflekslerle hareket etmeyecek, öznel mesafeler oluşturmayacak bir yapıdır. Bu nitelikte ısrar etmek, yanlışa yanlışla cevap vermemek, ezilenlerin birleşik mücadelesinin başarısı açısından olmazsa olmaz bir kuraldır. Kavga, zorlu ve çok rauntludur; seçim bu kavgada yalnızca bir raunttur, bu bağlamda sürece hayatın her noktasında mücadeleyi örgütleme perspektifiyle yaklaşılmalı, öznel hesaplarla yoğunlaştırılan saldırıların estirdiği yıpratıcı ve rekabetçi rüzgardan uzak durulmalıdır.
19 MART 2015

DEVRİMCİ HAREKET

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...