11 Mart 1974 Pazartesi

Parti ve Çadır Üzerine


Aşağıda okuyacağınız yazıyı, bir arkadaş bundan 4 - 5 ay önce sıcağı sıcağına yazmış ve yazıda eleştirdiği arkadaşa bizzat sunmuş.
Zamanı biraz gecikmiş olmakla birlikte eleştiriler halâ aktüalite­sini koruyor. Bu bakımdan yayınlamayı yararlı gördük.
***
"Yine Parti ve Çadır Üzerine" başlıklı yazısını Sayın Oya Baydar, şu cümle ile noktalıyor: "Gerek parti soru­nu, gerekse hastalıklarımız üzerine, yeniden düşünmekte yarar vardır." Doğru söze ne söylenir?.. Sadece düşün­mek de yetmez, bunların sebeplerini araştırmak, geçmişte "Parti ve hasalıklar" üzerine yazılanları, yapılanları eleştirmek, geçmişin olumlu mirasına sahip çıkmak ve o mi­rası yeni durumlarla zenginleştirmek gerekir.

Onun için, önce "Parti. . . sorunu üzerine" daha üç yıl önce yazılanları ve yapılanları şöyle bir hatırlamaya çalışalım:
"50 yılın kazancı partiyi yitirmek olmuş"tu. Bütün devrimcilerin ağzından, kaleminden "özörgüt" sözleri düşmüyordu. Ama kimse partinin, NASIL ÖRGÜTLENEBİLECEĞİ, TÜZÜK ve PROGRAMININ neler olabileceği üzerine somut, elle tutulur bir şeyler söylemek ve davranış göstermek bir yana, henüz bu sorulara bile ulaşamamıştı.
Bu mahşer içinde Dr. Hikmet Kıvılcımlı birbiri peşi sıra "Bilimsel Sosyalizmin Doğuşu", "Oportünizm Ne­dir?", "Türkiye Halkının Teşkilatlandırılması", "Devrini Zorlaması, Demokratik Zorlama" kitaplarını yayınladı. İlk iki kitap, en çok kafa karıştıran kavramlara açıklık vermek amacını taşıyordu ya da bu amaç ağırlıktaydı. Diğer iki kitap ise: azçok açıklığa kavuşacağına inanı­lan kavramların yaratacağı ortak dil üzerinde, somut olarak parti problemini geçmişin bütün dersleriyle bir­likte ve pratik önerilerle sunuyordu.
Daha sonra 1967 yılı yayınlanmış olan "Uyanmak İçin Uyarmalı, Uyarmak için Uyanmalı" ikinci kez basıldı. Bu eserde de TİP eleştirilerek bir proletarya partisinin tüzük ve programının nasıl olması gerektiği, proletarya partisinin örgütleme ve örgütlenme şekilleri in­celeniyordu. Yine bu arada, parti problemine en kısa ve en özlü cevabı veren çağrı: "Anarşi Yok, Büyük Derleniş" yayınlandı.
Bunlarla da kalınmadı. haftalık çıkan "Sosyalist" gazetesiyle en aktüel problemlere ama en başta parti problemine, en sıcağı sıcağına olaylara göre yine çö­zümler önerildi.
Bütün bu "Anarşi yok, derleniş" PAROLASI, diğer deyişle: Ajitasyon ve propagandası, "Proletarya partisinin reorganizasyonu için" "Devrimci Derleniş Komiteleri" ÖRGÜT BİÇİMLERİYLE teori alanından pratiğe geçi­rilmeye çalışıldı.
Son olarak ise, somut olarak bir proletarya partisinin tüzük ve programı ne olmalıdır sorusuna cevap olarak ve bütün devrimcilerin tartışması dileğiyle "Vatan Partisi Tüzük ve Programı" yayınlandı.
Tam bu sırada sıkıyönetim ilân edildi. Devrimcilere "balyoz" indirildi. Herkesin devrim havası çaldığı günlerde, kimsenin devrim yapmaktan, parti yapmağa zamanı yoktu.
