31 Ağustos 2015 Pazartesi

Herkesin PKK’ya Tek Taraflı Ateşkes Çağrıları Yapması İçin Çağrı

Tüm Türkiye’nin aydınlarını, HDP’lilerini, sosyalistlerini, demokratlarını, hâsılı her tek bireyi PKK’ya tek taraflı ateşkes çağrısı yapmaya çağırıyoruz.
Lütfen hepimiz, maillerimizle; mesajlarımızla; facebookumuzla, twitterimizle, gazeteciysek sütunumuzda yazarak, blog yazarıysak bloğumuzda, bir şekilde PKK’yı tek taraflı ateşkes yapmaya çağıralım.
Tek taraflı ateşkes somut olarak şudur: Misilleme yapmamak, mümkün olabildiğince, ta köşeye sıkışıncaya kadar çatışmadan kaçmak; ama kaçacak yer kalmayınca da kendini savunmak. Bu kadar basittir.
*
Önce PKK’ya tek taraflı ateşkes çağrısı yaptığımız için bizi eleştiren ve neden hükümete çağrı yapmıyorsun da bize yapıyorsun diyenlere küçük bir cevap veya hatırlatma.
İnsan düşmanına ateşkes çağrısı yapmaz, düşmanını ateşkese zorlamaya; ateşkes yapmak zorunda bırakmaya çalışır.
Çatışan taraflar arasında, tarafsız durumda olanlar, pek ala iki tarafa da yapabilirler. Bu anlaşılır bir tutumdur.

Ama biz tarafsız değiliz.
Biz bu mücadelede, Kürtlerin ve PKK’nın haklı ve ezilen, Türklerin ve Türk devletinin ezen ve haksız taraf olduğunu düşünüyoruz.
Neden Türkler ezendir ve Türk Devleti Haksızdır?
Bugün Türkiye denen; eski Yunanlıların dilinde güneşin doğduğu yer anlamına gelen Anadolu denen, coğrafi alandaki millet ve devlet kendini Türklükle tanımladığı; hele de Türklüğü bir dil ve ırkla tanımladığı sürece; resmi dili Türkçe olduğu sürece; okullarında Türkçe mecburi dil olduğu sürece; okullarda Türk Dilli, Edebiyatı, Tarihi okutulduğu ve bu zorunlu olduğu sürece; Türk olmayanlar veya kendini Türk kabul etmeyenlerden alınan vergilerle yapıldığı sürece; insanların dili, dini, soyu sopu, kültürü, etnisi vs. ne olursa olsun eşittirler ilkesi, demokrasinin, yani yurttaşların biçimsel eşitliğinin temel ilkesi ihlal edilmiş ve ediliyor demektir. Bu insan haklarına bir saldırıdır. Bu Türk olmayanların ezilmesidir. Ezilenlerin buna karşı mücadele etmeleri hakları ve görevleridir de ondan.
Gerçek biçimsel eşitlik, herkesin ana dilinde veya ana dil olarak seçtiği dilde, eğitim ve konuşma hakkının garanti altında olduğu; okullarda Türk tarihi, edebiyatı, dili değil; tüm diller, dinler, kültürlerden eşit sayıda temsilcilerin katılarak ortaklaşa yazdıkları tarih ve edebiyat kitaplarını herkesin ana dilinde okuduğu koşullarda; yani dilin veya Türkçenin ulusun tanınması bakımından hiçbir anlamının bulunmadığı; devletin dil, din, etni, tarih körü olduğu koşullarda var olabilir.
Bugün var olan eşitsizliğin temellerine veya sonuçlarına karşı mücadele edenler haklıdırlar. Onların mücadelelerini desteklemek gerekir.
Bu eşitsizlik sadece dil konusunda da değildir. Örneğin Aleviler, Hıristiyanlar, dinsizler vs. de benzer biçimde, tıpkı Kürtler gibi baskı altındadır. Bu nedenle Müslümanlar ve Türk Devleti ezen ve haksız; Aleviler, Hıristiyanlar, Dinsizler ezilen ve haklı durumdadırlar.
