19 Nisan 2014 Cumartesi

“Gezi’nin Bakiyesi” İçin Tartışmaya Katkı – Forumlar Listesi ve İki Yazı

Bu hafta sonu, yani yarın, Acıbadem, Caferağa, Özgürlük Parkı, Göztepe, Yoğurtçu ve Yeldiğirmeni Dayanışma ve Forumlarının Don Kişot Evi’nde “Gezi’nin Bakiyesi, Forumlar, Dayanışmalar ve İşgaller” başlıklı “Çalıştay-Forum”u var. Toplantı saat 11.00’den 15.00’e kadar sürecek.
Bu toplantı niceliğinden öte niteliğiyle önemlidir.
Cünkü ilk kez Gezi’nin Kalıntıları (Bakiyeleri) Gezi ve kendileri üzerine sesli düşünüp tartışmaya başlayacaklar; bu tartışmayı örgütlemeyi deneyecekler.
Ayrıca şu açıdan da önemlidir. Geziden kalan Forum, Dayanışma ve Meclisler’in çoğu fiilen işlemez veya katılımın neredeyse sıfıra indiği bir manzara sunmaktadır. Bu toplantının tertipleyicisi olan dört Forum ise, Gezi’nin ruhunun bir mum ışığı gibi de olsa hala yaşadığı ve yaşatmaya çalışıldığı; hala bir canlılık ve dinamizm gösteren çok az sayıda kalmış forumlardan Anadolu yakasındaki dördüdürler.
Gezi günlerinde Beşiktaş ve Kadıköy’ün o günlerdeki öncü ve yönlendirici rolünü hatırlayanlar, kadıköy’ün de esas olarak Yoğurtçu Parkı’da toplandığını hatırlmayacakladır. İşte bu dört forum bir bakıma Yoğurtçu’nun kalıtılarıdırlar.
Üç Başlık belirlenmiş ve üç Forumda ele alınacak.

“1. Forum: Dünyada 2007-8 krizi sonrası meydan ve işgal hareketleri
2. Forum: Türkiye'de 2007-8 krizi sonrası kitle hareketleri ve gezi parkı işgali, forumlar ve dayanışmalar
3. Forum: Park, ev, bostan işgalleri, mahalle dayanışmaları ve forumları: olasılıklar ve ne yapmalı”
Bu vesileyle, bu başlıklar ve bunun ardındaki mantığa ilişkin bir iki kısa değinme yapalım yeri gelmişken.
Son yıllarda, Hemen her yerde “çalışma gupları” tarzında gidilerek aslında en temel ve genel sorunları tartışmaktan kaçılmakta, en temel ve tartışılması gereken sorunlardaki kabul edilmiş gizli varsayımların tartışma konusu yapılması engellenmektedir.
Bu Gezi hareketinde başından belri, “zamanın ruhu” olarak bulunan bir özellktir. Aslında Gezi hareketinin ve F            orumların dağılışının ve çözülüşünün temel nedenlerinden de biridir. Ancak bu tartışmalar henüz yapılamadığı için bunların bilincine de varılamamaktadır.
Bu yukarıdaki üç konunun ikisi “2007-8 Krizi ve Sonrası” diye başlıyor. Yani Gezi’yi Dünyadaki bu kriz vesilesiyle ortaya çıkmış hareketlerin devamı, Türkiye’deki paraleli veya uzantısı olduğu varsayımına dayanarak başlıklar belirlenmiş bulunuyor.
Ama aslında tam da tartışılması gereken gerçekten böyle olup olmadığıdır. Yani aslında tam da tartışılması gerekeni tartışma dışına iterek ve gizli bir varsayım olarak bu tartışmayı bağlanmış gibi kabul ederek gündem belirlenmektedir. Ve alt grupların içinde ise böyle bi tartışmayı yürütmek olaksızlaşır.
Bu sorunla daha önce, aslında Nisan başında yapılması planlanan ama sonra ertelenen “Forumlar Buluşması”’nın katıldığımız hazırlık toplntılarında da karşılaşmıştık.
Hazırlık toplantısını örgütleyenler, gündemi belirleyerek aslında tartışılması gerekeni tartışma dışına çıkarıyorlardı ve aslında bir anlamda bir “yetki gaspı”nda bulunyorlardı.
Dünyada en önemli sorun, gündemin ne olacağı, ne olması gerektiği tartıyşmasıdır. Gündemi bir takin küçük nazırlık gruplarının belirlemesi; en önemli konunun manüple edilmesinden ve esas tartışılması grekenin tartışma dışına düşürülmesinden başka bir anlama gelmez.
Ancak, açık birztarışma ortamının hala yaşadığını ve bu eleştiriyi orada daha canlı olarak dile getirebileceğimizi umduğumuz için, bu kısa değinmeyle yetiniyoruz.
Fırsatımız olursa, Gezi Hareketinin niçin Dünyadaki diğer hareketlein bir uzantısı ya da paraleli olarak görülemeyeceğine; bu hareketin nedenleri ve yapısına ilişkin bir yazıyı da bugün yollamaya çalışırız.
Ancak toplantı için bir hazırlık babından Gezi’nin parklara çekilişinden sonra yazdığımız o zaman yapılmış öneri ve öngörülerin bulunduğu iki yazıyı bir hatırlatma olarak aşağıda yolluyoruz.
Ayrıca daha önce yapmak istememize rağmen yapamadığımız bir işi bu sabah yapmaya çalıştık.
Gezi Hpareketinden kalan Forum ve Dayanışmaların isimleri, yerlerin, adresleri, katılım durumları hakkında, durumun bir bilançsunu çıkarmaya çalıştık.
Bu bilançoyu da aşağıda yollayacağız. Eksik olan yerlerin ve bilgilerin doldurulmasını dileriz.
*
Önce Gezi hareketinin Parklara çekilişinden sonra yaılmış “Gezi Hareketinin Evrimi” ve “Gezi Hareketi Genişlemek, Genişlemek İçin de Radikalleşmek Zorundadır” başlıklı iki yazı. Hem biraz nostalji hem de bir fikri takip.

