7 Haziran 2014 Cumartesi

Doğrudan Demokrasi - Temsili (Dolaylı) Demokrasi – Akışkan Demokrasi vs.

Yarın (8 Haziran) saat 14.00 – 18.00 arasında, “Gezi’nin Bakiyesi” başlığı altında yapılan “Forum/Çalıştay”ların ikincisi var.
Konular:
1)      Özyönetim ve Doğrudan demokrasi: Kavramlar
2)      Forumlar, Dayanışmalar ve İşgallerde Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Yazılarımızı izleyenler görecektir ki, aslında son zamanlarda yazdığımız yazıların büyük bir bölümü bu Forum/Çalıştay’ın konusuyla ilgiliydi.
Örneğin şu yazılar “Kavramlar” bölümüyle ilgiliydi.
Bu yazılar aslında daha devam edecekti. Bu kavramlarla Demokrasinin sosyolojik bir tanımlamasını yapmaya çalışıyorduk. Ancak zaman yokluğundan ve diğer konularda yazmamız gereken yazıların çokluğundan devam edemedik.
Yine de daha önce bu konuda yazıp derlediğimiz iki kitapçık eksiği bir ölçüde olsun giderip bir kavramsal arka plan sağlayabilir. Bu iki kitapçık, üzerlerine tıklanınca çıkacak şu adreslerden kolaylıkla indirilebilir:
Demokrasi ve Sol (Özgür Üniversite’de verilmiş bir seminerin notları)
Marksist Demokrasi Teorisine Katkı (2000’lerin başında yazılmış bir seri yazının derlemesi)
Bu teorik arka planın forumların sorunlarıyla ilgisi nedir?
İşte sorunun en can alıcı noktası tam da buradadır. Demokrasinin nasıl ele alınıp tartışılması gerektiği sorusu teknik bir sorun değildir; doğrudan politik ve ideolojik bir sorundur.
Politik sorunlar ise, aynı konuda anlaşmışların bir konuyu ayrıntılı olarak ele almalarının yöntemiyle; yani bu çalıştay yöntemiyle ele alınamaz. Farklı görüşlerin, tezlerin, partilerin tartışılması olarak ele alınıp tartışılabilir. Çünkü bu bir gündem ve öncelikler tartışmasıdır. Yani önceliğin ve genel olanın ne olduğu tartışmasıdır.
Doğru dürüst bir tartışma, manüplatif olmayan bir tartışma; demokrasi konusunun nasıl tartışılması gerektiği üzerine bir tartışma olabilirdi.
Bu tartışma içinde ancak demokrasi tartışmasının politik olduğu fiilen ortaya çıkar ve onun böyle bir biçim içinde ele alınamayacağı görülebilirdi.
Bu tartışma, demokrasinin her şeyden önce, forumlardaki veya hedeflenen demokrasinin, kimlerin demokrasisi olduğu sorununu gündeme getirirdi.
Çünkü bir karar mekanizması olarak, bir araç olarak demokrasi, somut, sınırları belirli toplulukların kendilerini nasıl yöneteceği ve bunun için de kararları nasıl oluşturacağı ile ilgilidir.
Ama eğer o demokrasi aracını kullanacak olan topluluğun ya da kullanma hakkı olan bireylerin nasıl tanımlanacağı esas olarak demokrasinin sosyolojik anlamıyla ilgili bir sorundur. Demokrasi genel olarak, yani karar vermede bir araç olarak gericilikle, milliyetçilikle, ırkçılıkla, kölecilikle çelişmez; hatta onların gayet kullanışlı bir aracı olabilir ve olmaktadır da. Yunan sitelerinden bugünkü dünyaya kadar böyledir. ABD, İngiltere, İsveç, dünyanın en demokratik devletleridir. Ama onların Demokratik mekanizmalarla aldıkları kararlar o kararlara katılamayan milyarlarca insanın kaderini belirlemekti ve onların bu kararların dışında kalmasına dayanmaktadır.