Eleştiriler, öneriler; ya okunmadı, ya da gülünüp geçildi, kulak arkası edildi. Meğer iş başkaymış: O kü­çümser gülüşlerin ardında "Yaya kaldın tatar ağası" hesapları varmış. Ne kadar da çok "Parti" varmış. TİP, THKP, TİİKP, TMLKP gibi bir sürü "parti" ortaya çıktı. Sıkıyönetim mahkemelerinde öğrendik.
Her aşırı bolluk, aşırı yokluğu da beraberinde ge­tirir.
"Parti" çokluğu da, parti yokluğunun en güzel de­lili değil midir?
Demek halâ Proletarya Partisi yok. Nasıl kurulabi­lir?
Yukarıda çok kısa bir özetini vermeye çalıştığımız düşünce ve davranış biçimleriyle daha üç yıl önce somut­ça kondu.
Önce, Parti'nin bir yuvarın tarikatlaşması yani ken­di kendine "Parti" adını vermesiyle kurulamayacağı, ancak, yuvarların; hiç olmazsa, bir proletarya partisi­nin yuvarlar arasında kabul edilen somut tüzük, program ve organlar içinde toparlanabilmeleriyle örgütlenebileceğini kabul edenleri gerekir.
Yine bir parti ancak "Parti mücadele içinde ortaya çıkacaktır" veya "Henüz şartlar ve zaman müsait de­ğil" gibi kendiliğindenci görüşlerin yanlışlığının yine yukarıdaki şartları kabul eden yuvarlarca iyi kavranma­sı gerekir.
"Proletarya partisi uğruna..." değil, "Proletarya par­tisini yeniden örgütleme" mücadelesi gerektiğinin bilin­mesi şarttır.
Bütün bunlar, Parti'nin, nasıl bir parti olabileceği tartışmasının, yani "Nasıl bir program ve tüzük?" tartışmasının ortaya çıkması için gerekli ön şartı meydana getirirler.
Pratikte, "Bunları önce kabul edelim, tartışalım, sonra kuralım" şeklinde bir ertelemeyle değil iç içe ve somut örgütlenme biçimleriyle koyulmuşur. Bunu da not etmeden geçmeyelim.
Balyozlar inmeden önce "Parti problemi" böyle ko­yulmuştu. "Proletarya partisinin reorganizasyonu" müca­delesine girilmişti.
Geçmişin tecrübelerini yok saymak, kimseye bir şey kazandırmaz, kaybettirir. Hele mirasa gizliden sahip çıkıp açıkça savunmamak "Siyaset sanatında" ilerde ta­miri güç alışkanlıklara kapı açar. Siyaset sanatında dev­rimciler görüşlerini açıkça ve kökleriyle savunmalı, "canbazlığa" düşmemelidirler.
Halbuki şimdi, geçmişi gözlerden sakladığımız için: "Partiyi yeniden örgütleme" mücadelesi değil, "Proletarya partisi uğruna" "zaman ve şartları" henüz müsait ol­madığı için "Halk partisine oy verelim" veya "verelim mi, yoksa vermeyelim mi?" tartışmasına kardı. İlerleme değil gerileme sağlandı.
***
Bu kısa girişten sonra günlük "Yeni Ortam" gaze­tesinin sütunlarında özellikle Oya Baydar ve Burhan Şahin tarafından öne sürülen görüşlerin eleştirisine geç­meden önce şunu da belirtelim.
Her iki yazar da işçi Sınıfı'nın Metoduna ve Dünya Görüşü'ne inandıklarını belirtiyorlar. Gerçekten de yazı­lan Türkiye'de günlük bir gazetede bu güne kadar olan­ların en iyilerindendir denebilir. Okuyucularının kafalarındaki pek çok soruya, sürekli olarak işçi sınıfını gö­ze batırarak genel karşılıklar verdikleri "okuyucularına belli bir seviye kazandırdıkları" gerçektir. Yazarların bu olumlu yanlarını belirtmek boynumuza borçtur. Bu eleş­tiride gerçekten değerli böyle kimselerin yazılarına yöneltildiyse, kardeşliğimizin ispatı olarak anlaşılmalıdır.
