1 Şubat 2017 Çarşamba

#HAYIR’ın Örgütlenmesinde İnternet ve Sosyal Medya’nın Hükümetin Kontrolü ve Engellemesi Dışında Kullanılabilmesi İçin Somut Bir Öneri

#HAYIR diyenler iki sorunla karşı karşıya.
Neredeyse bütün medya iktidarın kontrolünde bir bilgi ve haber akışı nasıl sağlanabilir?
İktidar her türlü örgütlenmeyi fiilen olanaksız hale getirmekte; en temel haklar bile kullanılamamaktadır, bu fiilen nasıl aşılabilir?
Bu ikincisine yönelik olarak önerimizi defalarca yazdık. Temel haklar alanında kalarak, hiçbir pankart, bayrak olmadan, hiçbir slogan atmadan, sadece #HAYIR yazılı olarak her gün aynı saatlerde aynı yerlerde BULUNMAK. “Bulunmak” sözcüğü bilinçli olarak seçilmiştir. Yani orada oturabilir, yürüyebilir, dolaşabilir, durabilir, sohbet edebilir, etrafa bakabilirsiniz. Bunların hiç biri gösteri ve yürüyüş alanına girmez hukuken. Tesadüfen de milyonlarca insan her gün, aynı yerlerde aynı saatlerde “Bulunabilir”. Evet, birbirimizi belli yerlerde ve zamanlarda bulunarak bulabiliriz. Her gün aynı saatlerde aynı yerlerde bulunarak birbirimizi bulalım.