Bu nedenle sosyolojik olarak demokrasi ile hukuki veya teknik olarak demokrasi tamamen birbirinden iki farklı anlama sahiptir. Forumlarda ise demokrasi hep teknik olarak tartışılmaktadır. Sanki kimin demokrasisi olacağı sorunu tartışılmış ve çözülmüş gibi ya da böyle bir sorun yokmuş gibi ele alınmaktadır.
Konunun tanımlanışıyla ve işlenme biçimiyle tamamen böyledir. Tam da bunun kendisi var olanı tartışma konusu yapmadığı; onu öncelikli bir sorun olarak koymadığı ve koyulmasını engellediği için demokrasi üzerine bu çalıştaylar aslında özü itibariyle son derece anti demokratik bir politikanın ve anlayışın aracı olmaktadırlar.
Yani demokrasinin teknik bir sorun olarak ele alınması ve bu biçim, fiilen var olanı olumlamak, ona karşı mücadeleyi gündemden düşürmek sonucu vermektedir.
Yani forumlar ulusun Türklük ve Müslümanlıkla tanımlanmış, bir devletin yurttaşları olarak ülkenin bu en temel belirlenmişliğini; hakların böyle belirlenmişliğini sorun etmiyorlar demektir bu her şeyden önce.
Türkçe ana dili olmayanlardan alınan vergilerle; Müslüman olmayanlardan alınan vergilerle Türk tarihleri ve Türkçe dersleri devlet tarafından verilmekte ve yine devlet tarafından Müslümanlara hizmet ekmek üzere binlerce kişilik bir memur ordusu beslenmekte ve daha bir yığın eşitsizlik bunlara eşlik etmektedir.
Böylesine gerici bir ulusun, devletin egemen olduğu bir yerde, bunu sorun etmeden yerel yönetimi veya doğrudan demokrasiyi sorun etmenin kendisi var olan eşitsizliği sürdürmenin bir aracı haline gelir. Fiilen olan da budur.
Ancak bu sorun etmeme, elbette bunu sorun etmek isteyen bizim gibiler için bir sorundur. Forumların veya Gezi’nin Bakiyesi’nin mücadelesini bir AKP ve Hükümet karşıtlığı ekseni üzerinde sürmesini isteyenler, elbet bu durumun sürmesini; dolayısıyla bu konuların gündeme gelmesini istemedikleri için, bugünkü gündemler ve tartışma biçimleri bu anlayışlarına hizmet ettiği için, bizim gibilerin sorun etmesini sorun etmektedirler.
Bizce forumların özyönetim veya doğrudan demokrasiyi görüşebilmek için, yani bu karar alma mekanizmalarını görüşebilmek için; önce kimlerin karar alacağını; yani sınırlar sorununu gündeme getirmeleri gerekir.
Ancak böyle bir tartışma içinde, demokrasinin sosyolojik tanımı birden bire can alıcı bir pratik sorun olarak ortaya çıkar. O zaman demokrasilerin bir diktatörlük olduğu; demokrasi ve zorun birbirinden ayrılamayacağı; demokrasilerde azınlıklar hakkında karar alınamayacağı; ama bunların hangi anlamda azınlık olduğu gibi sorunlar somut bir anlam kazanırlar.
Örneğin her demokrasi nesnel olarak bir diktatürlük olduğuna ve böyle olmamak mümkün olmadığına göre, bizlerin demokrasisi kime ve neye karşı bir diktatörlük olacaktır. Örneğin ulusu Türklükle tanımlayanların diktatörlüğü mü; ulusu Türklükle veya herhangi bir dil ve dinle tanımlamayı reddedenlerin diktatörlüğü mü?
Bu ise doğrudan ulusun ne olduğu ve nasıl tanımlanacağı sorunuyla ilgilidir.
