19 Nisan 2017 Çarşamba

#HAYIR’dan Hukuk’a, Hukuk’tan Haklar’a ve Demokrasi’ye

#HAYIR Hareketi ve şimdi de Yüksek Seçim Kurulu’nun açık hukuksuzluğuna #İTİRAZ Hareketi ya da #İPTAL Hareketi Türkiye’deki siyasi mücadele arenasına yeni bir öznenin girişi anlamına gelebilir.
Bu hareketin özelliği, şimdiye kadar bölünmüş ve birbirine karşı kullanılmış kesimlerin ortak bir hukuk ve demokrasi özleminde bir araya gelmesidir denebilir.
Ancak hiçbir hareket belirsiz özlemler üzerinden oluşamaz ve örgütlenemez.
Somut programlara, parolalara, hedeflere ihtiyacı vardır.

Bugün acil olarak referandumdaki hukuksuzluğa #İTİRAZIM VAR, #İTİRAZ EDİYORUM veya #İPTAL parolası bu işlevi görebilir.
Şu an hareket daha doğum aşamasındayken, bu gibi halkın içinden çıkmış bu parolalar e uygunudur.
Ve bu parolalar henüz bir demokrasi hedefinin değil, hukuk hedefinin ifadesidir.
Çünkü #İTİRAZ veya #İPTAL aslında hukuksuzluğa, hukukun ayaklar altına alınmasına bir #İTİRAZ’dır, hukuksuzluğun #İPTAL’ini talep etmektir.
Henüz Haklar ve Demokrasi için mücadele çok uzaktır. Ancak bu mücadelenin içinde insanlar Haklar ve Demokrasi için mücadelenin önemini ve anlamını anlayabilirler.
#İTİRAZ veya #İPTAL aslında bir HUKUK mücadelesinin bugün aldığı somut biçimdir.
Ama bir an bile akıldan çıkarmamak gerekir ki, Hukukun geçerli olması İnsan haklarının ve Demokrasinin geçerli olduğu anlamına gelmez.
Hukuk devleti olmak, “demokratik bir devlet” eşit yurttaşların eşitliğini ve haklarını savunan bir devlet olmak değildir.
Mücadelenin hedefi bu olmalıdır.
Ama bu hedefe çok uzağız henüz. Bunu bilmek ve öyle davranmak gerekir.
Hukuk için mücadele olduğu sürece devlet sınıflarının en azından önemli bir kesimi yanımızda olacaktır.
Bu hareketin dayandığı güçleri genişletir ama aynı zamanda onu devlet sınıflarının etkisine, güvenilmez ve korkak politikalarına (yani fiiliyatta CHP’nin “tutarsızlıklarına”, aslında bunlar devlet sınıflarının çıkarları açısından bakıldığında son derece tutarlıdırlar) açık hale getirecektir.
Bu nedenle bu gibi güçlerin ve küçük örgütlü çevrelerin manüplasyonlarını engelleyebilmek için, geniş kitlenin eğilimlerini yansıtıp kararlarını oluşturabileceği organları yaratabilmek, hareketin devamlılığı ve güçlenebilmesi için son derece hayatidir.
Hayır Meclisleri bu alanda bir başlangıç ve örnek olabilir.
Hayır meclisleri bugün #İTİRAZ Meclislerine dönüşüyorlar ve dönüşmeliler.
Sadece dönüşmekle kalmamalı her yerden pıtrak gibi çıkmalılar.
Her yerde, nerede direniş veya direnmek isteyen varsa hiçbir siyasi eğilimi dışlama veya bir siyasi eğilimin yan örgütü çabasına girmeden, hukukun geçerli olmasını isteyen ve ilk adım olarak YSK’nın kanunsuz ve keyfi uygulamasına karşı çıkar herkesin katıldığı meclisler kurulmalıdır.
Hukuku savunan bu meclisler de ortak bir hukuk oluşturmalı ve bu ortak hukuk etrafında tüm ülke çapında örgütlenmenin yollarını aramalıdır.
Bunu yaptığı an hukuku savunan bu hareket ve onun öz yönetim organı olan bu meclisler, İnsan hakları ve Demokrasi mücadelesinin organları olabilirler;  hem demokratik bir devlet ve ulusun, yurttaşlarının eşit halkı olmasını, eşit haklarını ve özgürlüklerini savunacak demokratik bir ulusun demokratik devletinin tohumu olabilirler.
Aynı konuda bugün Hakan Öztürk de Yarın’da kendi meşrebince aynı şeyleri yazmış. Yeni bir şey eklemek gerekmiyor.
Meclisler meselesi yıllardır anlaşılamadı bu memlekette. Meclisler herhangi bir politik çevrenin yan örgütü değildir. Öyle meclis olmaz. Eğer bir denklik arıyorsak tarihte, örneğin Sovyet oluşumları öyle değildi. Orada Bolşeviklerin yanı sıra, Menşevikler, Narodnikler, anarşistler, hiçbir örgütten olmayan işçiler, askerler ve daha niceleri vardı. Güç böyle birikiyor ve gelişiyordu oralarda. Bolşevikler çok net bir şekilde azınlıkta olmalarına rağmen oradaydılar hep.
Referandum zamanında çalışmalar yapmak üzere Hayır Meclisleri kendilerini ortaya koydular. Ne mutlu ki orası da hiçbir politik çevrenin yan örgütü değil. Oralar gerçek meclisler. Hep birlikte tartışıp, politik kararlar alıp, harekete geçiyorlar. Doğrusu da budur.
Meclislerde başkalarıyla birlikte olunur. Başkalarıyla birlikte iş yapılır. Halka genişletilir. Kuvvet ve meşruiyet buradan doğar.
İçinde büyük bir devrimci ateş olduğunu iddia edenler varsa, o ateşi meclislerin kocaman balonunun içine üfleyebilir. O ateş o zaman hepimizi uçuracaktır.” (Yarın, Hakan Öztürk, Birkaç oy meselesi)
19 Nisan 2017 Çarşamba
https://drive.google.com/open?id=0BxCB_Gtx8VYAcDREeTJVLW93MjA

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...