Bu öneriyi hiç kimse açıkça tartışmıyor. Çünkü örgütler kendi kontrolleri dışında gelişecek milyonların hareketinden korkuyorlar. Hatta CHP’liler bazı yerlerde, İnternet paylaşımlarından gördüğümüz gibi, “CHP hayır diyor” diyenlerin elinde #HAYIR basılı kâğıtlarla, küçük gösteriler yapıp böyle #HAYIR’a yönelik herkesin katılacağı bir eylemi nesnel olarak engellemeye yönelik davranışlar sergiliyor.
Suskunluk var ama Pazar günü Kadıköy’deki toplantıda bu şekilde bir eylem önerisi geldiğinde aniden kopan alkış, aslında bu önerinin benimsendiği ama örgütlerin suskunluğu ve engellemesi nedeniyle şimdilik tartışılma ve uygulama alanı bulamadığını gösteriyordu.
Şimdi gelelim birinci soruna. Hükümetin Kontrolü dışında bir haber akışı mekanizması nasıl yaratılabilir?
Kısaca bu konudaki olanakları ve buna bağlı önerilerimizi özetleyelim.
Elbet bunlar gerçek hayattaki örgütlenmelerin kendisi ve sorunları değildir, onlara daha geleceğiz, ama onların oluşabilmesinin olanaklarını yaratır.
*
Birkaç gün önceki “#HAYIR’ın Biriken Enerjisi ve Korkusu” başlıklı yazımızda belirttiğimiz gibi, #HAYIR diyenler arasında bir politikleşme, bir enerji birikimi görülüyor ama aynı zamanda buna tam ters yönde, bunu göstermek ve yansıtmaktan kaçınma eğilimi de güçlü.
Bu yansıtmaktan kaçınma elbet hükümetin ve devletin keyfi uygulamalarına, işten atma, tutuklama, gözaltına alma gibi baskılarına uğramama ve daha uzun vadeli olarak, eğer Evet çıkarsa, gelecek faşizm karşısında şimdiden gizlenmeye başlama, tedbirler alma ve mücadeleye hazırlanma ile de ilgili. Ve bunların hepsi son derece anlaşılabilir ve haklı bir kaygı ve davranışlar.
Ama bu davranış, esas olarak #HAYIR cephesinde güçlü olduğundan, #HAYIR’cıların kendi gücünü görmesini engelliyor ve sanki herkesin sindiği, yeterince güçlü olunmadığı gibi bir kanaatin yayılmasına da yıl açıyor ve #HAYIR diyenlerin harekete geçmesini engelliyor.
Bu gibi durumlarda öne çıkan birilerinin davranışı son derece moral ve mücadele azmi verici bir işlev görmektedir.
*
Ancak bizler işimizi cesur ve kahraman insanların çıkışına emanet edemeyiz ve etmemeliyiz. Tıpkı bir örgüt veya yapıyı tasarlarken onu ahlaklı insanlara göre değil, en ahlaksızların yöneteceğini varsayarak dizayn etmek gerektiği gibi. Yapı öyle olmalıdır ki, en ahlaksızlar bile ahlaklı davranmak zorunda kalsınlar. Bunun tek yolu da açıklık, yetkilerin dağıtılması, hakların ortadan kaldırılamaz şekilde sadece hukuki değil, aynı zamanda fiili sağlam kazıklara bağlanması vs.dir.
Geleceğin demokratik toplumunu veya sosyalizmi kuracak olanlar veya devrimleri yapanlar veya yapacaklar, gökten zembille inmiş, demokrat, cesur, kahraman insanlar olmayacaktır. Limonluklarda yetişmiş insanlarla yapılmayacaktır devrimler; bunlarla gelmez demokrasi.
Korkak, cahil, küçük hesapların peşinde giden, ikiyüzlü milyonların davranışı gerçekleştirir böyle büyük değişimleri.
Son derece dar çıkarları temelinde harekete geçen insanlar bizzat o hareket içinde değişirler ve başka insanlara dönüşürler.
Milyonlarca insanın dönüşümü olmadan toplum dönüştürülemez, ama milyonlarca insanın ise ancak somut eylem ve örgütlenmeler içinde değişir ve dönüşür. Bu nedenle, demokrasi mücadelesi ve başarısı açısından eylemin hayati önemi bulunmaktadır. Sadece #HAYIR’ın başarısı için değil; aynı zamanda ondan sonrası için de.
*
O halde, bizler bu sinmiş, dar çıkarlarının peşindeki, aptal, çürümüş, korkak insan posaları olarak nasıl bir haberleşme olanağı yaratabiliriz? Sorun budur.
Bunun olanağını bize internet sunmaktadır. Özellikle de sosyal medya. Yeter ki akıllıca kullanalım.
Örneğin bir yazı, resim, müzik vs. gibi bir paylaşımı görüyorsunuz ama beğenmeye veya altına bir yorum yapmaya çekiniyorsunuz. Çünkü gazetelerde binlerce insan hakkında internet paylaşımları nedeniyle dava açılacağını, sadece bu kadar insanı alacak yer yok diye bu işin şimdilik ertelendiğini okumuşsunuz; kimi paylaşımlardan dolayı davalar tutuklamalar olduğunu okumuşsunuz. Haklı olarak çekiniyorsunuz.
Böylece sizin gibi düşünenler de paylaşmıyor ve yorum yapmıyor.
Dışarıdan bakınca zerrece ilgi görmemiş bir yazı, resim veya bir paylaşım. Ama aynı insanlar hiçbir iz bırakmadan o yazıyı okuyor, paylaşımı izliyor. Ama bunu sadece o yazının yayınladığı sitenin yöneticisi ve tabii devletin istihbarat örgütleri görebiliyor. Yatay bir bilgilenme ve haberleşme yok. Devletin ve örgütlerin en çok korktuğu da böyle kontrolü dışında bir yatay haberleşme ve örgütlenebilme ağlarının oluşması. Bu bakımdan devlet ve hükümet, sadece korku salarak bile amaçlarına ulaşmış oluyor.
Bunu aşmak için ne yapmalı?
Yapılacak iş, herkesin en az üçer kişiden oluşan en az üç gruba üye olmasıdır.
Bu yöntemle harika, kontrol altına alınamayan, hiçbir şekilde kesilemeyen, başı ayağı olmayan, sanal uzay içinde yeni bir sanal uzay, bir yatay ilişkiler ağı yaratılabilir.
Bugün neredeyse her şehirli insanın elinde, hatta dağdaki çobanda, Afrika’da çobanlık yapan Masailerde bile cep telefonu ve internet bağlantısı var.
Bu dünya tarihinde daha önce olmamış bir durum. Ve bu işin başındayız. İnsanlık ve özellikle ezilenler, bunun sunduğu olanakları kullanmayı er veya geç öğrenecektir.