Eleştiriyi yapmamak, yanlış olduğuna inandığımızı söylememek meşrebimize uygun değildir. Eleştiri, düşman­lığın değil gerçek dostluğun ifadesidir.
Bu eleştiriyi yapmak artık şart olup da hazırlarken elimizde yeni ortam koleksiyonları yok. Yalnızca hatı­rımızda kalanlar var. Eğer hatırımızda yanlış kaldıy­sa özür dileriz. Bir de "Yine parti ve çadır üzerine" başlıklı ya­zı önümüzde duruyor.
***
Parti üzerine görüşler şöyle özetlenebilir: "önümüz­de seçimler var. Bu seçimlere sosyalistler bir partileri olmadan giriyorlar. Türkiye'de TİP'den kalan bir oy potansiyeli var (CHP son zamanlarda daha da sola kaymış durumda. Sosyalistler de CHP'ye oy vermeli! Ama de­mokrasi geldikten sonra kendi partilerini kurmak üzere. "CHP örgütüne girelim" görüşü teslimiyetçi, "oy verme­yelim" görüşü "sol sekter" bir görüşü yansıtır. Gücümüzü düşmanın en zayıf yerine yığmalıyız. Bu durumda ya­pacak en doğru iş CHP'ye oy vermektir."
Biz eleştirimizi bu genel görüşlerden hareketle değil de "Yine Parti ve Çadır" başlıklı yazıya göre yapalım.
***
"TİP'in kapatılmasıyla boş kalan yeri dolduracak "Sosyalist Parti" sorunu, bütün sosyalistlerin kafalarını kurcalıyor olmalıdır."
Yazarın "sosyalist parti" diyerek gerçek bir "PROLETARYA PARTİSİ"ni kasteddiği açıktır. Yazarın ken­diside bilir ki, TİP hiçbir zaman bir proletarya partisi olamadı. Ne tüzüğü, ne programı, ne örgütlenmesi ne de kuruluşuyla o bir sosyalist parti değildi.
Öte yandan "sosyalist parti" sorunu, TİP'in kapatılmasından önce de yukarıda çok kısa bir özetini verdiğimiz düşünce ve davranış biçimlerinde "sosyalistlerin kafalarını kurcalı­yor"du. Peki, yazar daha yazının ilk paragrafında niye böyle iki önemli yanlış yapıyor?
Eğer bu yazıyı yazan herhangi bir "gazeteci" olsaydı hoş görülebilirdi. Fakat bu satırların yazarı köşesinden Türkiye'deki sosyalistlere taktik veriyor ve açık açık olmasa da, seçimlerden son­ra bir "Sosyalist parti" kurma girişiminde bulunacağını yazıyor. Geçmişi yanlış değerlendirerek, "kafaları kurcalayanları" unutarak kurulacak böyle bir parti ne olur Allah bilir.
Yazar sıkı yönetim şartlarında sadece sos­yalistlere hitap eden bir gazete yazdığını, onun için böyle ihmallerde bulunduğunu söyleyebilir. Ama bu da "şecaat arzederken, sirkatin söylemek" olur. Gerçek bir sosyalist gerçeği yazar. Çünkü "gerçek devrimcidir". Gerçek elde­ki imkanlarla açık açık yazılamıyorsa aynı gerçeği an­latan değişik yöntemler bulunabilir.
Korktuğumuz başımıza gelmesin; "Yeri doldurulacak" olan "sosyalist partiyi" yeri boşalmış olan T.İ.P. gibi mi düşünü­yorlar acaba?
***
Bununla birlikte, tartışılmayacak bir nokta var: "Hiç bir sosyalist, partisizliği örgütsüzlüğü savunamaz."
Bu söylenenler ham çok doğru, hem çok yanlış. Gerçek bir sosyalist siyasi iktidar mücadelesinin ancak bir Proletarya partisi ile verileceğini bilir. Ama sınıflı bir toplumda yaşıyoruz. Sosyalistler de o toplumun bir örneğidirler. Öyle olur ki: Par­tileşmeyi, örgütleşmeyi savunurken, farkına varmadan partisizlik savunulabilir.