Forumlar veya Gezi bir karşı iktidarın, ya da iktidar olmayan bir iktidarın tohumu olma iddiasında olduklarına; bu iktidar olmayan iktidar nasıl bir ulus tanımına dayanacak ve yerleştirmeye çalışacaktır?
Ama iz Özyönetim ve Doğrudan Demokrasiyi gündeme alarak; bunu da sanki aynı anlayıştakilerin daha incelikli yollar bulmaları için uygun olabilecek Çalıştay gibi bir biçimde tartışırsak; bu sorundan kaçmış; bu sorunun gündeme gelme yollarını kapamış oluruz. İşte bizzat bu davranışın kendisi; politik bir davranış ve manüplasyon olur nesnel olarak.
Forumlar bu sorundan kaçtığı sürece, var olan birbirine zıt iki eğilim her yerde dolaylı biçimlerde çatışmaya devam edecektir.
Bizim cevabımız çok açıktır. Bizler bugünkü devletin, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Ulusu’nun karşısında bir alternatif Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Ulus ve bunun tohumu olmaları gerektiğini söylüyoruz.
Yani bir dille ya da dinle tanımlanmamış; böyle tanımlanmaya karşı tanımlanmış bir ulus ve böyle dil ve din körü bir devlet için mücadele etmeliler ve bunun bir tohumu oluşturmaya çalışmalılar.
“Alternatif toplum” bu devletin egemenliği altındaki topraklarda; böyle tanımlanmış bir ulus içinde; ekolojik veya anti-kapitalist bir yaşam değildir ve olamaz.
Bizim bu alternatif cumhuriyetimizin bayrağı örneğin bir Tür veya Kürt bayrağı olamaz. Bu bayraklar Türklükle ve Kürtlükle tanımlanmış ulusları ifade edip savunduklarına göre; bu bayraklar karşısında bizim bu bayrakları reddettiğimizi sembolize eden bir bayrağımız olması ve bunu dikebilmemiz gerekir. Bunu dikemeyip, ağaç dikmekten söz etmek; fiilen bu devleti ve milleti savunmak; ona karşı mücadeleyi gündemden düşürmek demektir.
Keza bütün diğer bürokrasisiz, seçilmiş organlara yetkilerin devri, vs. gibi sorunlar ancak bundan sonra gelebilir.
Böyle bir sorun elbette birkaç forumla, sınırlı bir alanda da tartışılamaz ve karalaştırılamaz. Bunun en geniş katılımla tam Türkiye çapında Geziciler ve Forumcular tarafından tartışılması gerekir. O halde, bunun olanak ve araçlarını yaratmak gerekir.
Ama bu sorunları gündeme getirmek gibi bir amacınız yoksa Gezi ve Forumları bir alternatif Cumhuriyetin tohumu olarak görmüyor ve öyle olmalarını istemiyorsanız, tüm ülke çapında bu sorunları tartışmanın ilişkileri, organları, araçlarının nasıl yaratılacağı gibi bir sorununuz da olmaz.
Dolayısıyla böyle sorunları gündeme getirmelere karşı, yerelliği öne çıkararak, bu sorunları tartışmayı engelleme; pratik işlere yoğunlaşma gibi, ilk bakışta çok iyi; ayağın toprağa basmasına yönelikmiş gibi gelen bir karşı politik pozisyonu fiilen savunma anlamına gelmektedir.
Yatay ve ortak ilişki kanallarının tüm ülke ölçüsünde yaratılmasını acil ve önemli bir sorun olarak koymamanın kendisi; hatta bu yöndeki girişimlere karşı çıkış, aslında var olan durumu sürdüren politik bir tercihi yansıtmaktadır.
Yani, Türkiye çapında yatay bir ilişkiler ağının ve tartışmaların ve karar alma mekanizmalarının kendisini gündeme almamak; tıpkı Demokrasisi teknik bir sorunmuşçasına ele almak gibi bir politik duruşu yansıtmaktadır. Bu politik duruş da özünde; Gezi’nin ve Forumların bir alternatif Cumhuriyet ve Ulus sorununu gündeme alıp tartışmasını engellemeye hizmet etmektedir.
