12 Ekim 2015 Pazartesi

Ne Yapmalı?

Gazeteci Can Dündar dünkü yazısını şöyle bitiriyordu:
“Korkmayalım. Yılmayalım. Sinmeyelim.
Şahsi iktidarı için meydanı ateşe veren Nemrud’lara karşı, yangına su taşıyan karıncalar gibi, barışın yanında kümelenerek hiç değilse safımızı belli edelim.
Bu yangını söndürelim.
Nemrud’u devirelim.
Bu güzel sözler ne yazık ki somut içerik ve biçim hakkında bir şey söylemiyor; kategorik olmaktan öteye gitmiyordu
“Bu somutluk bir gazetecinin değil; politikacıların görevidir.” Denebilir.
Peki, politikacı ne yapıyor?

Kılıçdaroğlu, Davutoğlu’nun ayağına gidip, iki bakanın istifasını diliyor. Birkaç sembolik karanfil ile ölenlerin anısına bir ritüeli yerine getiriyor.
Somut bir hedef, mücadele biçimi ve önerisi, bir strateji var mı? Varsa bunu yurttaşlarla paylaşıyor mu? Yok.
*
12 Eylül döneminde Malatya E Tipi Özel Cezaevi’nin müşahede hücrelerinde aylarca beraber yattığımız Ferda Koç yazıyor:
“Sorun, Cunta’nın “Özel Ordusu”nun kim tarafından, ne şekilde tasfiye edileceğidir. Halk direnecek, halkı teslim alamayan Saray Cuntası yenilecektir. Ancak eğer halk direnişi, halkçı ve demokratik bir iktidar alternatifine hayat veremezse, egemen güçlerin (ABD’nin, büyük sermayenin, faşist devlet bürokrasisinin) arkaladığı, otoriterliği ve neoliberal yıkıcılığı “kabul edilebilir” hale getirilmiş (muhtemelen askeri) bir darbe sürecinin muhatabı olacaktır.
Evet, doğru, bir halk direnişiyle Erdoğan’ın darbesine son verilemezse, bu sefer “kaç ben kurtarayım” diyen Ordu’nun Mısır’daki Sisi gibi bir darbesi gelir ve üstüne üstlük bir kurtarıcı gibi alkışlanır.
Peki, buna karşı ne yapmak gerekiyor?
Önerisi de şu:
Kapıları Askeri darbeye kapatan iktidar alternatifi yaratılmalı;
Ama bunun için de CHP yönetimini sol duyarlılıklarla kuşatmalı; tabanından tecrit etmeli.[1]
Bunlar kategorik cevaplardır. Somut bir öneri var m? Yok.
*
Kategorik cevapları; zaten her durumda ve her zaman yapılması gereken işleri, olmazsa olmazları öne çıkarmak, gerçek sorunlardan kaçmanın ya da görmemenin; bunlara ilişkin bir öneriz yokluğunun ifadesidir.
Nefes almazsanız, yemek yemezseniz, su içmezseniz yaşayamazsınız. Bunlar hayati görevlerdir, işlevlerdir. Ama benim görevim nefes almak, su içmek, yemek yemektir diye görevlerinizi belirlemezsiniz.
Diyelim işsizsiniz iş bulmalıyım ki yemek yiyeyim dersiniz. İş bulmak için de sabah erken kalkıp bir gazete bulup iş ilanlarına bakayım dersiniz. İş ilanlarına baktıysanız, kendinize uygun olanı ararsınız. Öyle birini bulduysanız, oraya nasıl giderim diye bakarsınız. Görev böyle belirlenir. Bir zincirler silsilesidir
“Kokmamak, yılmamak, sinmemek, Nemrutları devirmek”;
Düzen partilerini ve onların yöneticilerini teşhir etmek; gerçek yüzlerini göstermek; (Haydi doğru olduğunu var sayalım. Bir sosyalistin bunu görev olarak belirlemesi ne anlama gelir bunun üzerine söz etmekten imtina edelim.) “CHP iradesini, CHP tabanının demokratik ve sol duyarlılıklarıyla kuşatmak” vs., vs., bütün bunlar kendine sol veya demokrat diyen bütün partilerin, hareketlerin ve kişilerin zaten her zaman her an yapmaları gereken; politik var oluşun olmazsa olmazı, soluk almak, su içmek, yemek yemek gibi işlerdir. Politika yapmanın, somut koşullara uygun bir program ve strateji; yani bir görev belirlemenin konusunu oluşturmazlar.