Yazarın kendisi de aşağıda şöyle yazıyor: "Meselenin öteki yüzü ise yılgınlık ve tembellik içinde sosyalist parti sorununu sonsuza erteleme eğilimi ve mantığıdır." Kimdir bunlar? Elbette sosyalistler. Demek ki "partisizlik örgüsüzlük" gün olur biz "sosyalistler tarafından da" savunulabilir.
Ama bu çok kaba bir biçimde değilse ekseriya keşfi zor çok ince sekiler ve demagojiler ardına gizlenebilir. Hatta yaza r TİP'i yeri doldurulacak bir sosyalist parti saydığına gere bizzat kendisi de "sosyalist partiyi" savunurken, sosyalist partisizliği savunur duruma hiç farkına varmadan düşmektedir.
Yazarın önem vermediği, önemini kavrayamadığı yan bu­dur. Partisizliği savunmanın o bin bir türlü biçimlerini eleşti­recek yerde sosyalist olmadığını "Güler yüzlü, demokratik" olduğunu açık açık söyleyen Aybar'a saldırarak biraz deve kuşu gibi kafasını kuma gömüyor.
Aybar Parti kuracakmış. Kurar elbet. Aybar'ı eleştirmek yetmez; doğru eleştirmek gerekir. "Başkalarından önce dav­ranıp parti kurarak mirasa sahip çıkma" diye eleştiri doğrusu çok ilkel kalıyor. Eleştiri gerçek bir proletarya partisinin nasıl örgütlenebileceği, Aybar'ın düşünce ve davranışlarının proletarya partisi açısından yanlışlığı, didik didik edilmeli. Aybar 12 Mart öncesinin sosyalist hareketine sahip çıkıyor diye eleştiriliyor. Keşke sahip çıksa. O işçi sınıfı sosyalizmine değil, işveren sosyalizmine sahip çıkıyor. Bu gösterilmeli, Aybar'ın sosyalizmi ile proletarya sosyalizminin farkları anlatılmalı. Aybar'a yapılan ilkel eleştiriler ona "iaedi itibar" sağlamaktan geri kalmıyor. Yarın aynı silah geri teperse hiç şaşmayın.
***
"Sosyalistlerin bu en önemli konusunun tartışılması gere­ken noktaları ise, kısaca, zaman ve şartlar olarak özetleyebi­liriz", "zaman ve şartlar"ı italikle yazan Oya Baydar'dır. Bu bize unutulmaya yüz tutmuş bir türkünün insana burukluk veren nağmelerini hatırlattı. "Henüz zamanı değil" fikrini kendi­liğinden içeriyor yukarıdaki cümle. Her zaman için yeni fakat çok eski kaidedir.
Proletarya partisi her şart ve zamanda kurulabilir. "Za­man" şartı diye tartışmaya girildi mi mesele temelinden yanlış koyulmuş olur. Problem "Zaman ve şartlar" diye konuldu mu "Kerameti kendinden makul" "zamanı gelmedi" şıhlaşmalarına kapı açılır.
M.D.D.'cilerin "şartlar" kuyusuna nasıl düştükleri H. Kı­vılcımlının "Zortlama" kitabının 204'den, 221'inci sayfalarına kadar kıyasıya eleştirilir. Orada "zaman geldi" mi? "Geçti mi" başlığı altında şunlar yazılır:
"Proletarya partisinin "zamanı" Türkiye'de 50 yıl önceye rastlar. Primitivizm'den ilkellikten  kurtulmanın "zamanı", imkanı kuru propoganda ile sağlanamaz." Yeni Ortam'da yazı yazmakla da sağlanmaz. Onun zamanı çoktan geçti.
***
"Demokrasinin de temel şartı ve en sağlam ayağı olan sosyalist, parti sorununu tartışmak; sosyalist partinin önemi­ni ve zorunluğunu belirtmek her sosyalistin en doğal hakkı hem de görevidir."