Hatta öğrenmiştir bile diyebiliriz. Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya akınları, bu gibi ağlar vasıtasıyla mümkün oluyordu. Nerede geçiş var falan hep böyle ağlarla haberleştiler.
*
Örneğin Facebook’ta grup kurma diye bir olanak var. Bu grupları dışa kapalı da yapabilirsiniz; gizli de yapabilirsiniz.
Yani sadece güvendiğiniz arkadaşlarınızla gruplar kurma paylaşım yapma, tartışma olanağınız var. Açıktan paylaşamayacağınız veya beğenemeyeceğiniz bir paylaşımı bir böyle bir grupta yaptığınızda bunu sadece güvendiğiniz grup arkadaşlarınız görecek ve onlar da aynı şekilde paylaşabilecektir.
Yapılacak şey öncelikle Gruplar kurmaktır. Ama en az üç grup kurması veya en az üç gruba üye olması gerekir.
Bu sayede, hem devletin kontrolü dışında paylaşımları veya fikirlerinizi paylaşma hem de bunları hızla yaygınlaştırma olanağı da ortaya çıkar.
Diyelim ki herkes, her biri en az üç üyesi olan en az üç grup kuruyor veya en az üç grubun üyesi. Gruplardan herhangi birinde bir paylaşım yapıldı. Eğer bu paylaşım, beğenilir ve ilgi görürse, hem o grubun üyesi hem de en az iki başka grubun üyesi olan bir tarafından diğer gruplarda da paylaşılabilir. Bu paylaşımlar gizli veya kapalı gruplarda yapılması nedeniyle dışarıdan kimsenin görmeyeceği paylaşımlar olacaktır. O sınara insanların duygu ve düşüncelerine uyan bir paylaşım, bu mekanizmayla (buna viral yayılma deniyor) hızla yayılabilir.
Bunun için ilk yapılacak iş, başta bu yazıyı okuyan herkesin en az üç gizli veya kapalı grup kurması ve bu gruplardaki arkadaşlarına da onların da en az üçer kişilik üçer gruba katılmaları veya benzer gruplar kurmalarını önermeleridir.
Hatta ilk yapılacak iş bizzat bu yazının o gruplarda paylaşılması olabilir.
Diyelim ki, yakın arkadaşlar, akrabalar, iş arkadaşlarınız ve eski okul arkadaşlarınızdan oluşan her biri yine en az üçer kişilik üç dört grup kurdunuz.
Hatta diyelim ki sadece #HAYIR diyeceklerden ve demeye eğilimli olanlardan kurdunuz bu grupları.
Sizin grup kurduklarınızın da aynı ilkelere göre gruplar kurduğunu düşünün, aynı şekilde onların da.
Bu korkunç hızla yayılan bir ağ oluşmasına yol açar.  Hükümetin bütünüyle kontrolü dışında bir ağ. Yöneticisi, başı, ayağı yok. Ama muazzam bir haber ve bilgi akışı olanağı var.
Böyle bir alt yapının oluşturulması hem de hızla oluşturulması, hükümetin kesme kanallarının olmadığı onun kontrolü dışında bir ağ demektir. Kontrol altına alınması ve bilgi akışının engellenmesi olanaksızdır. Tek yolu vardır: tümüyle interneti kesmek. Bu takdirde de tüm ekonomik hayat felç olur.
Aynısı gruplar ağı, WhatsApp ve Telegram gibi cep telefonu uygulamalarıyla da yapılabilir ve yapılmalıdır.
Yine herkes en az üç tane ve yine en az üçer kişiden oluşan gruplar kurmalı ya da bunlara üye olmalıdır.
Bunlar Facebook’a göre daha kıvrak, daha pratiğe ve eyleme yönelik bir bilgi akışı sağlarlar.
Böylece hükümetin bilgisi dışında kısa zamanda milyonlara ulaşacak bilgilerin ve haberlerin iletilebileceği en az iki ağımız olur.
Bu ağların ilk başta kullanılıp kullanılamaması önemli değildir. Oluşturulması ve hazır bulunması bile önemlidir. Bunlar uygun zamanlarda hızla bir işlev kazanabilirler; hızlı faz değişimleri yaşayabilirler. Bunu şöyle bir örnekle açıklamayı deneyelim.
Bizlerin şimdiki hali biraz su gibidir. Herkes akışkan su molekülleri gibidir. Örgütsüzdür. Ama su sıfır derecede buz olur, yani bu moleküller, hızla örgütlenirler, aşağı yukarı önerimizdekine benzer biçimde bağlar kurarlar; kristal bir yapı oluştururlar.
Ancak suyu buz olmadan eksi düzeyde (sanırım son olarak -17 dereceye ulaşıldı) tutmak da mümkündür. Suyu hiç sarsmadan soğutursanız, eksi derecelerde bile sıvı olarak kalabilir. İşte #HAYIR diyenlerin durumu biraz böyle, bir yandan enerji topluyorlar ama diğer yandan henüz hareketlenmeler henüz yok denecek kadar. Ama eksi bilmem kaç dereceye kadar soğumuş ve hala buz olmamış suyun yanında diyelim ki bir öksürdüğünüzde, elinizi şaklattığınızda, yani bir titreşim yarattığınızda, o su yıldırım hızıyla buz olur, faz değiştirir.
Benzeri durum nedeniyle, şimdilik kullanılmasa bile böyle ağların yaratılması hayati önemdedir. Zamanı geldiğinde hızla aniden buz olan aşırı soğumuş su gibi buz olma, örgütlenme olanağı doğar.
*
Böyle bir ortama sadece hayır’ın başarısı ve örgütlenmesi için değil; eğer Erdoğan başkan olursa gelecek faşizm koşullarında devletin kontrolü dışında direnenlerin, muhaliflerin haber akışı için de gerek var.
Ama dikkat ederseniz, bu tür gruplar aynı zamanda birer örgütlenmedir. Hem de hiyerarşisiz, başsız ayaksız.
Bu da tıpkı sardalye veya sığırcık sürüleri gibi örgütlü davranışlar gösterme olanağını ortaya çıkarmaktadır.
Bununla ilgili daha önce yazdığımız bir yazıyı (Viral davranışlar ve Schwarm (sürü) konusunu) ve bunun olanaklarını alta koyuyoruz.
*
O halde yapılacak iş, her #HAYIR diyenin yapacağı ilk iş, en az üçer kişiden oluşan yine en az üçer kişilik gruplar kurmak. Tartışmalarını, paylaşımlarını oralarda yapmak.
Tabii isteyen, risk alan, almaktan korkmayan veya alabilecek olan, bu grupların dışında açıkta da yapabilir ve yapmalıdır.
1 Şubat 2017 Çarşamba
Demir Küçükaydın