Yani CHP ve etrafındaki nebülözde yuvarlak ve kategorik cevaplar dışında somut olarak hiçbir öneri yok aslında.
*
Peki, kitle örgütleri ne yapıyor?
DİSK Başkanı Kani Beko, KESK Eş Başkanları Lami Özgen ve Şaziye Köse, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan ile Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay’ın katıldığı basın toplantısında, Ankara’daki katliamı protesto etmek için yarından (11 Ekim) itibaren yas ilan ve 12-13 Ekim tarihlerinde tüm Türkiye’de grev ilan edildi.”
Bu somuta bakalım ne demek?
Daha geçenlerde yazdık, “Genel Grev isyandır. İsyanla oynanmaz” diye.
Hele bir de bunu yapacak gücün yoksa böyle bir genel grev seni içinde bulunduğun kitleden bile tecrit eder. Belli ki bir protesto yamak, tepkiyi ifade etmek için, aslında hiç de Türkiye’deki hayatı felce uğratamayacak bir çağrı yapılmaktadır.
Kaldı ki, genel grevin somut bir hedef için yapılması gerekir. Protesto için genel grev yapmak, yerinde ve zamanında kullanıldığı takdirde çok etkili olabilecek bir silahı, boşu boşuna kullanmak demektir.
Görüldüğü gibi ne yapılacağına dair en somut biçim bile aslında, hem biçim olarak yanlıştır hem somut bir hedeften yoksundur.
İşte muhalefetin ve demokratik güçlerin hali pür melali budur.
*
En somut olanı Adın Engin “Öfkeyi oya dönüştürmekten”[2] söz ediyor. Sanki seçimlerin olacağı; olursa adil olacağı; sonuçlarını Erdoğan’ın kabul edeceği garanti imişçesine.
Hâlbuki seçimlerin olacağı bile şüphelidir. Olursa AK Parti’nin binbir manüplasyon ve hile ile tek başına hükümet kuramayacağı bir sonuç bile belli değildir.
Sanki bunlar olmuşçasına seçime odaklı bir strateji, seçimleri tehlikeye atmaktadır. Aslında seçimlere kadar olan dönemde Erdoğan’a geniş bir hareket alanı sağlamaktan başka bir anlama gelmemektedir.
*
Soruyoruz çevremizdekilere hiç kimsenin bir somut önerisi yok.
Hâlbuki aylardır söylüyor yazıyoruz. Ortada bir somut öneri var. Lütfen görmezden gelmeyin; kulakları tıkamayın.
Tekrar edelim.
·         Türkiye’de (ve Ortadoğu’da) bu gün en baş sorun Erdoğan’dır.
·          Erdoğan bir kişi değildir; bir rejimdir; bir programdır; bir darbedir.
·         Erdoğan’ın başkanlıktan uzaklaştırılması en acil politik hedeftir. Elbet Erdoğan’ın gitmesi ne bu bürokratik ve merkezi devleti değiştirir; ne şu kapkaççı ekonomiyi düzeltir. Ama bütün diğerlerinin gündeme alınabilmesinin ön koşulu budur. Yakalanacak, zinciri sürükleyecek ana halkadır; bir zamanların Mao’dan alınmış terminolojisiyle, “baş çelişki”dir.
·         Peki, Erdoğan nasıl uzaklaştırılabilir? Yani bu rejime, programa, darbeye nasıl son verilebilir?