Gene gerilere düşülüyor. Artık halâ "partinin önemi ve zorunluğunu belirtme, görevi, ve hakkı"nı değil, elbet bunları da ama çok daha fazla ve acil olarak: Nasıl bir parti, na­sıl bir tüzük ve program, nasıl bir parti örgütlenme önerisi? Esas belirtilmesi gereken bu. Amerika'yı yeniden mi keşf edeceğiz? Problemi daha geriden, daha ilkel biçimlerde koy­mak bize bir şey kazandırmaz, kaybettirir.
***
"Demokrasinin... en sağlam ayağı" topallamaya başlar.
"Ama bu. her tartışmanın, her öneri sahibinin parti kur­maya hazırlandığı gibi anlaşılırsa, en azından parti sorunu­nun bazı kişiler tarafından ne kadar hafife alındığı ortaya çı­kar."
Tartışma; sırf tartışma olsun diye yapılmaz. Pratik öne­ri, problemlere çözüm için yapılır. Tartışma pratik girişimle desteklenmez ise havada ve lafta kalır.
Hem sosyalistler partinin "önemi ve zorunluğu"nu tartı­şacaklar, belirtecekler. Hem de "parti kurmaya" hazırlanma­dıklarını söyleyecekler. Eğer düşünceni pratik hareketle desteklemeyeceksen neden tartışıyorsun? Sırf tartışma olsun "Entelektüel gevezelik" olsun diye mi?
Parti örgütlemeyi, örgütlenme tartışmasından ayrı düşü­nerek. Parti probleminin "en azından  ne kadar hafife alındı­ğı" ortaya çıkmıyor mu?
Hafiflikten öte gülünçlüğe düşüldüğü görülmüyor mu?
Yazar bu cümleleri yazarken, yazdıklarından böyle aklına gelmeyecek anlamlar çıkacağına ihtimal bile vermezdi her­halde.
Yazarın kendisi bizden daha iyi bilir ki teori ve pratik arasındaki ilişkiyi yukardaki satırları da "tren kaçıyor" man­tığına düşmemek için sarf etmeye çabaladığı muhakkak. İnsan bir kere problemi temelden yanlış koydu mu; böyle çe­lişkiler ortaya çıkıverir. Çünkü proletarya partisinin örgütlen­mesi problemine doğru yaklaşılmıyor.
***
"Sosyalist partinin kuruluşu söz konusu olduğunda, za­man faktörü, her zaman objektif şartlar faktörüyle dengele­nir ve sınırlanır."
Yine aynı "zaman ve şartlar" nakaratı. Yine "o eski şar­kı". Peki neymiş bu zaman ve şartlar? Yanlış koyuluyor ama merak ediyor insan. Gene bir parti, çadır benzetmesinden sonra devam ediyor.
"Sosyalist bir partinin gerekliliği objektif şartlar gerçek­leşmedikçe en, azından, toplayıcılık, asgari ilkelerde birlik, kucaklayıcılıktan gelen güçlülük, bunun gerektirdiği güveni­lir, yıpranmamış, yiğit ve yeterli kadrolar sağlamadıkça parti kurulmaz, kurulamaz."
Peki "toplayıcılık, ilkelerde birlik, güvenilir, yeterli, yıp­ranmamış kadrolar vs." nasıl sağlanır?
Tıss yok. Cevapsız.
Önce "güvenilir, yıpranmamış, yeterli yiğit kadrolar" pek öyle "objektif" değil, olsa olsa sübjektif bir şart sayılabilir. Çünkü proletarya partisinin örgütlenmesi için gerekli objektif şartlar, kapitalizmde, bizim bildiğimiz kadarıyla her zaman vardır.
"Toplayıcılık, asgari ilkelerde birlik, toplayıcılıktan gelen güçlülük" nasıl sağlanacağı söylenmediği için havada uçan yuvarlak sözler.