Böylece bizim Akışkan Demokrasi gibi konularda niye yoğunlaştığımız daha iyi anlaşılabilir. Aslında teknik bir sorunu; kararın nasıl alınacağına ilişkin imkânlar ve deneyler sorununu tartışır ve tanıtır gibi görünürken aslında ülke çapında yatay bir ilişki, tartışma ve karar alma olanaklarına dikkati çekerek; bugünkü yapıyı sarsmaya ve bugünkü politikaya mücadele etmiş oluyoruz.
Yani aslında çok başka koşullarda gerçekten teknik bir sorun olan doğrudan demokrasi vs. şimdi burada politik bir mücadelenin aracıdır.
Nasıl bugünkü işleyiş ve yapı, bir demokratik ulus ve cumhuriyetin araçları olamazsa; demokratik bir cumhuriyet ve ulusun kullanabileceği araçlar da bugünkü anlayış tarafından kullanılamaz.
Tüm Gezicilerin ortaklaşa tartıştığı; temel görüşler etrafında yoğunlaşmaların oluştuğu; Her görüşün doğrundan tüm herkese ulaştığı bir ortamda, bugünkü işleyiş ve yapıya dayanan politikalar egemen olamaz.
İşte aslında kararların nasıl alınacağına ilişkin soruya bir cevap olan ve özünde bu anlamda teknik bir sorun olan Akışkan Demokrasi konusuna dikkatleri çekerek, bugünkü yapılanmaya karşı onu yıkmaya yönelik adımlar atmaya çalışmış oluyoruz.
Gezicilerin en çok korktuğu konular oylama, karar ve temsili reddetmesiydi. Bu eski örgütlere bir tepkiye de dayanıyordu. Bu haklı korku ve tepkiler ise öyle kalınıca dağılma tam da bu noktada oluştu.
Gezi ve Forumlara bütün bu tehlikeleri bertaraf eden araçların varlığını gördüğünde, tekrar toparlanma eğilimine girebilir. Bu forumlar da zaten toparlanma ihtiyacının dile gelişi ve böyle olanaklar olup olmadığının araştırılmasından başka bir şey değildir.
Örneğin bu sorunları anlatan Özgür Günay arkadaş sorun e öneriler kısmında şunları yazıyor:
“Varılan bu durum demokratik ve kolektif karar alma olanaklarının yaratılamadığının bir göstergesi. Ortak bir amaç etrafında birleşilemeyeceğini düşünen insanlar, en başta hissettikleri ortaklaşma duygusunun boşa düşmesinin uyandırdığı hayal kırıklığı ile evlerine dönüyorlar. Kuşkusuz daha kırılgan olanlar kadar, daha dirençli olanlar da var. Kararlı olanların çabası isyanın sürmesini sağlıyor. Ancak hayal kırıklığı ile eve dönen insanların yeniden meydana çıkması için ortaklaşma zemininin yeniden oluşturulması gerekir. Bugüne kadar bu zemin yalnızca iktidara ve polis şiddetine karşı oluşturuldu. Ortak hareket etmeye dayalı bir zemin oluşturulamadı. Haziran isyanına benzer bir isyan durumunda insanların hem hissi hem de iradi varlıklarını rahatça ortaya koyabilecekleri basit ve katılıma açık mekanizmalar kurulmadıkça böyle bir zemin oluşturmak mümkün görünmüyor. Yeni kurulacak yapının temel özellikleri açıklık, katılımcılık ve hiyerarşisizlik olmalı:
·         Sürekli temsiliyet yerine rotasyona dayalı, yapılacak işe göre tanımlı ve kısa süreli temsiliyet mekanizmaları kurulmalı.
·         Temsiliyetin inisiyatifleri belirlenmeli.