·         Seçimler bir yol olabilir ama seçimlerin olacağının garantisi mi var? Aksine Erdoğan’ın fiili başkanlığı sürdürmek ve mahkemeye çıkmak arasında üçüncü bir alternatifi yoktur. En küçük bir gerilemesi ve zaafının sonu olacağını bilmektedir. Bu nedenle her şeyi göre almıştır ve alacaktır.
·         Bu durumda seçimlerin olacağının; olursa adil olacağının; partisi çoğunluğu yitirirse sonuçları tanıyacağının hiçbir garantisi yoktur. Bu ana kadar bütün davranışları da bunun kanıtıdır.
·         O halde, seçim tarihine odaklı olarak beklemek tam anlamışla gaflet içinde bulunmaktır.
·         Seçimlerin olması; olursa adil olması; çoğunluğu kazanamaması halinde sonuçları tanıması için bile şimdiden harekete geçip onun oradan uzaklaştırılması; uzaklaştırılamasa bile geniş bir kitle hareketinin baskısı altında hareket alanının daraltılması gerekir.
·         Öte yandan, Erdoğan’ın kendisi hedef olmalıdır; AK Parti bile değil. Çünkü o partinin içinde bile, Erdoğan’dan rahatsız olan ama korktuğu için sesini çıkaramayan çok geniş bir kesim bulunmaktadır.
·         Erdoğan’ın destekçisi azdır. Ortadaki medya egemenliğine rağmen en fazla nüfusun yüzde kırkının desteğine sahiptir. Kaldı ki, medya tekeli kırılıp gerçek yüzü görüldüğünde, bu hızla azalır.
Ama Erdoğan’ın operasyonel gücü muazzamdır. Koca merkezi ve bürokratik Türk Devleti onun bir operasyon aracıdır. Milyarlarca liralık fonlar, ihaleler, bütçeler vs. onun operasyon aracıdır. Örtülü ödenekler illegal operasyonlarının aracıdır. Yani burada saymakla bitmeyecek kadar çok ve büyük gücü elinde bulundurmakta, nüfustaki desteğinin azlığını bununla dengelemekte ve bunun aracılığıyla karşı tarafı sindirip, dağıtıp konumunu korumayı amaçlamaktadır.
·         Bu fiziki güce karşı milyonlarca insanın gücü karşı durabilir ancak.
·         Sorun şudur: Milyonlarca insan nasıl birleştirilip bu güce karşı durabilir?
·         Bunun yolunu da şöyle öneriyoruz.
o   Tek hedef Erdoğan olmalıdır. Erdoğan’ın istifası hedeflenmelidir. Nüfusun en az yüzde altmışının karşı olduğu Erdoğan bulunduğu mevkii terk etmelidir. Yani: Erdoğan İstifa.
o   Bu hedefin kendisi bugün Türkiye’deki en geniş kesimleri birleştirebilir. İster Demokrat, ister Türk, ister Kürt ulusalcısı olsun; İster “mütedeyyin” olsun; ister Alevi olsun Erdoğan’dan nemalanmayan gerçekte nüfusun yüzde doksanını oluşturan çok geniş bir potansiyel bir kesim bu hedef etrafında birleşebilir.
o   Ancak bu birleşme nasıl sağlanacaktır?
o   Gerek HDP’ye yapılan yakıp yıkmalarla; gerek Diyarbakır, Suruç, Ankara gibi katliamlarla insanların bir araya gelmesi bile canlarını ortaya koymalarına bağlı hale gelmiştir.
o   Polis zaten en küçük bir anma ve protesto hakkına bile müsaade etmemekte, gaz bombalarıyla saldırmaktadır. Fiilen gösteri ve toplantı hakkı yok edilmiştir.
o   Böyle koşullarda milyonlarca insanın çok büyük bir bölümü istemlerini ifade edemez durumda kalmakta, sokağa çıkamaz olmaktadır.
o   O halde ilerlemek için gerilemek gerekir. Tıpkı bir oku ne kadar ileriye fırlatmak istiyorsanız, yayı o kadar germeniz; ne kadar ile sıçramak istiyorsanız o kadar geriye gidip hız almanız gerektiği gibi.