Gerçekte Proletarya partisi olmadan yuvar ilkelliği için­de bu "objektif şartlar "ın oluşmasını beklemek, akıl alacak iş değil. Sosyalistlerimiz yazarın da belirttiği gibi: dağınık hastalıklı vs., demek ki toparlanamıyorlar. Parti örgütlenmeden de o "objektif şartlar faktörü" oluşmaz. Nasıl çıkılır bu çıkmazdan. Problem yanlış ve somut önerilerle koyulmazsa daha böyle "rezil çember"lere çok girilir.
Yazar çevresini ve kendisini bu niteliklere haiz görüyor olabilir. Bu onun en tabii hakkıdır. Ama devrimcinin toparla­yıcı gücü gerçek ve doğrultuları savunmasından gelir. Her şeyden önce problemi doğru koymaktan gelir. Fakat yazar daha parti problemini doğru koyamıyor. Nasıl toparlayacak, nasıl kucaklayıcılıktan gelen güçlülüğe erişecek?
"Yiğit, yeterli, güvenilir" kadrolar ancak parti içinde olu­şur. Ya da yiğitlik, yeterlilik, güvenilirlikleri ancak bir parti yaratma mücadelesinde gelişir. Ancak böyle bir parti içinde "kadrolaşırlar".
Bir de "yıpranmamış" sözü var. Ne demeye geliyor an­lamadık. Her sosyalist, her devrimci siyasi mücadele içindeyse "yıpranır". Politika; Çernişevski'nin dediği gibi “Nevski Bul­varı değildir”. Çamur bulaşmasından, yıpranmaktan korkanlar politikaya bulaşmasınlar. Bir sosyalistin "yeterli, güvenilir" vs. olup olmadığı ancak onun "yıpranması" bahasına anla­şılır.
Ütopik sosyalistler sosyalizmi bambaşka, tertemiz insan­larla inşa etmeyi tasarlarlardı. Bilimcil sosyalizm bu hayalleri yıkalı çok oldu. Elimizde ne varsa, geçmiş mücadele bize neyi bırakmışsa onunla başlamak zorundayız. Parti yepyeni, yıpranmamış insanlarla değil; her gün gördüğümüz dağınık, yıpranmış insanlarla örgütlenebilir. Hele ki sınıflı bir toplum­da yaşıyoruz, zulmün, sömürünün insan ruhunda yaptığı ge­niş tahribat varken aksi düşünülebilir mi?
Her halde Oya Baydar "Limonluklarda yetişmiş sosyalistler" istiyor bir parti kurulması için.
Limonluklarda yetişen bitkiler o güzel gösterişleri kadar dayanıklı ve lezzetli değildir. Suni şartlar ortadan kaldırıldı­ğında o "yıpranmamış" güçlülüklerine rağmen, tabii şartlarda yetişmiş cılız, yıpranmış bitkiler kadar dayanamazlar, çürürler. Dışarıda yetişenler ise dayanıklılığını yıpranarak kazanır. Aynı durum biz insanlar, sosyalistler için de geçerli değil midir?..
***
"Gerçek bir sosyalist partinin sağlıklı kuruluşu pek çok şartın bir araya gelmesini ve demokratik mücadele içinde olgunlaşmasını gerektirecektir."
"OLGUNLAŞMAK" işte örgüt-süreç teorisinin daha ince bir şekli.
Bu "olgunlaşma" nerede olacak? "Demokratik mücadele içinde"
Ya demokrasi olmazsa, yandık olgunlaşamayacağız. Ham kalacağız.
Demokrasi olursa da anlaşılan öyle "olgunlaşacağız" ki Tadından yenmez olacağız.
Bizzat o "Demokratik mücadele" ortamına ulaşmak için gerekli değil mi Proletarya partisi? . .
Biz zamanlar "Proletarya partisi gerçek demokraside gü­neş gibi doğacaktır." sözü vardı. Pek farklı değil. Biri doğa­cak, biri olgunlaşacak.
Bu "demokrasi içinde" teraneleriyle "Burjuva sosyaliz­mi" batağına saplanılmıyor mu?
***
"Sosyalist Partinin kurulması gerekliliğini, gerçek bir de­mokrasiden bile ancak o zaman söz edileceğini ileri sürmek bir görevdir."