Kritik Kütle, Varyasyonlar (Viral Davranış), Schwarm (Sürü)

İnternet’e boşuna Sanal Uzay (Cyberspace) denmemektedir. Bir uzaydır internet, ama içinde yaşadığımız fizik uzaydan farklı bir uzay. Her iki uzayda da kimi hareket yasalarının benzerliği ve paralelliği görülmektedir.
Bu uzaylar bir bakıma paralel evrenler gibidir. Ama teorik fiziğin varsaydığı birbiriyle etkileşemeyen evrenler, her biri kendi yasaları olan evrenler gibi değil, birbiriyle karşılıklı etkileşim içindeki evrenlerdir.
Biz bu yeni ortaya çıkan uzayın ve hareket biçiminin çok başlarında bulunuyoruz. İnternet yaygınlaşmaya başlayalı şunun şurası yirmi yıl olmadı. Ama belki dünya nüfusunun dörtte birinin hayatında birinci derecede önem kazanmış bulunuyor.
Bir de onlarca hatta yüzlerce sonrasını göz önüne getirelim. Bizler aslında bambaşka varoluş ve hareket biçimlerinin doğuşunda yaşıyoruz büyük bir olasılıkla. (Tabii insanlık eğer yaşarsa.)
Bir bakıma, ilk koyunu ehlileştirmeye çalışan insanların durumundayız.
Bir bakıma ilk kez kendi benzerini üretmeye başlamış karmaşık moleküller gibiyiz.
Birinden muazzam uygarlıklar, diğerinden her biri birbirinden harikulade milyarlarca var olan, olmuş ve potansiyel olarak var olabilecek canlı türü oluştu.
Örneğin ilerde bizzat Cyberspace’ın kendisi bir beyine dönüşüp öyle gibi çalışabilir. Milyarlarca insan bu sanal uzaydaki beynin hücreleri gibi bir işlev görebilir.
Ancak buralara daha çok var. Biz daha insanlığın varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğinin belli olacağı bir dar boğazda yaşıyoruz.  Bu dar boğazdan geçip geçemeyeceğimiz de önümüzdeki birkaç on ya da yüzyıllık sürede belli olacaktır.
*