Böyle düşündüğümüz için, Türk devleti veya Erdoğan bizim dostumuz değildir; onlarla siperlerin aynı tarafında değiliz. Onlarla siperlerin karşı tarafındayız. Kendisine karşı mücadele ettiğimiz bir özneye, sanki kendisiyle aynı saftaymış gibi tek taraflı ateşkes önermek, kendimizi inkâr ve saçmalık olur. Karşı tarafa öneri yapılmaz, karşı tarafa zorlama, baskı yapılabilir.
PKK’ye tek taraflı öneri yapmamızın nedeni de Türk devletine ve Erdoğan’a baskı yapabilmek; onu tecrit edebilmek dolayısıyla ateşkes yapmak zorunda bırakabilmek içindir. Çünkü çatışmasızlık onların altını oymaktadır.
*
Türk Devletinin tek taraflı ateşkes yapmasını istemek, Türk devletine PKK’ya karşı daha akıllıca nasıl mücadele edileceğine dair akıl vermekten başka bir anlama gelmez.
Bunu liberaller yapar ve bol bol da yapıyorlar. Bütün gazetelerin köşelerini doldurmuş liberallerin yaptığı özünde budur.
Biz Türk devletinin PKK’dan önce davranıp, tek taraflı bir ateşkes yapması durumunda PKK’yı ve Kürt hareketini tecrit edip büyük mevziler kazanacağını bildiğimiz için; bu Türk devletine akıl vermek anlamına gelir Kürt hareketine karşı mücaelesinde.
PKK’nın tek taraflı ateşkes yaptığı durumda Türk devletinin ve Erdoğan’ın saldırıları sürdürerek, çatışmalar çıkarmaya çalışarak, kendini tecrit etmesini ve kesin yenilgisini hazırlamasını tercih ederiz.
Bu nedenle iki taraflı ateşkes çağrısı yapmıyoruz. Bu nedenle Türk devletine tek taraflı ateşkes önermiyoruz.
 Türk Devleti ne kadar büyük akılsızlıklar yaparsa o kadar iyidir; o kadar büyük ölçüde ve hızlı tecrit olur; dolayısıyla yenilgisini hazırlar.
*
Ayrıca biz sadece tek taraflı Ateşkes öneriyoruz. Silahları bırak demiyoruz.
Yukarıda ifade edilen eşitsizliğe karşı barışçıl mücadele için yollar kapalıdır. Bir İngiltere’de hiçbir özel baskıya uğramadan, İskoçya’nın ayrılmasını savunabilirsiniz. Bu nedenle İngiltere gibi bir ülkede bu fikri savunmak için, silaha sarılmak yanlış olabilir.
Türkiye’de basın, yayın, toplantı, fikir, örgütlenme özgürlükleri var mı?
Yok.
Örneğin terörle mücadele yasaları var. Örneğin idari kararlarla fikir hürriyeti ve bilgiye ulaşma hürriyeti engellenebiliyor. Yığınlarla siteye erişilemiyor. Bir protesto yürüyüşü yapmaya kalkan, bir basın toplantısı yapmaya kalkan, ya mülki amirin keyfi yasaklamaları, ya polis saldırısı ile engelleniyor. Bunlar olmasa, iç Anadolu, Karadeniz veya Ege kasabalarında olduğu gibi, gizli devlet örgütleri tarafından örgütlenmiş ve bitleri kanlandırılmış lümpen çeteleri “milli hisleri galeyana gelerek” en küçük demokratik hakkın kullanımını engelliyorlar.