Kime söyüyorsun bunu? Sosyalistlere mi?. Önüne gelen hangi sosyaliste sorsan hepsi "Sosyalist partinin kurulması gerekliliğini" az çok savunur. Sosyalistler bunları zaten bili­yorlar.
Yoksa hakim sınıflara mı?.. Bir sosyalist parti kuralım ancak o zaman "gerçek bir demokrasiden söz edilebilir". Yoksa demokrasi "gerçek" olmaz ha!.. Bu bir üstü kapalı izin isteği değil mi? İnsanın aklına kötü şeyler geliyor. Sonra şu "gerçek demokrasi" nedir anlamadık. Seçimsel demokrasi­ mi yoksa hakim sınıfların İktidarının yıkıldığı halkın demok­rasisi mi? Yazıdan çıkan anlam: Seçimsel demokrasidir. Se­cimsel burjuva demokrasisine ne zamandan beri "gerçek" denir oldu?
***
Yukarıda demokratik mücadele ortamında olgunlaşmak­tan ve partiyi öyle kurabileceğimizden söz ediliyordu, aşağı­da demokrasi olması için sosyalist parti lâzım deniyor.
Hem demokrasi olmadan olgunlaşıp partiyi kuramaya­caksın, hem de parti olmadan demokrasi olmayacak. Yazıdan çıkan anlam aynen budur. Dön babam dön.
Bu burjuva demokrasisinin sahipleri: "yahu ne olur ku­run bir parti de şuna demokrasi densin siz kurmazsanız ba­ri biz kuralım demezler mi?"
Diyorlar bile. Aybar, Birlik partisi vs., problemin böyle yanlış koyuluşundan kaynak alıyor. Bu apaçık ortada.
***
Elimizdeki yazının eleştirilecek belli başlı yanlışları bun­lar. Şimdi daha genel problemlerdeki görüşlere gelelim.
Önce sosyalistler C.H.P.'ye oy vermeli mi yoksa verme­meli mi problemindeki görüşlere değinelim:
Her iki yazar da bu seçimlerde CHP'ye oy vermek gerektiğini savunuyorlar, ardından ekliyorlar CHP örgütüne gire­lim diyenler sağ teslimiyetçi, aksine madem ki bir sosyalist parti yok öyleyse oy vermeyelim diyenler "sol" sekter bir ta­vır içindedirler.
İlk bakışta çok doğru gibi görünüyor. Gerçekten de problem: eğer CHP ye oy verip vermemek olursa yazarların görü­şü en doğru olandır. Ama biraz "parti sorunu ve hastalıkla­rımız üzerine" yeniden düşününce yazarların tezlerinin görün düğü kadar parlak olmadığı görülüyor.
Bilimde; bir problemi doğru olarak çözebilmek için her şeyden önce problemi doğru koymak, soruyu doğru sormak gerekir. Acaba "Halk Partisi'ne oy verelim mi, yoksa vermeyelim mi, ya da içine mi girelim? " diye problemi koyarken soruyu doğru mu soruyoruz?
Hayat karşımıza yüzlerce problem çıkarır ama bu prob­lemler içinde birisi daima en esaslı noktayı meydana getirir. Problemleri bir zincir gibi ele alırsak, zincirdeki ana halka çekilmeden (En acil problem çözülmeden) diğer problemlerin çözümü imkansız olur. Demek ki önce en acil, en temel problemin ne olduğunun tespiti ve problemin çözü­mü için meselenin doğru olarak koyulması gerekir.
Bugün Türkiye sosyalist hareketinin en acil problemi ne­dir? Sosyalist hareketin hastalıklarını tedavi etmenin yolu, "çok derdin tek ilâcı" nedir?
Tek sözle: Proletarya partisi.
Yazarların hatalarının temeli burada başlıyor. En acil Problem CHP'ye olan tavırmış gibi koyuyorlar. Proletarya partisini yaratmayı erteliyorlar. Böylece parti - çadır problemi temelinden yanlış koyuluyor ve yukarıda paragraf paragraf çelişkilerini gösterdiğimiz yanlışlara düşüyorlar.
