7 Şubat 2017 Salı

Referandumdan Vazgeçilmesi Olasılığı ve #HAYIR Diyenlerde Rehavet Tehlikesi

Sadece korku değil, cesaret de bulaşıcıdır. Ama sadece korku ve cesaret değil, rehavet de bulaşıcıdır.
#HAYIR diyenlerin son bir ay içinde yenilgi ve sinmişlik psikolojisini üzerlerinden atarak, önce sosyal medyada ve sonra da gerçek hayatta daha görünür ve cesur olmaları dengeleri değiştirmeye başladı ve bunu elbet AKP ve Erdoğan’ın duyargaları (Anket şirketleri başta olmak üzere örgütten gelen diğer yankılar) tespit etmekte gecikmedi.
Bunun üzerine önce yangından mal kaçırırcasına Meclis’ten geçirilen değişiklik bekletilmeye başlandı.
Şimdi de RTE bekletiyor ve o kanattan, “yol yakınken geri dönülsün, referandumdan vazgeçilsin” türünden yazılar çıkmaya başladı.

 “Ankara Kulisleri” veya “AKP çevreleri” ile ilişkisi olan yazarların oralarda referandumdan vazgeçilmesi üzerine ciddi olarak düşünüldüğü yönündeki yazıları son günlerde epeyce artmış bulunuyor.
Örneğin Fehmi Koru’nun bugünkü yazısının başlığı: “Her geçen gün tereddütler artıyor… Referandum yapılmasa olmaz mı?”.
Birkaç gün önce de, önde gelen AKP’lilerin arasında eş dost arasında ve gizli kalmak şartıyla yapılan bir mini referandumda #Hayır oyu çıktığını yazmıştı.
Değişen bu rüzgârı zaten havadan koklamak da mümkün. Elbet herkes de benzer değişimi hissetmekte.
*
Ancak biz, bu tür haberlere bağlı olarak, #HAYIR cephesinde bir rehavet iklimi oluştuğunu hissediyoruz.
30 Aralık tarihli “Yaklaşan Felaket ve Kurtulma Çareleri (1)” başlıklı yazıyı yazdığımızda ortalıkta tam bir yenilgi, moral bozukluğu havası vardı. Reina Katliamı, bu sıkışmışlık duygusunu zirveye taşıdı.
9 Ocak’ta Yaklaşan Felaket Nasıl Durdurulabilir? Somut Bir Öneri: #Hayır” başlıklı yazıyı yazdığımızda ise, havadaki moral bozukluğu ve yenilgi duygusunun yerini “yenileceksek de mücadele ederek yenilelim, postu ucuza vermeyelim” kararlılığı almaya başladı.
Ve sonrasında da #HAYIR’ın kazanabileceği hatta kazanacağı duygusu güçlendi.
Ama özellikle son bir haftadır, kazanılacağına adeta kesin gözüyle bakılmaya başlandı ve “Ankara kulisleri” haberleriyle birlikte bir rehavetin yayıldığı görülüyor.
Bu nedenle, bugün aslında #HAYIR girişimlerinin örgütlenme sorunları üzerine yazmayı planlamışken, rehavete karşı bir şeyler demek ve uyarmak gereğini hissettik.
*
Su uyur Erdoğan uyumaz.
Erdoğan karşısında rehavet en büyük tehlikedir.
Tarih kazanılmış zaferlerin rehavet sonucu kaybedildiğinin örnekleriyle doludur. Bunların en bilineni ilk Müslümanların kazandıkları Uhud savaşını, okçuların Muhammet’in kesin yerini terk etmeme direktifine rağmen, rehavete kapılıp terk etmeleri sonucu yitirmeleridir.
Unutmayalım. Bugün #HAYIR bir isyandır. Nesnel anlamı budur. İsyanın ise bir tek kuralı vardır. Karşı tarafın toparlanmasına, nefes almasına imkân vermeden sürekli hücum. Hatta bunu bizzat bizlere Erdoğan göstermiştir. Partisi içindeki muhaliflere, Fetullahçılara, Kürtlere, demokrat ve liberallere soluk aldırmadan üst üste saldırdı ve saldırıyor. Bu sayede dağıtıyor ve korku iklimini egemen kılıyor.
*
Erdoğan şimdi kendi oyununa gelmektedir ve kendi hareket alanını bizzat kendisi kısıtlamış bulunmaktadır.
En küçük bir zaaf, kararsızlık ve güçsüzlük işareti verdiğinde, yani bir geri adım attığında; örneğin referandumdan vazgeçtiğinde, bunun sonu mahkemelerde bitecek bir düşüşün başlangıcı olabileceğini çok iyi bilmektedir. Onu böylesine bir düşüşten sadece muhalefetin kararsızlığı ve solun “öğrenilmiş mağlubiyet sendromu” kurtarabilir.
Bu nedenle muhtemelen her şeyi göze alarak referandum kararı verebilir.
Ama aynı zamanda bu kararlığıyla, ekonomik veriler #HAYIR’ı, korku ise Evet’i güçlendiriyor denklemine uygun olarak; kendisi gibi Suriye’de köşeye sıkışmış; Bab’tan nasıl çıkacağının derdine düşmüş devlet ve ordu içindeki, kendilerinin “Beka Sorunu”nun ülkenin “Beka Sorunu” gibi algılayan ve sunan inkârcı ve ırkçı güçlerle de kader birliği içinde, her türlü şiddet ve provokasyonu deneyecektir. Örtülü ödenekler, istihbarat organlarının tüm kirli ilişkileri; mafyalar; örgütlediği Osmanlı Ocakları gibi çeteler emrine amadedir.
Ve karşısında şimdiden kararlı durulamazsa, şimdiden kazanılıyor görünen #HAYIR sonuçlu referandum kaybedilebilir.