Gezi Hareketinin Evrimi (29 Haziran 2013 – Cumartesi)

Gezi Hareketi özellikle dün akşam Beşiktaş ve Kadıköy’deki Lice’yle dayanışma gösterileriyle çok önemli bir aşama kaydetti. Müslümanlara, “laikçi değiliz, sizin başörtünüzle, inancınızla, giyiminizle sorunumuz yok” mesajını vermişti. Dün akşam Kürtlere, “biz bildiğiniz Türklerden değiliz, sizin uğradığınız baskı ve haksızlıklar için de mücadele ediyoruz ve edeceğiz” mesajını verdi. Bu hareketin evriminde en kritik dönemeçtir ve başarıyla aşılmıştır.
Diğer yandan Gezi Hareketi başlayalı neredeyse bir ay oldu. Bu bir ayda nasıl bir evrim geçirdi?
Bir ilk bilanço taslağı çıkarmanın zamanıdır.
* * *
Hareketin patlamasıyla birlikte, bütün büyük devrimci kabarışlarda olduğu gibi, on yılların on günlerde aşıldığı zamanlar gelmişti. Devrimi eğitecek kimse yoktu, ama devrim kitleleri hızla eğitiyordu. Şu bir ayda kat edilen yol, son otuz yılda kat edileni, kat be kat aşar.
Hareket kendiliğinden ilk patlayışında her türlü örgütlenmeden yoksundu. Muazzam bir kitlesellik gösteriyordu, ama ne bir bayrağı (parolası, programı), ne örgütlendiği biçimler vardı. Bu bir ayda hızla hem örgüt biçimlerini hem de bayrağını (programını) ve örgütlenmesini ve biçimlerini hızla geliştirdi.
Örgütlenmesinden ve biçimlerinden başlayalım.
İlk başta iki örgütün adı duyuluyordu, “Taksim Platformu” ve “Taksim Dayanışması”.
“Taksim Platformu” Gezi Parkını, yaşam alanını savunan uzun zamandır sabırla mücadele eden ve bütün bu gelişmeleri başlatan direnişin örgütüydü.
Ama hükümetin saldırısı ve muazzam kitle katılımıyla hareket bir “Yaşam Alanı” savunusu olmaktan çıkmış, “Yaşam tarzı” savunusuna dönüşmüş ve bu da şiddet ve keyfiliğe karşı, yaralanmış vicdanların isyanıyla birleşmişti. Bu terazi bu kadar sıkleti çekemezdi, bu küçük ve spesifik araçları olan örgütlenme bu ihtiyaca cevap veremezdi, ama hareket esas olarak Taksim Gezisinde yığılı olduğu sürece belli bir toparlayıcı işlev gördü.
“Taksim Dayanışması” ise esas olarak, direniş öncesine ait dünyanın sol örgütlerinin, (sol gruplar, çeşitli dernek ve odalar ve bazı çevre direnişleri) bir koordinasyon organıydı. O da bu hareketin bir organı değildi. Sadece ilk günlerde, başka hiçbir örgüt olmadığından, koyunun olmadığı yerde keçinin Abdurrahman Çelebi olması gibi, geçici bir işlev gördü.
Ancak Erdoğan’ın Türkiye’de olmadığı; Gezi Parkı’nda genç bir kuşağın ilk siyasi ve toplu mücadele ve yaşam deneylerini yaşadığı ilk bir haftada, sol örgütlerin bu müzakere organında bir iç mücadele yaşandı.
Özellikle TKP ve Halkevleri gibi hareketlerin, Müslümanları ve Kürtleri hareketten uzak tutup, bunu da açıktan yapmayıp daha azgın Kemalistleri itmeme gerekçesinin arkasına sığınarak yaptıkları, hareketi sırf bir AKP karşıtlığına hapsetme girişimleri, Kürt hareketine daha yakın duran ve HDK’nın bileşenlerini oluşturan hareketlerce dengelenip engellendi, böylece tipik Kemalist anti-Kürt ve anti-İslam bir algının oluşmasına imkân verilmedi.
Bu anlamda olumlu bir işlev gördü, ama örgütlerin sloganları, flamaları, eski mücadele biçimlerine takılmışlığı vs. de aynı şekilde hareketin yeni ve özgül olanını gizlediği için olumsuz bir işlev gördü denebilir.
* * *
Yeni hareket ancak bir süre sonra Gezi Parkında yapılan forumlar ile kendine uygun örgüt formları yaratmaya başladı. Yanlış hatırlamıyorsak yedi forum vardı ve ne yapılacağı oradaki tartışmalarla belirlenecekti.
Ancak bu forumlarda hiçbir şekilde karar almaktan, azınlık ve çoğunluk ilişkisinden söz etmek mümkün değildi. Aslında konuşmaların çoğu, tam bir duygu patlamasının, tepkilerin dışa vurulmasından ibaretti ve somut olarak ne yapılacağı konusunda çok nadiren bir konuşma duyuluyordu.
Asgari bir demokrasinin olmazsa olmazı olan, seçim, oylama, gündem belirleme gibi sözler bile duyulmak istenmiyordu ilk günlerde. Bu forumlarda karar almak mümkün değildi, çünkü oylama ve azınlığın çoğunluğa uyması kabul edilmiyordu.
Yeni doğan çocuk henüz yürüyemiyor, konuşamıyor, tıpkı bir bebek gibi acısını ve sevincini dışa vuran sesler çıkarıyor, hareketler yapıyordu.
* * *
Bugün kat edilen yolun görülmesi için somut bir örnek verelim. Hareket, Taksim’de forumlarda ilk tecrübelerini yaşarken biz bu harekete, Türkiye ölçüsünde örgütlenme ihtiyacından söz etmiş ve bunun bir internet sitesi aracılığıyla yapılabileceği önerisini yapmıştık.
Buna verilen cevaplar ilginçti. Merkezileşmenin, seçim ve delegelerin yanlışlığından söz ediliyordu. Adeta kategorik olarak reddediliyordu ulaşabildiklerimizce. Büyük bir bölüm ise, henüz böyle bir sorunu gündeme bile almış olmaktan uzaktı.
Bugün ise, hareketin kendisi, bir ay önce duymadığı ve duymak istediğini neredeyse kendisi yaparak Türkiye çapında örgütlenmek için neredeyse önerimizin tıpkısı bir altyapı oluşturmaya çalışıyor.