Sanal Uzay – Fizik Uzay

Ama Sanal Uzay’ın gerçek uzay üzerindeki etkilerine şimdiden rastlıyoruz. Tahrir’den Taksim’e genç kuşakların örgütlenme ve harekete geçmesinde sosyal medyanın rolü en kör gözde bile batar durumdadır. Zaten o nedenle en gerici, merkezi, otoriter ve demokrasi düşmanı rejimler internette kendilerin egemenliğini tehdit eden bir düşman görüyorlar. Onu kontrol altına alabilmek için her şeyi yapıyorlar.
Geleceğin büyük toplumsal değişiklikleri ve devrimleri muhtemelen Cyberspace’de örgütlenen insanların gerçek uzaydaki davranışları ve bunların da sanal uzaydaki davranışlar üzerinde karşılıklı etkileriyle gelişecektir.
Kaba bir gözlem, düşünüş ve analoji ile bile, sanal uzaydaki davranış yasaları ile gerçek uzaydaki davranış yasaları arasındaki paralellikleri görmek mümkündür. Bu vesileyle bu konuya kısaca da olsa değinmek denenebilir.
Sanal uzay davranışlarının gerçek uzay ile paralelliklerine kısaca değinelim.
*

Kritik Kütle

Birincisi, kritik kütle kavramıdır. Bu kavram birçok farklı bilim alanında kullanılmaktadır.
Kritik Kütle kavramı özellikle çekirdek fiziğinde, kendini besleyen bur nükleer reaksiyonun başlaması için gerekli minimum kütleyi ifadede kullanılmaktadır.
Kritik Kütle kavramı matematikte özellikle oyun teorilerinde, yani toplumsal davranışların ve özellikle mücadelelerin tabi olduğu yasaları matematik modellerle inceleyen matematik teorilerinde kullanılan bir kavramdır.
Matematikteki Oyun teorilerinde şöyle tanımlanabilir bu kavram. Bir grubun tamamını belli bir stratejiye (programa vs.) ikna etmek gerekmeyebilir, eğer gruptaki katılımcıların belli bir oranı bu stratejiye ikna olmuşsa. O zaman bu strateji kendi kendini gerçekleştirecek bir strateji halini alır. Biraz kendini gerçekleştiren kehanet gibi bir şey yani. Yani belli bir kitlenin kabulü kabul etmeyenler karşısında bir nesnel zorunluluk halini alabilir.
Burada Kritik Kütle kavramı bir eşik değeri ifade eder.
Örneğin e-mail adresiniz var ama başkalarının e-mail adresi yoksa siz e-mail adresinizi kullanamazsınız. Ben şahsen böyle bir on yıl geçirdim 90’lar boyunca. Almanya’daki Comlink ve Fidonet gibi ağlar aracılığıyla bir internet adresim vardı ama tanıdığım bir tek Allahın kulu yoktu internet adresi olan, hatta öyle bir şeyin varlığını bilen.
E-maili olanların sayısı öyle bir kritik sınırı aşmalıdır ki, artık bir süre sonra e-mailiniz yoksa bir şey yapamaz hale gelirsiniz ve hayat sizi e-mail sahibi olmaya zorlar. Bunu cep telefonlarında, önceden faxlarda vs. gördük.
Bir sürü cep telefonu kullanmamakta ısrar eden sorunda bir tane almak zorunda kalmıştır. Bugün benzer etkileri Facebook veya Twitter’da da görüyoruz.
Özetle, kendi kendini besleyen bir sürecin ortaya çıkması için belli bir sınırı aşmak gerekir, yani kritik kütleyi aşmak.
*