*
Ama Erdoğan aynı zamanda kendi cephesini güçlendirmek, zaman kazanmak, güçleri toparlamak için geri adım da atabilir. Yani referandumdan var geçebilir veya başka bir yol arayabilir. Bu onun hedeflerinden vazgeçtiği anlamına gelmez. Sadece yeni bir saldırı için güçlerini toparlamak ve cephesini genişletmek için geri çekildiği anlamına gelir. Suriye’de Rusya’ya yanaşması, Putin’den özür dilemesi, sıkıştığında bu tür bir davranış gösterebileceğini de olası kırıyor.
Bu takdirde de rehavet en büyük tehlikedir.
7 Haziran’dan sonra Baykal’la görüşerek karşı cepheyi nasıl dağıttığı unutulmamalıdır.
Erdoğan geri adım attığı takdirde bir saniye bile durmadan onun derhal istifasına yönelik bir hareketin nasıl başlayabileceği ve örgütlenebileceği üzerine şimdiden düşünmek ve Erdoğan’a soluk aldırmamak gerekir. 7 Haziran ve sonrası; darbe teşebbüsü sonrası Erdoğan’ın yaptıkları bizlere nasıl yapmamız gerektiğini göstermektedir.
Erdoğan gidecek ve gitmeli. Baş sorun, sorunların sorunu Erdoğan’dır.
İster referandumdan #HAYIR çıksın, ister Erdoğan geri adım atıp Referandumdan var geçsin her halükarda Erdoğan’ın anayasa ve kanunlar dışı fiili darbe rejimine son verip, Erdoğan’ı mahkemeye çıkarıncaya kadar en küçük bir gevşemeye, rehavete yer yoktur.
Her kim ki, Erdoğan’ın uzattığı eli tutar; her kim ki “ülkenin selameti” gibi gerekçelerin ardına gizlenip Erdoğan’a soluklanma ve güçlerini tekrar toparlanma fırsatı sunar o en büyük tehlikedir.
*
Ama şu an acil ve asıl sorun, henüz referandum kazanılmamışken veya ertelenmemişken, yani henüz ortada fol yok, yumurta yokken, bu olasılıkların görülmesinin yarattığı rehavettir.
Dikkat edin, artık hiç kimse, nasıl olur da güçleri bir araya getirebiliriz; nasıl olur da bir tek #HAYIR etrafında milyonlarca insanı seferber edebiliriz diye kafa yormuyor artık.
Herkes “herkesin #HAYIR’ı kendine” havasına girmiş durumda. Okçular mevzilerini terk etmiş bulunuyor.
#HAYIR baylar. Fehmi Koru ve benzerleri gibi, “Erdoğan referandumdan vazgeçsin olağana dönelim” havasına girmek yok.
Olağanüstü hal olağan halimizdir.
Erdoğan referandumdan vazgeçse de #İstifa etmeli ve OHAL rejimi kalkmalıdır.
Erdoğan Referandum’a gitmeyi kabul ettiği takdirde de #İstifa etmeli ve OHAL kalkmalıdır.
Muhalefet bu açık tavrı koymalıdır.
Erdoğan elbet #İstifa etmeyecektir. Ama politikada bir talebin ortaya atılmasının, bir hedefin açıkça ortaya koyulmasının büyük önemi vardır. Çünkü bir konuda hiçbir şey söylenmediğinde, kendinizi bağlamış olursunuz. Onu zımnen olağan kabul etmiş olursunuz. Yarın baş kaldırmak için gerekçeniz olmaz ve size karşı kullanılır.
*
Ayrıca bu talep ve hedefin ileni, Erdoğan’a soluk alma fırsatı vermez ve onu sürekli savunmada kalmaya zorlar; hareket alanını kısıtlar.
Muhalefet şimdiden Erdoğan’ın hem yargıç hem savcı olarak bu referanduma gitmesini hedef almalıdır.
#HAYIR’a odaklanmak bile, Erdoğan’a karşı mücadeleyi referandum sonrasına ertelemek anlamına gelmektedir. Erdoğan sürekli savunmada kalmaya zorlanmalıdır. Bunun ilk adımı, Erdoğan ve hükümetin istifası, referandumun tarafsız bir hükümetin varlığı koşullarında yapılmasıdır. Bu talebi açıkça ortaya koymadan Referandum’a yönelmek politik olarak intihar anlamına gelir.
Muhalefet partileri şimdiden #HAYIR çıktığı takdirde Erdoğan’ın istifa etmesi gerektiğini; hatta şimdiden referandumun tarafsızlığını sağlamak için Hükümet ve Erdoğan’ın istifa etmesi gerektiğini açık talepler olarak ortaya koymalıdırlar.
O halde Rehavete yer yok.
Erdoğan istifa etmeli, OHAL kalkmalı.
Şimdi acil olarak öne bu hedefler çıkarılmalıdır.
Referandumu olağan ve meşru kabul eden sırf #HAYIR’a yönelik bir çalışma ve politik hat yenilgi getirir.
Erdoğan’a referanduma kadar olan dönemde istediği alanda at koşturma olanağı sağlar.
Erdoğan’ın politik hareket alanı kısıtlanmadan provokasyonları engellenemez ve azaltılamaz.
Beklemek, rehavete kapılmak intihardır.
Demir Küçükaydın
7 Şubat 2017 Salı
@demiraltona
Yazılarımız şu adresteki blogta bulunuyor:
Videolarımız şu adreste:
Yazılarımızı ayrıca ses dosyası olarak şurada paylaşıyoruz. Direk podcasttan veya indirerek dinlemek mümkün.
Kitaplarımız buradan indirilebilir.

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...