·         Denetleme ve geri çağırma olanakları açık olmalı.
·         Gönüllülerin yapmak istediklerine yol verici bir mekanizma oluşmalı. Bu inisiyatifler ilkesel sorunlar barındırmadığı sürece engellenmemeli.
·         Alınan kararlar yeniden tartışılabilmeli. Ancak tartışma işleyişi tıkamadan yürütülmeli.
·         Alınan kararlara uymayı sağlayacak ikna süreçleri her zaman açık ve işler tutulmalı.
·         Hertürlü iş ile ilgili deneyim aktarımı yapılarak işlerin herkes tarafından yapılabilmesi sağlanmalı.
Haziran isyanının ortaya çıkardığı direniş olanakları yeni mücadele biçimlerinin mümkün olduğunu gösteriyor. Örgütlerin bu olanakları ciddiye alarak kendilerini yenilemeleri ve örgütlenme pratiklerini yeniden düzenlemeleri gerekiyor. Direnişçiler ise kendilerinden başka bir kurtarıcı olmadığını görüyor ve kendi hayatına sahip çıkmak istiyor. Bugüne kadar yürütülen temsiliyete dayalı örgütlü mücadele yöntemleri, uyguladıkları bürokratik, hiyerarşik ve cinsiyetçi hataları nedeniyle tümüyle terk edilmek isteniyor. Ancak yerine gevşek gönüllülük ilişkilerinden başka bir örgüt modeli konulabilmiş değil. İnsanların örgütlerin değil; bürokrasinin, hiyerarşinin, cinsiyetçiliğin yanlış olduğunu anlaması için aynı deneyimleri yeniden yaşaması gerekmiyor. Ancak deneyim aktarımının olmadığı bir dönemin ardından toplumsal belleğini yitirmiş olan kitle, pratikten başka öğretmen tanımıyor.”
İşte, gerek akışkan demokrasi (Liquid Demokracy) konsepti; hem bunu binler gereğinde milyonlarca insanın kullanabileceği programlar (Liquid Feedback); hem de geçen gün Cumhurbaşkanlığı seçimi vesilesiyle kısaca değindiğimiz, dünyanın en eski, en yaygın, en kendiliğinden ve dolayısıyla isimsiz karar alma yöntemi olan çoğunluğa değil; en az direnç gören alternatifi bulmaya yönelik en yeni yöntemi (Sistemli Uzlaşma) bunun mümkün olduğunu göstermektedir.
Akışkan Demokrasi Konseptini kısaca anlatan, yarın da göstermeyi umduğumuz film veya görsel malzeme şu adresten izlenebilir.
Yine şu adreste Gezi’nin Bakiyesi sayfasında konuyla ilgili değerli yazılar var:
Ayrıca Almanca bilenler için en az karşı çıkılanı bulmaya yönelik demokratik karar alma mekanizmasının anlatıldığı şu sayfa da yararlı olabilir:
Biz Liquid Feedback Programını kurarak, Türkçeye çevirerek, denemeler yaparak, nasıl kullanıldığına dair broşür ve kitaplar hazırlayarak ve bunları hazırladıktan sonra Forumlara ve Gezicilere “işte olanak ve araçlar, buyurun bunları kullanarak bu dağınıklıktan çıkın ve hem yerel hem de ülke ölçüsünde tartışın, örgütlenin, kararlar alın ve uygulayın” demeye yönelik bir çalışmayı Radikal Demokrasi grubu içinde başlatmış bulunuyoruz. Bu çalışmalara katılmak isteyecek arkadaşlar mail adresimize yazabilirler ve yazmalılar.
Demir Küçükaydın
07 Haziran 2014 Cumartesi
Yazıları e-posta ile otomatik olarak almak isterseniz şu adrese boş bir e-mail yollayınız.
Twitter:
Bloglar:
Kitapları İndirmek İçin:
Videolar:

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...