Bunun için bir sayfa açılıp ankete başlanmış bulunuyor. Biz örneğin, mükerrer oyu vs. engellemek için vatandaşlık numarası önermiştik, buradaki öneri telefon numarası ve mail adresi. Amaç aynı yol da aynı sayılır sadece ayrıntıda bir fark. Başka bir öneriye de kapalı değil.
Hareket ilk günlerde sadece Taksim’de forumlarda vardı, ama Taksim’in işgaliyle birlikte bulunduğu semtlerde, parklarda, aslında asosyal mekânlara dönmüş yerleri, sosyalleştirerek, her devrimin oraya çıkardığı, komün, Sovyet, halk meclisi türü organlar oluşturdu.
(Bu ayrıca bütünüyle üretim ve işgücünün yeniden üretimi üzerine şekillenmiş, merkezi, insan düşmanı, bugünkü modern kapitalist dünyanın şehrine karşı adeta, kapitalizm öncesinin neolitik köy komününün cemi; antik kentin Agora, Forum veya Cami’sine ya da kapitalizme geçişin nüvesi olmuş Komüne -Avrupa’da bizlerin belediye dediğine, ama aynı zamanda Türkiye’de ve Şark devletçiliğinde Merkezden atanan Vali’nin de yetkilerine sahip olan mahalli örgütlenmelere ve yerleşimlere Komün, Cemaat, Ortaklık denir- dönerek, otonom, daha insani ve sosyal ilişkileri kurmaya ve onlara imkân hazırlamaya yönelik alternatif bir şehrin tohumudur.)
Başlangıçta seçim, oylama, gündem gibi sözleri bile duymak istemeyen hareket, şimdi gündemli tartışma, oylama, karar almanın daha modern ve demokratik biçimlerini geliştiriyor veya kullanıyor.
Örneğin dünya sosyal forumlarında geliştirilmiş araçları kullanıyor. El çırpmak yerine elleri havada döndürmek. “Yeter toparla” deme ve söz kesme yerine bir düdükle uyarı ve dinleyicilerin iki ellerini çevirmesi. Hem daha yumuşak (söz kesilmiyor) hem daha sert (bir anda yüzlerce el havada dönerek bitir diyor) hem daha esnek. (Eğer ilginç ve tasvip bulan bir konuşmaysa ona daha fazla kendini ifade için bir olanak sunmak.)
Doğrusu başlangıçta, demokrasinin geliştirilmesi bir yana, yanına bile uğranılmamasından korkuyorduk. 1970’lerdeki muazzam radikalleşme dalgasında tam da böyle olmuştu. Demokrasiye burjuva demokrasisi denerek bir yığın küçük diktatörlükler oluşmuştu. Tam da bu nedenle yenilmişti hareket. En basit demokratik hakkın bile Stalinist karşı devrimin öğretisiyle yetişmiş sosyalist kuşaklarca nasıl burjuva demokrasisi diye küçümsenip reddedildiğini, burjuva demokrasisinden bile geri keyfiliğe dönüldüğünü çok görmüştük.
Daha sonra aynı insanların, bu sefer zamane söylemini alıp yine aynı korkunç keyfiliği bu sefer “biz demokrasiyi aştık, seçim ve oylama yapmıyoruz”  diye nasıl keyfiliğin aracına dönüştürdüğünü de Çatı Partisi, Demokrasi İçin Birlik Hareketi, Halkların Demokratik Kongresi ve en son Sosyalist Yeniden Kuruluş Hareketi’nin bize karşı yaptıklarında acı acı yaşamıştık.  Bu nedenle gerçekten de Taksim’in ilk günlerinde aynı eğilimlerin burada da oraya çıkmasından çekiniyorduk.
Ancak bu çekincelerimizin aslında yeni kuşağın kültürel ve toplumsal yapısıyla hiç uyuşmadığını görmemiz çok zaman almadı. Hareket hızla 19.yüzyıl işçi hareketinin o zaman oluşturduğu demokrasi geleneklerini kendi el yordamıyla yeniden keşfedip, onları modern tekniğin olanaklarıyla birleştirdi. Stalinizmin yok ettiği ve neredeyse yüz yıldır unutulmuş işçi hareketinin devrimci ve demokratik geleneklerini bir vuruşta yeniden canlandırdı.
* * *
Şimdi hareket işleyişini daha da netleştirme, mahalli örgütlerini kurma ve yayma ve aynı zamanda merkezileşme görevleriyle karşı karşıyadır ve bunları gerçekleştirmeyi giderek gündeminin başına almaktadır.
Örneğin, internet programı veya sitesi ile Türkiye çapında merkezileşirken aynı zamanda mahallelere yayılmaya çalışmaktadır. Kendi bulunduğu yerde derinleşmeye çalışırken şimdi ulaşamadığı kesimlere ulaşma önerileri birbirini izlemektedir formlarda.
* * *
Eski dünyanın kalıntıları hala forumlarda bu yepyeni oluşumu eski dünyanın problematiklerine çekmeye de çalışmaktadırlar. Seçimlerde kimin destekleneceği ya da partileşip partileşmemek gerektiği gibi öneriler ve konuşmalar görülmektedir zaman zaman.
Bu hareket ve organları, hiçbir şekilde partileşme veya seçimlerde kimin destekleneceği gibi konularla zaman harcamamalıdır.
Bu hareket, kendisinin var olan devletin alternatifi tohum halindeki bir halk egemenliğinin organları olduğunun bilincinde olmalı ve kendisi benzeri başka organlar yaratmaya çalışmalı, bir alternatif iktidar olarak örgütlenmelidir. Zaman içinde giderek bu yöndeki kabulün ve buna uygun davranışların iyice yerleşeceğini umuyoruz. En azından şimdiye kadarki doğrultu bunu vaat ediyor.
Elbette kendi içinde farklı görüşler olacaktır, farklı program ve stratejiler olacaktır. Bunlar siyasi ifadelerini de ister istemez bulacaklardır.