o   Ayrıca bu ilkeden hareketle de Erdoğan’ın temel hedef olması da daha iyi anlaşılabilir. Erdoğan’ın istifası demokrasi mücadelesi açısından bakıldığında çok geri bir hedef ve gerileme gibi görülebilir. Ama ancak böyle bir gerilmeden alınan hızla ileriye gidilebilir. Örneğin “Kurtuluş Savaşı”nda, Millet Meclisi ordusu; ta Ankara yakınlarına kadar çekilmişti, oradan yaptığı yığınakla Sakarya savaşını kazanıp oradan aldığı hızla İzmir’e kadar varabilmişti.
o   Ama sadece hedefte güç birikimi sağlayacak gerileme yetmez. Mücadele biçiminin de gerilemesi gerekir.
o   Bugün fiilen gösteri ve toplantı yürüyüşü hakkı yoktur. Bu hakkı kullanmaya yönelik her davranış, Erdoğan’ın emrindeki devlet aygıtının fiili müdahalesine maruz kalmakta; bu hakkı fiili kullanma çabaları da polisle çatışmayı davet etmektedir.
o   O halde fiilen var olmayan bu hakkı kullanmaya kalkmayıp, en sıradan yurttaşlık hakları mevziine çekilmek gerekmektedir. Yani henüz hala, bir sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilan edilmediği sürece, herhangi bir yerde yürüme, oturma, durma haklarımız vardır. Göğsümüze bir yazı yazma ve böylece fikrimizi ifade haklarımız vardır. Bunları yapmak gösteri ve toplantı yasası alanına girmez. Her yurttaş örneğin göğsüne veya sırtına Erdoğan İstifa yazarak, dolaşabilir, oturabilir, durabilir; bir çimenliğe veya kaldırıma uzanabilir. Bunlar polisin ve valilerin alanına girmez. Elbet onlar yasaları çiğneyerek bu hakkımıza da tecavüz edebilirler ama bu onları iyice tecrit eder.
o   Burada en kritik nokta bu hareketin sessiz ve pankartsız, flamasız olmasıdır. Sessiz ve pankartsız olmak iki işlevi birden görür.
o   Birincisi sesler, müzikler, sloganlar, pankartlar, flamalar olmayınca hareket çeşitli parti ve örgütlerin rekabet ve mücadele sahası olmaktan dolayısıyla bölünmekten kurtulur. Elbet her partiden insanlar buraya katılabilir ve katılmalıdır. Ama parti kimliğiyle değil sorumlu yurttaşlar olarak. Böylece partili veya partisiz, örgütlü veya örgütsüz en geniş kitlenin katılımı sağlanabilir.
o   Öte yandan, sessizlik, pankart ve flama olmaması, bu hareketin gösteri ve toplantı alanına sokulmasını olanaksızlaştırır. Böylece sağlayacağı yasal, en temel haklara dayanan, barışçıl biçim ile milyonlarca insanın katılımına olanak verir.
o   Elbette milyonlarca yurttaşın göğsüne ve sırtına örneğin #Erdoğanİstifa yazarak, diyelim ki iş çıkışı saatlerinde, şehrin veya semtin belli bir bölgesinde yoğunlaşmaları, oturmaları, yürümeleri, uzanmaları hukuken bir gösteri oluşturmaz.
o   Hukuken gösteri ve toplantı olmayan böyle bir kitle hareketi politik ve sosyolojik olarak gerçek bir politik hareket, gerçek bir kitle hareketi olur.
o   Böyle bir hareket başladığı takdirde ülkenin önü açılır.
o   Çünkü öncelikle somut bir hedef etrafında birleşiyor olmanın sağlayacağı muazzam bir manevi dönüşüm olur; yılgınlık ve umutsuzluk ortadan kalkar.
o   İkincisi, böyle bir hareket, yaratacağı baskı ile siyasi partileri de kendisine katılmaya zorlar ve kendini daha da güçlendirir. Siyasi partilerin daha açık ve net tutum almaları, Erdoğan’ın hareket alanını daraltır. Eğer istifa etmez ise, Seçimleri engelleme, engelleyemezse, adil bir seçim yaptırmama; sonuçlaı aleşyhirne olursa onları tanımama olanaklarını kısıtlar.