Ve ne valisi, ne İçişleri bakamı, bu engelleyenlere çıkıp şunu demiyor. Sizler insanların fikirlerini ifade ve fikirlerine insanları kazanma özgürlüğüne saldırıyorsunuz. Bu suçtur. Hepiniz tutuklanacak ve bu suçtan mahkemeye çıkarılacaksınız. Veya Polis’in hiç “milli hisleri galeyana gelenleri” şiddet kullanarak dağıttığını gördünüz mü? Devlet şiddeti hiçbir zaman demokrasiyi savunmanın aracı olmamıştır; aksine demokratik hakları kullanmak isteyenlere engel olanların desteğidir. Polis, demokratik hakların bir savunucusu; onları kullananların bir koruyucusu değil, onları engelleyenlerin bir destekçisidir.
Sadece bunlar bile yeter Türkiye’deki rejimin bir Şark Despotluğu’ndan başka bir şey olmadığını gösterir. Bütün şark despotluklarında olduğu gibi, kanunlarda yazılan ve bir sonraki cümlede kullanımı merkezi devletin memurlarının keyfi kararlarına bırakılan özgürlük ve demokrasi maddelerinin, askerlikteki teftiş fırçalarından öte bir anlamı yoktur.
Zaten bu merkezi, bürokratik, militarist devlet cihazı orada durdukça bu haklar hiçbir zaman garanti altına olmaz. Hak ve özgürlükleri garantiye almanın ve dokunulmaz kılmanın tek yolu, bu merkezi, bürokratik, keyfi, militer cihazın parçalanması; tamamen aşağıdan; mahalli birimlerin kendi özgür iradeleriyle, ekonomik gereklilikler nedeniyle, hiçbir siyasi zorlama ve zorlama yapacak bir mekanizma olmadan, merkezi idareye belli işleri devrettikleri ve isterlerse her an geri alabilecekleri bir cihazın bunun yerini almasıdır.
Yani Türkiye’de fikir, örgütlenme, özgürlükleri hem yasal olarak yoktur; hem de fiilen yoktur. Demokratik fikir ve programları özgürce (burada kastedilen biçimsel bir eşitliktir) yurttaşlara aktarıp onları kazanmanın yolu bin bir engelle ortadan kaldırılmıştır.
Bu durumda, silaha sarılanlara ilkesel olarak kimsenin söyleyecek bir sözü olamaz.
Türkiye’de bütün fikir, haberalma, propaganda, gösteri ve örgütlenme özgürlüklerini engelleyen yasa ve organizasyonlar tamamen ortadan kaldırılmadan, temelde kimseye sen niye silaha sarılıyorsun denemez.
*
Ancak bu haklar olmamasına rağmen, bu hakları elde etmek ve eşitsizlikleri kaldırmak için ille de bu silah kullanma hakkını kullanmak gerekmez.
Çünkü her mücadele, karşı tarafı tecrit etme, zayıf düşürme; karşı tarafı müttefiklerinden tecrit ederken daha geniş müttefikler edinme mücadelesidir. Ve mücadele biçimleri ile ittifaklar arasında zorunlu bir ilişki de vardır. Keskin ve şiddete dayanan mücadele biçimleri sadece toplumun en alttaki, en umutsuz ama yine de nüfusun küçük bir azınlığı olan kesimleri ve genellikle gençler dışında destek bulmaz. Öte yandan nüfusun büyük kesimlerini kazanmadan da bir değişikliği başarmak neredeyse olanaksızdır.
Ezilenlerin mücadelesi bu zorluğu aşmanın deneyleriyle doludur. Bütün yasaklara rağmen, legal mücadelenin en küçük olanaklarından yararlanarak; altta güreşerek; biçimsel olarak hep haklı ve yasalara uygun durumlarda bulunarak; en geniş gayrı Memnun kesimleri en somut sorunlarında en geniş biçimde birleştirmeyi başararak hem karşı taraf tecrit edilip geri adımlar atmaya zorlanabilir; hem de kesin zaferler kazanılabilir.