Yapı ve İşlev arasında, tıpkı anatomi ve fizyoloji arasında olduğu gibi kopmaz bir ilişki vardır. Bir azınlığın bütün toplum üzerindeki egemenliğini sağlamak için kurulmuş bir devlet cihazı hiçbir zaman ezilen çoğunluğun kendisini yönetmesinin aracı olamaz.
Bu nedenledir ki Paris komüncüleri de, İspanya’da Franko’nn darbesine isyan edenler de, Sovyet devriminde, ayaklanan kitleler hep doğrudan kendilerini yönetmenin aracı olan organları yaratmışlardır.
Bu nedenle Marks Paris Komünü derslerini inceler ve sonuçlar çıkarırken, işçilerin burjuvazinin devlet cihazını alıp kullanamayacağını, ama onun yerine başka bir cihaz geçirmek zorunda olduğunu vurgulamıştır. Bütün devrimler de bunu doğrulamıştır.
Ama nasıl ezenlerin aracı olan bir devlet ezilenler tarafından kullanılamaz ise, ezilenlerin aracı olan bir devlet de ezenler tarafından kullanılamaz. Bunların bir çatışması er veya geç kaçınılmazdır.
Bu nedenle, bugün Park Meclisleriyle başlayan alternatif kendini yönetme deneyimi, ya var olan devlet cihazını tasfiye edip kendisi halkın kendisi olarak örgütlenmek zorundadır ya da er veya geç onun tarafından şiddetle yok edilecektir. Sonucu ise sınıfların konumları, kararlılıkları, örgütlenme düzeyleri, güçleri, hazırlıkları vs. belirleyecektir.
* * *
Hareketin programı ve bayrağı konusuna kat edilen yola ve evrime gelince.
İlk günlerde sol örgütlerin bayrakları, özellikle de ulusalcıların bayrakları (bunlar örgütlü ve hazırlıklı oldukları için) baskın görünüyor, ama daha ilk günden bunların kendi bayrak ve sloganlarını benimsetme çabaları bir yankı bulmuyor hatta küçümseme ve alayla karşılanıyor; en etkili silah olan alay ile (“Mustafa Keserin Askerleriyiz”, “Kimsenin Askeri Değiliz Olmayacağız”) etkisiz kılınıyorlardı.
Örgütsüz yeni bir kuşak harekete damgasını ve ağırlığını giderek daha fazla vuruyordu. Elbette hareket kendisini oluşturan ve farklı yönlere çekmek isteyen güçlerin bileşkesi yönünde gidiyordu, ama burada, Kürt hareketine yakın duran ve genellikle HDK’nın bileşeni oluşturan sol örgütler, Ulusalcıların tam tersi yöndeki çabalarını dengeleyip nötralize ederek, harekete damgasını vuran modern, eğitimli, genç, kadın ve “orta sınıf” ücretlilerin eğilimlerinin doğrultuyu belirlemesine imkân sağladılar denebilir.
Hareketin ilk çıkışında ve bir saman alevi gibi yayılış ve kitleselleşmesinde, Alevi ve CHP’lilerin AKP iktidarına karşı tepkileri muhakkak ki önemli bir rol oynadı. Bu görünüm, hem iktidarın komplo teorilerinin gerekçesini oluşturdu, hem de Kürt hareketinin bir kısmının bu hareketi kavramaktaki yanlışlarının ve gecikmesinin nedeni oldu.
Elbette bu hareketin omurgasını oluşturan geniş ve genç kesim büyük oranda CHP’li ailelerin çocukları olabilir. Hareketin ona tonunu veren iki büyük merkezinin, Kadıköy ve Beşiktaş’ta CHP oylarının yüzde 68 civarında çıkması bir rastlantı değildir.
Ancak onların çocukları ana babaları gibi düşünmemektedir, başka bir dünyaya aittirler ve hatta ana babalarının dünyasına da tepkiyi yansıtırlar.
Ana babaları genellikle teknik ve ilerleme hayranıdırlar, çocukları, tekniğe ve ilerlemeye değil, doğaya sevdalı çevrecilerdir.
Ana babaları, teknik ve ilerleme hayranıdırlar, ama çoğu zerrece onu kullanmayı bilmez, çocukları doğaya düşkündür, ama onlar için internet veya twitter yaşamın olmazsa olmazı, adeta vücutlarının bir parçasıdır.
Ana babaları hala başörtüsünde ilerlemenin ve “Atatürk devrimlerinin” düşmanı bir gericilik görürken; çocukları, bunda modern şehir hayatına kadının girebilmesi için bir olanak görürler ve kimsenin giyimiyle uğraşmamak gerektiğini düşünürler.
Ana ve babaları için Kürtçenin tanınması bölünmeye giden bir yoldur. Çocuklar için herkes gibi Kürtler de ana dillerinde eğitim görmelidirler.
Çocuklar aslında ana-babalarının bölünmesiyle bölünmüşlerdir.
Aslında bunların benzerleri AKP ve Politik İslam saflarında da vardır. Ancak onlar henüz meydanlara çıkmış değiller ve muhtemelen en son çıkacaklar olabilir.
AKP’nin ısrarla anlamak istemediği ve gözlerden yitirtmeye çalıştığı budur. Çünkü bu dünya karşısında kendi varoluş nedenini sürdüremez. O ancak CHP’nin anti tezi olarak var olabilir. CHP’ye sürekli çatarak aslında CHP’ye el vermekte, kendisiyle birlikte onu da kurtarmaya çalışmaktadır. CHP de bütün muhalefetini anti-AKP bir çizgide tutarak AKP’ye destek olmaktadır. Aslında her ikisi bu yeni bölünmeye karşı eski bölünmeyi egemen kılmak için güç birliği içindedirler.
Benzer bir bölünme de Kürt hareketinde vardır. PKK’nın temsil ettiği çizgi de bir bakıma, klasik bölünmelerle bölünmüştür. Ancak, batıda bir benzer bölünme ve hareket olmadığı için, klasik Türk milliyetçiliğinin aynadaki aksi olan Kürt milliyetçiliğinin elinde rehin durumunda kalmıştır. Onları çiğneyemezdi, bu onun hızla tecrit ve yok olmasının yolunu açardı, ama onlarla ittifak yaptığında da onlar hemen bin bir yoldan kendilerinin anlayış ve politikalarını harekete dayatıyorlardı.