o   Böylece bu hareket ortaya çıktığında, ya bu hareketin doğrudan sonucu olarak istifasıyla; ya da seçimler aracılığıyla dolaylı sonucu olarak Erdoğan kâbusundan kurtulunabilir.
o   Sivil bir yurttaşlar hareketiyle Erdoğan kâbusundan kurtulmanın kendisi ise, sağlayacağı olanaklarla Erdoğan’dan askerlerin darbesiyle kurtulmanın yolunu da tıkamış olur.
o   Elbet sivil bir hareketle bir diktatörden kurtulmanın verdiği güçle demokrasi güçleri elbet yeni mevziler kazanabilirler.
İşte yapılması gerekenler bunlardır. Bunlar son derece somut ve açıktır.
Örneğin Cumhuriyet gazetesi ve yazarları somut olarak bunları işlemelidirler. Halk Evleri veya Sendika Org güçlerini ve olanaklarını böyle bir somut mücadelenin başlaması için seferber etmelidirler.
Sorun sadece birilerinin başlamasındadır.
Bugün birçok sol örgüt her yerde ortaya çıkardıkları flamalarıyla, attıkları sloganlarıyla adeta kitlesel hareketlerin oluşmasının önündü engeldirler.
Onların bu dağınıklık ortamında yine de küçük de olsa örgütlü muhalefet odakları olarak bu olumlu nitelikleri olumsuz bir engele dönüşmektedir.
Hâlbuki kendileri örgütlü güçler olarak; ama örgütlerini, sloganlarını, pankartlarını öne çıkarmadan; örgütsel kimlikleriyle değil; sıradan yurttaş kimlikleriyle ve sıradan yurttaşlar olarak böyle bir hareketin oluşmasında tıpkı bir yağmur damlacığının oluşması için gerekli olan toz zerreciğinin işlevini, yani bir maya rolünü görebilirler.
Tüm Sol örgütlere, aydınlara, HDP’ye, CHP’ye buradan çağrı yapıyoruz.
Lütfen çok geç olmadan hareket geçin.
Psikolojik ve politik koşullar olağanüstü uygundur.
Şimdiden harekete geçilmezse, yarın bir olağanüstü hal ilan edildiğinde, ya da mafya ve Ergenekon çeteleri en küçük bir muhalefet denemesini terörle sindirdiklerinde bu olanak da kalmayabilir.
Dün belki erkendi, yarın çok geç olacak; şimdi tam zamanı.
Tüm demokratlara, örgütlere sesleniyoruz.
Bir tek Erdoğan İstifa hedefi etrafında, hiçbir pankart, bayrak taşımadan ve slogan atmadan, en temel yurttaşlık ve insan hakları temelinde, tamamen sivil bir politik hareket başlatınız.
“Bu yangını söndürelim.
Nemrud’u devirelim.
Demir Küçükaydın
12 Ekim 2015 Pazartesi



[1] “Halk Direnişi kapılarını (dolaylı ya da dolaysız) bir “askeri darbe” alternatifine sıkı sıkıya kapatan halkçı ve demokratik bir iktidar alternatifini yaratarak ilerletilmelidir. Böyle bir alternatifin yaratılmasında Halk Direnişi’nin yumuşak karnı CHP’dir. CHP’nin mevcut kurmayının, CHP’yi ABD’ye, Gülen Cemaati‘ne, TÜSİAD’a endeksleyen “iktidar stratejisi”ni CHP tabanında mahkûm etmek ve egemen güçlerin güdümündeki mevcut “CHP iradesi”ni CHP tabanının demokratik ve sol duyarlılıklarıyla kuşatmak, “darbe odaklı” süreci kader olmaktan çıkarabilir.” http://sendika4.org/2015/10/ya-halk-kazanacak-ya-bir-baska-cunta-ferda-koc/

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...