İslam’ın güçsüz olduğu zamanlarda Mekke’de yaptığı takiye, yani gerçek görüşlerini gizleme ve onlara uygun davranmama; ama bu arada örgütlenmeyi sürdürme bu taktiğin İslam’daki bir örneğidir. Alevilerin Sünni çoğunluğun baskısına karşı kendilerini gizlemeleri, bir başka pratik örnektir. Ezilenler binlerce yıl içgüdüleriyle bu tür yöntemleri geliştirmiştir. Bütün azınlıkların iyi insanlar olması; çok iyiliksever olmaları yine bu mücadele biçiminden yanı kendini savunmadan başka bir şey değildir.
Aynısını sosyalistler ve 19. Yüzyılda işçiler en zor koşullarda legaliteden yararlanma taktiği olarak başarıyla uygulamışlardır.
Örneğin 19. Yüzyılda Alman Sosyal Demokratları ve işçileri, Bismark Almanyası’nda sosyalistlere karşı yasa zamanında; yirminci yüzyılın başında Rus Sosyal Demokratları Çarlık Rusya’sında bu mücadele biçimlerini pek ala başarılı bir biçimde kullanmışlardır.
Bugün Türkiye’de de bütün bunlar başarılı bir biçimde kullanılabilir. Çünkü toplumun büyük bir bölümü ya Kürt, ya Alevi, ya HES yapılarak yaşam alanı yok edilen bir köylü, ya en küçük bir garantisi olmadan boğaz tokluğuna çalışan bir işçi, bir kadın, cinsel tercihi farklı olduğu için ezilen bir LGBTİ veya kendisine hiçbir insanca gelecek vaat etmeyen, keyfiliği ve merkeziliğiyle insanların içindeki tüm yaşam sevincini tüketen ve lümpenliği, kabalığı, keyfiliği besleyen bu devletten nefret ettiği için memnuniyetsizdir.
Bütün bu memnuniyetsizlikler, bütün olanaksızlıklara rağmen örgütlenebilirler, bu farklı nedenlerden kaynaklanan derecikler, genel ve sistematik bir program aracılığıyla ortak bir mücadele ve amaçta birleştirilebilir.
Bunun başarılı bir kullanılışını da bizzat seçimlerden önce kuruluşu ve kısacık ömrüne rağmen HDP göstermişti.
Şimdi tarihte ve işte şu seçimlere kadar böylesine başarılı örnekler varken, tekrar silahlı mücadeleyi başlatmak; ortadaki koşullarda bir değişme olmamışken ve aksine HDP’nin başarısıyla hareket alanı muazzam ölçüde genişlemişken, tekrar silahlı mücadeleyi başlatmak; mücadeleye büyük zarar vermektedir.
Bu durumda ortada bir değişiklik yapmayı gerektirecek hiçbir önemli değişiklik yokken; legal olanaklardan yararlanmak ve ateşkesi sürdürmek bizzat AK Parti tarafından “ateşkes bizi öldürüyor” denerek ortadan kaldırılmışken, bu mücadele biçimini sürdürmeye çalışmakta ısrar etmek;  AK Partiyi ve Erdoğan’ı daha fazla tecrit edecekken, misilleme hakkımızı kullanıyoruz diye askeri mücadeleyi başlatmak, kendi elverişli savaş alanını terk edip düşmanın istediği koşullarda savaşmaktan başka bir anlama gelmez ve Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürer.
PKK şu an Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmektedir.
Kökeninde haklı bir mücadeleyi yürütüyor olması bu haklı mücadeleye bugün yaptıklarıyla zarar verdiği gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
*
İşte bizim olaya genel yaklaşımımız budur.
Bu nedenle hemen barış yapın gibi ütopik öneriler yapmıyoruz.
Ama ateşkes, bütün antidemokratik uygulama ve yasalara rağmen, daha etkili mücadele olanağı sağlar.
Biz haklı bulduğumuza; kendimize yakın bulduğumuza, siperin aynı tarafında olanlara eleştiri yaparız. Ve ne kadar yakın ise, o kadar acımasız ve ser olmalıdır eleştiri. Eleştiri silahı dostlara karşı kullanılır; düşmanlara karşı eleştiri silahı kullanılmaz, onlara karşı silahların eleştirisi geçerlidir.