Batıda bir partner yokluğunda, Özgürlük hareketi bu açmazı, kadınlara ve yoksul gençlere dayanan, Apocu ideolojiyle şekillenmiş dar ve sıkı bir kontrol mekanizmasıyla, Fransız ve Rus Devrimlerinin komiserlerine benzeyen bir organizmayla (KCK) aşmaya ve onları kontrol altına almaya çalıştı.
Batıda yükselen kendisiyle benzer telden çalan bu hareketin çıkışı, Özgürlük Hareketi’nin hareket alanını genişletecek, bu sefer Kürt burjuva politikacılara karşı daha açık tavır alacaktır. Bu ise, Kürt hareketinde bir kırılma yaratacak, eski dünyaya ait olanlar, AKP ve CHP bölünmelerin dünyasında ve onların yanında yer alacaklardır.
Böylece eski dünyanın Kürt ve Türkleri ile yeni dünyanın Kürt ve Türkleri karşı karşıya geleceklerdir. Aslında bu devrimin ve Kürt Özgürlük hareketinin kaderi bu eski bölünmeyle bölünmeye bağlıdır. Bunu ne kadar çabuk ve net yapabilirlerse şansları o kadar büyüktür.
Aksi takdirde eski dünya kendisini hızla toparlayacak, yeni doğan bölünmeyi boğmak için, eski bölünmeyi egemen kılarak tamamen kısır eski çekişmeye çekerek, sonunda bir askeri darbenin kurtarıcı gibi gelmesine yol açabilirler.
İşte Taksim’de ortaya çıkan hareketin omurgasını oluşturan yeni kuşak, aynı zamanda eski paradigmalarla bölünen bir kuşaktır. Bundan sonrasının hikâyesi bir bakıma bu kuşağın siyasi ve örgütsel gelişiminin hikâyesidir.
* * *
Bu kuşak, politikaya hep biraz kuşkuyla ve uzak baktı. Sağlıklı bir uzak duruştu bu. Çünkü eski dünyanın bölünmelerinde kendini bulamıyordu, ama sonra kendini bir ayaklanmanın ortasına ve onun baş aktörü olarak buldu. Çok kısa zamanda çok büyük yol kat etmesi gerekiyordu. Bunu başarıyla yaptığı söylenebilir. Bunu somut bir örnekle görelim.
Biz daha ilk günlerde, hareketin demokratik özünü vurgulayan güçlü bir mesaj için beyazı bayrak olarak seçmesini, isteyenin kendi sembolünü bunun içinde küçük bir sembol olarak koymasını, bunun demokratik bir ulusçuluğun olmazsa olmazı olduğunu, böyle bir bayrak ve mesajla, Kürtleri ve Politik İslam’ı destekleyen alt sınıfların kazanılabileceğini söylemiştik. O günlerde bu öneriyi kimse dikkate bile almadı.
Ama hareket kendisi el yordamıyla benzerine ulaştı. Beyaz bayrağı değil, şimdilik bayraksızlığı keşfetti. Beyaz bayrağın mesajını bayraksızlıkla vermeye çalıştı. Ne olursan ol gel, ama lütfen kendi görüşünün, dininin, milliyetinin buraya damga vurmasına çalışma demenin başka bir biçimi oldu bayraksızlık.
Şimdi artık ne sol örgütlerin flamaları var ne de ulusalcıların Türk bayrakları. Bayrak, bir bayrak olmamasıdır şimdilik.
Sloganlar da genellikle bu hareketin ortaya çıkardığı sloganlar. Şu veya bu sol harekete veya ulusalcılara yakın olmayan sloganlar seçiliyor.
* * *
Hareket daha Taksim’de radikal Müslümanlar, kandil kutlamaları ve Cuma namazına koruma sunarak laikçi olmadığı mesajını vermişti.
Dün en kritik dönemeç aşıldı denebilir. Kadıköy ve Beşiktaş, ki bu ikisi bu hareketin genel doğrultusunu vermekte ve ruhunu yansıtmaktadırlar, Lice’deki ölümleri protesto etmek için yürüdüler. Bu yürüyüşlerin benzeri İzmir’de de olmuş.
Bu yürüyüşler muhtemelen bugün bütün Türkiye ve Taksim’de de olacaktır.
Bu, nitelik değişimidir. Ulusalcıların, Ergenekoncuların bu hareketi kontrol altına alma hayallerinin bitmesidir; Kürt hareketinden ayrı düşme tehlikesinin son bulmasıdır.
İlk kez, Türkiye’nin batısında, Kürdistan’daki bir ölüm için insanlar yürüdüler. Kadıköy’de örneğin katılım gayet iyiydi. Birkaç ulusalcının uyarılara rağmen Atatürklü Türk Bayrağını, göze sokarca sallamalarına kimse bir provokasyon olmasın diye ses çıkarmadığından, resimlerde onların görülmesi kimseyi yanıltmamalıdır. Hareket gücünün bilincinde olarak, onları küçük gören bakışlarıyla ezdi ve ciddiye bile almadığını göstermek istedi onlara.
* * *
Bir ayda kat edilen yol muazzamdır.
En kritik eşik aşılmıştır. Kürt Özgürlük hareketi ile hareket buluşmuştur. Bu buluşmayı engellemek, görmek istemeyenler olacaktır.
Ama bir süre sonra bunun artık imkânsız olduğu görülecektir.
Şimdi politik İslam içindeki benzer şekilde genç kuşaklara ve işçilere bu mesajın iletilmesi, onların bu harekete çekilmesi, merkezileşme, alternatif organların yaratılması, yayılma ve mahallileşme gibi hedefler önünde durmaktadır.
Bu arada devlet ve karşı devrim hızla örgütleniyor.
Devlet güçleri ile Taksim’de mücadele ediyordu hükümet, ama hareket yayıldıkça, devlet güçlerinin yanı sıra özellikle mahalli bölgelerde örgütlediği çetelerle hareket saldırmanın ve onu tekrar istediği eski bölünmelere çekmenin provalarını yapmaya başlayacaktır.