İster oy verelim, ister vermeyelim desinler, problemi böyle koyanlar Proletarya partisini yaratma sorumluluğunu göze alamayanlardır veya kendilerinde bu sorumluluğu göremeyenlerdir.
"M.D.D.'ciler önce kaleleri zapt edecekler sonra ordu kuracaklardı" yazarlarımız İse "Önce CHP'ye oy verip demok­ratik ortam sağlayacaklar sonra parti kurulacak".
Bu gülünçlükten de öte ne dediğini bilmemektir. "Eski hamam eski tas sadece tellâklar değişmiş."
***
“Proleter Devrimci Örgüt kurma yolunda mücadelenin ba­şarısı, bağımsızlık davasına. , katkımızla orantılı olacaktır." (M. B. 4., M. D. O., sayfa 74, Zortlama)
Sayın Oya Baydar da farklı bir şey söylemiyor (CHP'ye oy vererek) demokrasi davamıza katkımızla diye değiştiriyor­lar.
"Proleter Devrimci örgüt" kurma girişimi yok:" kurma yolunda mücadele" var. Bu mücadele Proletarya partisi kurulmaksızın olur mu?" (D. Zortlama, s. 217)
Yazarlarımız da "kurma yolunda mücadele" ediyorlar. Nasıl?.. CHP'ye oy vererek!..
"Proletarya partisi kurmak için "Demokratik bir orlam beklemek, "Legal Marksizm"in çukurunda ABA'çılarla buluş­mak olur." (D. Zortlama, s. 203)
Ortada üyeleri belirlice seçilerek eğitilmiş ve demir di­siplinli bir Proletarya Partisi bulunmadıkça, her problem sı­nırsızlık ve biçimsizlik içine düşebilir, örgüt, yani gerçek Proletarya Partisi dışındaki başka problemler, yalnız öyle bir öl­çünün (yani proletarya partisi) yaratılması uğruna ve hemen hizaya gelinerek tartışılabilir." (D. Zortlama, s. 96)
Yukarıdaki alıntılar düşülen yanlışlığı açık açık ortaya koymaktadır. CHP'ye oy problemi de "Proletarya partisini ya­ratma" tartışmasının dışında olduğu için, diğer problemler gibi, hele bu partisizlik içinde, "Sınırsızlığa ve biçimsizliğe" düşüyor.
Sosyalistler taktiklerini gelecekte ortaya çıkabilecek ih­timallere göre değil içinde bulunulan gerçeklere göre tespit ederler.
CHP'ye oy verme düşüncesi de aynı şekilde seçimlerden sonra daha demokratik bir ortamın çıkacağı ihtimaline daya­nıyor. Eğer ihtimallere göre politika çiziyorsanız aksi ihtimali de düşünün: "Demokraside sosyalist parti" kurulacak. Ya ak­si olursa?..
Şu sözü unutmayalım: "Vazifeye atılmak için içinde bu­lunduğun imkân ve şeraiti düşünmeyeceksin." Vazife: proletarya partisinin örgütlenmesidir. Nasıl olması gerektiği, nasıl yaratılabileceği de yazılmıştır. Vazifeyi "zaman ve şartlar" çukuruna atıp, kendiliğindencilik kuyusuna düşmeyin.
CHP'ye oy verip vermemek yerine sosyalist bir partinin tüzük ve programının nasıl olması gerektiğini tartışması açı­larak veya hiç olmazsa bir proletarya partisinin nasıl kurula­bileceği anlatılarak çok daha yararlı işler yapılabilirdi.
Yapılmadı, yapılamadı.
Dileğimiz eleştirimizin, en azından eleştirenin yazarları okurken gösterdiği dikkatle, incelemesi, eğer yanlışları varsa belirtilmesidir.

- SON  -

(Bu yazı Kıvılcım gazetesinin11 Mart 1974 tarihli ikinci ve 25 Mart 1974 tarihli üçüncü sayılarında iki bölüm halinde imzasız olarak yayınlandı. 26 Ekim 2007 Cuma günü dijitalize edildi. D. K.) 

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...