Varyasyonlar - Virallik

Ancak bu kritik kütleler nasıl bir etkiyle ortaya çıkıyorlar? Bu da aslında büyük ölçüde “Pazar boşluğu”nun doğru seçimi veya politikanın sözleriyle o verili durumdaki ana halkanın doğru yakalanmasıyla.
Ancak doğru bir halkayı yakalamak, toplumda sonsuz değişken olduğundan çoğu zaman mümkün değildir. Bu büyük ölçeklerde, genel eğilimleri tespitte bir dereceye kadar olabilir. Ancak taktikler vs. alanında korkunç çeşitliliği hesaplayıp da bir şey yapmanın olanağı yoktur. Daha bu hesap yapılırken bile koşullar değişir hatta bizzat o hesabın kendisi kendi nesnesini değiştirir.
Burada, doğaya benzer şekilde, koşulların müthiş bir çeşitliliği vardır. Doğa bu çeşitliliğe deneme yanılmalarla uyum gösterir. Yani diyelim bir mutasyon oldu. O başka koşullarda öldürücü olabilecekken, bambaşka bir koşulda bir üstünlük nedeni olabilir. Bu hemen şunu gösterir, varyasyonlar o türlere büyük bir avantaj sağlarlar, esneklik kazandırırlar, yaşam savaşında avantaj sağlarlar.
Ama varyasyon demek farklı genler demektir.  İşte, doğa bunun için cinsleri keşfetmiştir. Kendi kendini dölleyebilen canlılar bile karşılıklı gen alışverişi yaparlar. Varyasyonları arttırıp türün devamlılığını sağlamak için. Daha doğrusu bu bilinçsiz bir davranıştır, sonunda ortaya çıkan budur.
Bunu özellikle hızlı üreme ve dolayısıyla gözlemleme olanağı sağlayan virüs ve mikroplarda görüyoruz. Herhangi bir yerde bir mutasyon geçirmiş bir bakteri kolonisi birden bire patlarcasına yayılabilir.
Buna Viral davranış da deniyor.
Bu internete uyarlanırsa, olabildiğince her fikri, paylaşmak gerekiyor. O fikir burada işe yaramayabilir ama başka yerde işe yarayabilir. Veya başkasının yapacağı küçük bir değişiklikle (bir mutasyonla) o fikir hızla çoğalmasına yol açacak; bir eğilimin ifadesi olabilir.
Doğa’da olduğu gibi, toplumda da daha kaliteli ve doğru olan değil, ihtiyaçlara denk düşen, belli toplum kesimlerinin o anki eğilimlerine denk düşenler hızla büyüme eğilimi gösterirler. Doğru fikirlerin yayılmasıyla insanlığın kurtulacağı, burjuva rasyonalizminin, hatta pozitivizmin bir uydurmasıdır.
Bu konuyu güzel anlatan geçenlerde rastladığımız Y. Ünlü’nün bir mailinden bir alıntı yapalım:
Sosyal medya ve saha çalışmaları genelde "virallik" üzerinden yürüyor; çünkü sosyal medya virallik üzerinden yürüyor. "Viral" ismi çok yerinde bir isim çünkü dolaşıma sokulan her bir düşünce bir virüs gibi davranır. Kendini çoğaltabileceği ortamlarda çoğalır, uygun olmadığı ortamlarda yok olur. (…)
Bu nedenle;
Bir sloganın en iyisi olduğunu düşünmeyin.
Her türlü materyali dolaşıma sokun.
Küçük değişiklikler yapıp aynı mesajları tekrar tekrar yayınlayın.
Bunu bize Gezi öğretmiş olmalıydı şimdiye kadar. Duvarlara yazılan binlerce virüsten sadece birkaç tanesi yaşamını sürdürebildi; ama efsane oldular.
*