Gezi Hareketi Genişlemek, Genişlemek İçin de Radikalleşmek Zorundadır (12 Temmuz 2013)


Nasıl “yanlış bir hayat doğru yaşanmaz” (Adorno) ise, stratejik hatalar da taktik başarılarla telafi edilemez.
Forumlarda, İnternette ve Sosyal Medya’da Gezi Hareketi katılımcılarının hareketin genişleme; henüz bu harekete uzak duran hatta karşı duran yeni katmanlara ulaşma ve onları kazanma gerekliliğinin sık sık dile getirildiğini görüyoruz.
Genellikle birebir ilişkileri temel alan iki yol öneriliyor.
Birincisi: Daha mahalli (örneğin mahalle meclisleri kurmak) veya daha özel konularda yoğunlaşmak (örneğin hukuk; beyaz yakalılar veya daha çok özel konularda atölyeler, gruplar kurmak)
İkincisi: başka yerlere ve insanlara gitmek derdi oralarda onlara anlatmak (bunu bireyler olarak veya toplu olarak yapmak).
Hareketin toplumun yeni kesimlerine yayılması ve onları kazanması gereği elbet son derece doğru bir tespittir ve hayati önemdedir. Ayrıca elbet önerilenler de yapılmalıdır, ama bunlar zaten hareketin her zaman ve durumda yapması gerekenlerdir.
Ama bütün bunlar, (felsefi bir dille konuşursak) “yanlış bir hayatı doğru yaşama” çabaları olmaktan; (askerlik ya da politika sanatının diliyle konuşursak) stratejik bir sorunu taktik bir sorunmuş gibi tartışmaktan farklı değildirler.
* * *
Strateji: hangi güçlere karşı hangi güçlerle hareket edileceği sorunudur. Güçlerin yer alışı sorunudur. Mücadelenin statik; uzun teorik hazırlık ve uzun vadeli bakış gerektiren yanıdır.
Taktik: O güçlerin ilerleme mi ricat mı yapması gerektiği sorunudur. Bunlarda hangi mücadele ve örgüt biçimleri kullanılacağı sorunudur. Mücadelenin dinamik, esas yaratıcılık ve esneklik gerektiren yanıdır.
Şu ana kadar, Gezi Hareketinin taktikte, mücadele ve örgüt biçimlerinde olağanüstü yaratıcı ve başarılı olduğu görülmüştür. Ancak Strateji bahsinde aynı durumda olduğu söylenemez. Hareketin en büyük zaafı budur.
* * *
Gezi Hareketi şu ana kadar esas olarak, “seküler hayat tarzı” yaşayanları ve Alevileri kapsamaktadır. Elbette harekete şu ana kadar rengini veren Seküler yaşamı savunun klasik örneğin türbanı yasaklamaktan yana olan veya bunun karşısında ses çıkarmayan klasik çizgi ve Alevilik değildir ve hareket bunlarla arasına çizgi çekmeye özel bir özen ve çaba göstermektedir. Ancak bu çabalar henüz sembollerle ifade edilmektedir; programatik bir ifadesini bulamamış; bayraklara yazılamamıştır.
Hareketi destekleyen çok geniş bir kesim bu çabalar karşısında tarafsız veya hayırhah bir tavır içinde bulunmaktadır, ama bu ayrım çizgilerini bir program ve parola olarak bayrağına yazmış da değildir.
Hareketin sembollere dayanan bu mesajı, şimdiye kadar, Erdoğan’ın istediği kamplaşmayı ve bölünmeyi yapabilmesini; onları seferber edebilmesini engelleyebildi.
Ama henüz çok ince bir katmandan ibaret bu modern ücretliler tabakasının demokratik özlemleri programatik ve stratejik bir ifadeye kavuşmadığı; hareketin bayrağı olamadığı için de aynı zamanda onları yanına çekemedi ve seferber edemedi. Bu durum uzun süre böyle gidemez. Hareket içindeki ulusalcılar; Diğer tarafta Erdoğan, birbirlerine destek verecek eski bölünmeyi egemen kılmak için çabalarını durdurmuş değildir. Ve yorgunluk veya gerileme ortaya çıktığında onların kaybettikleri mevzileri tekrar ele geçirmeleri başlayabilir.
* * *
Özellikle iki kesim bu harekete uzak durmaktadır: Kürtler ve Politik İslam’a oy vermiş geniş İşçi ve yoksul kesimler.
Hareketin bu iki kesime ulaşması ve onları kazanması hayat memat meselesidir.
Hareket bunu sezmekte, ama çözümü yukarıda değinilen taktik ve örgüt biçimleriyle çözebileceği yanılgısını yaşamaktadır. Bunlar elbette çocukluk hastalıklarıdır ve doğuşu bir buçuk ayı bile bulmamış bir hareketin böyle çocuksu hayaller kurması son derece doğaldır da. Ama artık zaman daralıyor. Buhranın olgunlaşma hızı, hareketin olgunlaşmasını beklemeyebilir.
Kürtleri ve AKP’ye oy vermiş geniş emekçi kesimleri kazanmak, bir strateji sorunudur; yani program sorunudur.
Program ile strateji, yani hedefler ile dayanılacak güçler arasında kopmaz bir bağ vardır. Programda radikalleşmeden, dayandığı güçleri genişletemez bu hareket.
* * *
Radikalleşme sözcüğü alerji yaratabilir. Çünkü günlük kullanımda radikal denince kavga çıkarmaya hazır küçük gruplar gibi bir imaj vardır. Radikalleşmenin bu yüzeysel anlayışına bağlı olarak, radikalleşmenin genişlemek bir yana daralma ortaya çıkaracağı sanılır.
Biz gerçek anlamıyla radikalleşmeden; içeriksel bir radikalleşmeden söz ediyoruz. Maalesef politik manzarada olmayan tam da budur. Bu nedenle gerçek radikalleşmenin ne olduğu pek bilinmemektedir. Gerçek radikaller, taktikler ve mücadele biçimlerinde son derece esnek, toparlayıcı ve kapsayıcıdır, ama hedeflerde radikaldir.
Biçimsel radikalleşmeye iki örnek verelim.
Örneğin boynunuza Zülfikar, alnınıza ölmeye hazır olduğunuza dair bir bant taktınız; devrimci türküler söylüyor ya da dinliyorsunuz. Cemevleri tanınsın; Diyanet’te Aleviler de temsil edilsin, Madımak müze olsun, vs. diye yürüyüşler tertip ediyorsunuz. (Örneğin geçenlerde Kadıköy’de yapılan miting böyle bir imge ortaya çıkarıyordu).
İlk bakışta her şey çok radikal gibidir, ama aslında bütün bunların gerçek bir radikalleşme ile ilgisi yoktur. Bunlar biçimsel ve sözde radikalliklerdir. Bu radikallik hem içeriğiyle hem biçimiyle daralma yaratır.
Örneğin böyle mesajları olan bir mitinge Aleviler dışında başka bir kesimin ilgi göstermesi için hiçbir neden bulunmaz. Madımak’ın müze olması veya Diyanet’in Cemevlerini tanıması veya din derslerine Alevilik hakkında bilgiler de koyulması vs. Alevi olmayanları harekete geçirmez. Onlar bu taleplerde kendi özlemlerinin ve sorunlarının bir karşılığını bulamazlar. Yani bu taleplerin tabanı sadece Alevilerle sınırlı olur.
Gerçek radikalleşme, Diyanet kaldırılsın; azınlıkların dinsel olarak tanımlanmasına son verilsin ((Rumluk ve Ermenilik –“Azınlıklar”– din üzerinden tanımlanmıştır. Türkiye’nin laik olmadığının tipik bir örneğidir.); din dersleri kaldırılsın veya eğer çok gerekiyorsa, tüm dinlerden ve dinsizlerden eşit sayıda temsilciden oluşan bir heyet tarafından yazılsın dediğinizde, gerçekten radikal olursunuz. Bu talepler pek ala, Hıristiyanların, ateistlerin hatta inanç olarak Müslümanların da savunacağı taleplerdir. Bu radikal içerik daha geniş kesimleri kazanmakla kalmaz, biçimde de itici görünümlerden kurtulur.
Çünkü böyle talepleri yükselttiğiniz zaman, zaten sizin Aleviliği vurgulayan, adanmışlığı vurgulayan sembollere ihtiyacınız olmaz. Aksine, bunlardan uzak durursunuz, demokratlığınızı vurgulayan, her hangi bir dine veya dile vurguyu içermeyen giyinişiniz, sembolleriniz, diliniz olur. O dilde bir Sünni, bir Hıristiyan, bir Ateist de kendisine yer bulabilir.
Yani gerçek radikalleşme çok daha geniş kesimlerin taşıyabileceği bir bayrak sunar çok daha geniş kesimlerin savunabileceği bir program sunar. Böyle olduğu için de, bütün bu geniş kesimleri kapsayacak son derece esnek, itici olmayan mücadele biçimleri ve ilişkiler geliştirir.
* * *
Bir başka örneği Kürt hareketinden verelim.
Diyelim ki, Kürdistan, PKK veya Apo bayrağı ile mitingler yapıyorsunuz veya Gezi Hareketine öyle geliyorsunuz. Kürtlere statü istiyorsunuz.
Aşağı yukarı söylemi bir yana Kürt hareketinin yarattığı imge budur. Böyle bir program Kürt olmayanları kazanamaz. Sadece Kürtleri toplayabilir, ama böyle bir program ve strateji, bu kadar az güçle çok büyük bir güçleri yenemeyeceğinden, ister istemez, mücadele ve örgüt biçimlerinde bir radikalleşme göstererek karşı tarafı bir takım şeylere zorlama eğilimi gösterebilir.
Bir de Kürt hareketinin içerikçe radikalleştiğini düşünelim. Kürtlere özerklik veya statü istemiyor da Türklüğün statüsünün ortadan kaldırılmasını istiyor. Özeklik değil, bir köyün bile isterse ayrılabileceği, tamamıyla gönüllülüğe dayanın bir birliğini savunuyor. Yani daha somut olarak konuşursak, Türkçenin resmi dil olması yerine, herkesin ana dilinde eğitim alması hakkını savunuyor. Okullarda Türklerin Türk tarihi, Kürtlerin Kürt Tarihi okuması yerine (“Statü” budur) bütün dillerden ve “ulus”lardan seçilmiş eşit sayıdaki temsilcinin yazacağı aynı tarih kitabını herkesin ana dilinde okumasını öneriyor.
Bir milliyetçi açısından bu bir gerileme gibidir, ama bir demokrat için bu radikalleşmedir.
Bu talepler hem çok daha radikaldir; hem de çok daha geniş kesimleri kazanır ve mücadeleye sevk edebilir. Bir kere, sadece Kürtler değil, Türklerin yüzde doksanı da, bütün diğer uluslar da bu hedefler için mücadele eder. Böylece çok geniş kesimler bir araya geldiğinden, bu hareketin gücüden gelen bir esnekliği olur; güçsüzlüğünü mücadele biçimlerindeki keskinlikle dengeleme gereği görmez. Öyle bir hareketin bayrağı, Öcalan veya Kürt bayrakları değil; bunların veya Türklüğün de kişisel bir tercih olarak kendini ifade edebildiği bir nötral bayrak olabilir örneğin.
* * *
Aynı örneği bir de Gezi Hareketi açısından verelim.
Gezi hareketi öyle değil, ama varsayalım ki öyle oldu. Türk bayrağı veya Atatürk sembolleri ona egemen olduğunda çok radikal gibi görünür, ama aslında bunun radikallikle ilgisi yoktur. Bu sadece ulusalcıları, haydi haydi CHP’lileri kapsayabilir.
Ayrıca bu sözde radikallik, mücadele biçimlerinde bir radikallikle atbaşı da gider. Örneğin sürekli çatışma çıkararak iktidarı haksız ve zor durumda bırakarak puan toplamayı hedefler.
Ama bu mücadele biçimleri de ek olarak bir sürü insanın uzak durmasına da yol açar.
Ama bir de hareketin gerçekten radikalleştiğini, yukarıda Aleviler ve Kürtler için yazdığımız radikalleşme hedeflerini kendi bayrağına yazdığını düşünelim. Hem tabanı genişler, hem de daha esnek ve kapsayıcı mücadele biçimleri ve sembolleri olur. Örneğin o harekette artık, Türk bayrakları ve Atatürkler değil; Kürt bayrağının ve Apo’nun; Türk bayrağının ve Atatürk’ün de içinde bir köşede sembol olarak yer aldığı beyaz bayrakları olur. Kürt bayrağı Türk’ü, Türk Bayrağı Kürdü iter, ama Beyaz bir bayrak ve onun bir köşesinde Türklüğü veya Kürtlüğü temsil eden semboller ikisini de demokrasi ortak paydasında birleştirir.
Yani Beyaz bayrak, ilk bakışta çok yumuşak bir sembol gibi görünür, ama özünde Türklükle tanımlanmış bir cumhuriyet yerine Demokrasiyle tanımlanmış bir cumhuriyeti, Türklük veya Kürtlükle tanımlamaya karşı tanımlanmış bir cumhuriyeti sembolize eder. Radikalliği ölçüsünde de geniş kesimleri kapsayıcıdır.
* * *
İşte hareketin ihtiyacı olan tam da böyle bir radikalleşmedir. Hareket bu radikalleşmeyi sağladığı takdirde, en geniş kesimlere ulaşabilir ve onları kazanabilir. Ancak böyle bir stratejinin bileşeni olduğunda, mahallelere yayılma veya diğer çalışma grupları veya ikna ve ilişki seferleri bir anlam taşıyabilir. Bu olmadan bütün o çabalar yenilgi ve yılgınlık yaratır.
Evet, Gezi Hareketi hızla genişlemek; genişlemek için de özden radikalleşmek zorundadır.
Ama Gezi Hareketinin bütün bunları yapacağı bir haberleşme ve tartışma platformu ve organı yok.
Bu sorun stratejik ve programatik bir sorundur. Bu nedenle tüm Türkiye çapında Gezi Hareketinin tümü tarafından tartışılması gerekir. Parklarda yapılacak birbirinden kopuk tartışmalarla bu başarılamaz. Onlar bunun aracı olamaz, ama onlar bunu tamamlayabilir, destekleyebilirler
Hareketin program ve strateji tartışmasına acil olarak ihtiyacı vardır.
Bunu başarmak için de, bu tartışmayı yapacağı, her bir katılımcısının tüm Türkiye’deki tüm katılımcılara mesajını iletebileceği, on binlerce kişinin yatay ilişkileriyle bir ağ oluşturabileceği bir dijital “köy meydanı” veya “agora” veya “forum” veya “cem” veya “cami”ye veya “meclis”, veya “şura” (Sovyet) veya “komün”e (“Gemeinde”, topluluk) (Bunların hepsi aynı şeyin farklı biçimleri veya adlarıdır) ihtiyacı var.
Mahalli tartışmalar bunların destekleyicisi ve tamamlayıcısı olur. O zaman onlar da gerçek verimli tartışmalara döner ve azalma ve dağılma eğiliminden kurtulabilirler.
Bütün programcıları, bilişimcileri bu sorunu gündeme almaya, bunun teknik olarak nasıl çözülebileceğini tartışıp bir an önce bunun alt yapısını hazırlayarak hareketin emrine vermeye çağırıyoruz.
Günün en acil sorunu sırasıyla:
1)      Genişlemektir.
2)      Genişlemek için radikalleşmektir
3)      Radikalleşmek için bir program ve strateji tartışması açmaktır.
4)      Program ve strateji tartışması açmak için de bunun yapılabileceği bir dijital “köy meydanı” oluşturmaktır.
Tüm hareketi oluşturanlar bu “köy meydanı”nın, “agora”nın üyesi olur.
Gündem önerileri yapılır.
Herkes gündem önerilerini oylar.
En çok oy alan en başa alınır ve adım adım tartışılmaya başlanır.
Her başlık altında farklı görüşlerin yoğunlaşması yaşanır.
Görüşlerin yüzde kaçın desteğini aldığı herkesçe görülür.
O zaman bu demokratik toplum, insanların kendi kendisini yönetiminin nasıl olacağının örneğini sunmuş olur.
Bugünkü devletin karşısına artık “devlet olmayan bir Devlet” bir özyönetim olarak çıkmış olur.