Üç Tür Sürü

Peki, varyasyonlar ve virallik ile belli kritik kütleler aşılınca ortaya çıkan geniş kitlenin davranışları hangi yasalarca belirleniyor.
Bunun için uygun bir analojiyi de Schwarm (İng. Flock) kavramı veriyor diyebiliriz.
Sığırcık veya sardalye sürülerini tanımlamakta kullanılıyor bu kavram.
Türkçede hepsi bir tek sürü kavramıyla karşılanmakla birlikte, en azından üç tür sürüyü birbirinden ayırmak mümkündür.
Kendi içinde belli bir hiyerarşi olan sürüler. Bunlara Çete demek daha doğru gibi görünüyor. Sokaklarda gördüğümüz köpek sürülerinde belli bir hiyerarşi vardır. Bu tür sürüler genellikle onlar hanesi civarında bir büyüklüğe kadar görülüyor.
Bir tek önderi izleyen, ondan başka hiyerarşisi olmayan sürüler. Bunlara en iyi örnek koyun sürüsüdür. Bütün sürü sürünün önderini (“Kösemen Koyun”, Koç) izler. Koç uçurumdan atlasa bütün sürü de atlar. Salhaneye sürüler böyle işbirlikçi koçlarla sürülürler.
Bir de önderi olmayan ama önderli ve hiyerarşik bir sürüden bile daha organize gibi hareketler yapabilen, sığırcık, sardalye, yarasa sürüleri var. Bunlara Schwarm (Flock) deniyor. Bu farkı vurgulayacak Türkçe bir karşılık bulamadık.

Schwarm Zekâsı – Schwarm Organizasyonu

Son zamanlarda bu sürülerin nasıl olup da böyle harikulade bir organizasyon yeteneği gösterebildiği konusunda birçok matematik modeller geliştirildi ve bilgisayar simülasyonları yapıldı.
Bütün çalışmalar aslında bunların çok basit gibi görünen ilkelerle hareket ettiğini göstermektedir. Örneğin her kuş, yanandaki kuş uzaklaşırsa yaklaşmakta yaklaşırsa uzaklaşmakta, aynı zamanda en geniş alanı görebilecek bir konumda bulunmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla en geniş alanı görebilen kuşları izlemektedir diyelim.
Böyle basit bir iki kuralla yapılan modeller, tıpkı kuşların davranışları gibi hareketlerin bilgisayar ekranlarında da gözlemlenebilmesine yol açmaktadır.
Bu davranış türü ancak üç boyutlu uzaylarda var. İki boyutta fizik olarak mümkün değil.
Bu hemen sanal uzay ve fizik uzay paralellikleri ve analojilerini gündeme getiriyor. Sosyal medya bir sanal uzay gibi.
İşin ilginci, tıpkı kuş sürülerinde olduğu gibi, sosyal medyada da izleme ve izlenme var.
Genellikle herkes belli kişileri izlemeye özen ve dikkat gösteriyor (en geniş alanı görmek). Aynı zamanda en yakınındakileri de izliyor (Arkadaşlar vs.) Öte yandan çok izlenen belli kişiler de belli kişileri. Bu izlemeler, tıpkı kuşların ve balık sürülerinin o harikulade hareket ve organizasyon yeteneklerini sağlayan kurallarla benzeşiyor.
Dolayısıyla geleceğin devriminde, milyonlarca insanın bir schwarm gibi davranışlar gösterebileceği düşünülebilir. Bu alışılmış bütün biçimleri havaya uçurur. Milyarlarca insanın sadece izleyerek ve izlenerek, bu izlemede de kendi eğilimlerini en iyi yansıtanı izlemeye, yani en geniş alanı görmeye dikkat ederek hareket etmesi, öndersiz, hiyerarşisiz ama örgütlü hareketleri mümkün kılmaktadır.
Kim bilir geleceğin devrimini belki de insanlar bir kuş sürüsünün hareketlerini yöneten yasalara uyarak yapacaklar.
Bir “kuşbeyni” bile yetecektir yeryüzünü değiştirmeye.
Demir Küçükaydın


Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...