Forumlar – Dayanışmalar – Meclisler

(Lütfen eksikleri tamalayınız ve demiraltona@gmail.com adresine bildiriniz.
İsmi
Site veya Facebook Adresi
Twitter adresi
Abbasağa Parkı Halk meclisi


Abbasağa Siyaset
Acıbadem Dayanışması

@DayanismAcibadm
@DirenAcibadem 
Adana Park Forumu

Akşemsettin Parkı Cengiz Topel Forumu

Alanya Merkez Forumu

Ali Paşa Dayanışması

Anıt Park Forum

Ankara Forumları
Atakent İkitelli Dayanışması


Ataşehir N. Hikmet Parkı Halk Forumu
Atatürk Orman Çiftliği Halk meclisi

Bahçelievler Dayanışması
Bakırköy Halk meclisi

Başkent Dayanışması

Bebek Parkı Forumlar

@bebekparkiforum
Beylikdüzü Dayanışması


Bolu Dayanışması

Bornova Halk Forumu
Bozcaada Forumu

Bursa Parklar Bizim

Büyükdere Forumu


Caferağa Dayanışması

@direncaferaga
Cevizli Tekel Dayanışma
Çayyolu Üçfidan Forumu

Dikmen Halk Meclisi

Diren Denizli
Direniş Forumları
Doğancılar Forumu


Doğancılar Forumu
Eryaman Direniş Forumu

Etiler Forum
Eyüp Alibeyköy Dayanışması

Feneryolu Tuğlacıbaşı


Gaziantep Çamlık Parkı

Gaziosmanpaşa Dayanışması

Gezi Araştırmacıları

@GeziArstrmclari
Göztepe Gezi Dayanışması
@GztepeGD

Göztepe Özgürlük Parkı


Gümüşlük Forumu

Güzelyalı Forumu
Haliç Dayaışması

İzmit Dayanışma Forum
https://www.facebook.com/groups/144785502390866/
https://twitter.com/kocaelidirenis
Karadolap Parkı

Kartal Dayanışma
Keçiören Dayanışması
Kocamustafapaşa Dayanışması
Koşuyolu Yaşam Parkı Forumu (Dayanışması)
https://www.facebook.com/groups/kosuyoluparki.dayanismasi/
@kosuyoluforumu
Kriton Curi Parkı (Kozyatağı Dayanışma)
@KritonCuriPark

Kurgulu İnsiyatifi

Kuzey Ormanları Savunması


Lüleburgaz Dayanışma

@DirenLuleburgaz

Maçka Parkı Platformu (Forumu)
https://www.facebook.com/MackaParkiForumu

Maltepe Forum


Mehmet Ayvalıtaş meydanı – Moda
https://www.facebook.com/pages/Mehmet-Ayvalıtaş-Meydanı-Moda

Mersin kent Dayanışması

Moda Sahil – Yoğurtçu Parkı


Okmeydanı Dayanışması

Ortaköy (Diren)
Osmanağa

@DirenOsmanaga 
Osmanağa Dayanışması
Park Gazetesi
Pendik Bosna Forumu

Pendik Forumu
Rami Dayanışması

Selamiçeşme Özgürlük Parkı


Selamiçeşme Özgürlük Parkı


Selimiye Forumu


Sinop Park Forumu

Sultantepe Forumu


Şişli Merkez Forumu
Taksim Gezi Parkı

Tatavla Dayanışması (Ortanca Forumu)
Üçgen Park

@ucgenpark

Ümraniye Şehitler Parkı Forumu


Validebağ Gönüllüleri Dermeği


Yakacık Dayanışma (Halk Dayanışması)
https://www.facebook.com/yakackdirengezi/
@YakackDirenGezi
Yeditepe Forumu
Yel değirmeni Dayanışması

Yeniköy Dayanışma (Forumu)

Forumlar İlk Kurulduğunda Yapılmış bir Liste (Kontrol İçin)

·         İstanbul Forumları
·         Ankara Forumları
·         İzmir Forumları
·         Adana Forumları
·         Bursa Forumları
·         Çanakkale Forumları
·         Eskişehir Forumları
·         Kocaeli Forumları
·         Mersin Forumları
·         Samsun Forumları






Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...