Aksine onların yanlışları bizim işimize gelir. Örneğin, PKK tek taraflı ateşkes ilan etse ve Türk devleti saldırmaya devam etse bu bizim işimize gelir, onu daha kolay tecrit edebilir; Erdoğan’ı daha kolayca yeneriz. Bu yenilgiden aldığımız hızla da demokrasi mücadelesinde daha geniş alanlar ele geçirebiliriz.
Bu nedenle, PKK’ya tek taraflı ateşkes çağrısı yapın çağrımız iki tarafa da ateşkes çağrısı yapan tarafsızlara değil; ya da Türk devletine ateşkes yap böylece PKK’yı tecrit edebilirisin diye ona akıl verenlere değil.
Bizim çağrı yapma çağrımız, Kürtlerin mücadelesini haklı bir mücadele olarak gören; Türk devletinin her halükarda haksız olduğunu söyleyen ve haksız bir savaş yürüttüğünü düşünenlere.
PKK’nın ilan edeceği tek taraflı ateşkes, Erdoğan’ın seçimleri engelleme veya seçimlerde bin bir hile ve desise ile (Bu seçimler 7 Haziran’a benzemeyecek diyor. 7 Haziran iyi kötü baskı ve hırsızlığın olmadığı bir seçim olmuştu. Erdoğan itiraf ediyor ne yapacağını) tek parti iktidarını kurma girişim ve niyetlerini için ciddi bir darbe olacaktır.
Böyle bir durumda çatışmalar devlet tarafından ısrarla sürdürülmeye çalışılırsa, çatışmalarda ölenlerin yüzde yüz suçlusu Erdoğan olacaktır. Son zamanlarda birbiri peşi sıra neredeyse her “şehit cenazesi”nde ölümlerden Erdoğan’ı sorumlu tutan memnuniyetsiz sesler duyulmaya başlandı. Tek taraflı ateşkeste, her cenaze Erdoğan’a karşı bir protesto mitingine bile dönüşebilir.
Eğer çatışmalar durursa bu onun seçimleri erteleme, baskıyla manüplasyonlar yapma yollarını tıkar.
Ayrıca unutmamalı, Türk devletinin ve ordusunun belli bir kesimi, bu izlenen politikalardan memnun değildir. Ancak çatışmalı ortam, onların seslerini çıkarmalarının veya ağırlıklarını koymalarının önünde de bir engel oluşturmaktadır. Tek taraflı ateşkes, bu memnuniyetsizliklerin daha güçlü ifadelerine imkân sunar ve ağırlıklarını artırır.
*
PKK nedenini bilmediğimiz ve açıklayamadığımız bir şekilde böyle bir cevap ya da misilleme hakkı kullanmaya başladı.
Ama PKK içinde de bir mücadele olduğu bir gerçektir.
Dikkat edilirse, Kürt Ulusalcısı denebilecek kesimler genellikle, bu çatışmalı ortamı desteklemektedir. Çünkü bugünkü çatışmalar, aynı zamanda “Türkiyelileşme” denen ama aslında bir Kürt hareketi olmaktan çıkarak, tüm ezilenlerin bir ortak hareketi olma hedefinden vaz geçilmesi anlamına da gelmektedir. Bu misilleme biçimi fiiliyatta böyle bir amaç ve stratejinin işine gelir.
Bir yanda Abdullah Öcalan’ın, Kürt hareketinin bir Kürt hareketi olmaktan çıkması ve tüm ezilenlerin mücadelelerinin ortaklaştığı bir demokrasi hareketi olması projesi bulunmaktadır; diğer yanda Türk devletinin aynadaki aksi gibi bir Kürt devleti mücadelesi ve hedefi güdenler. “Misilleme Hakkı”nın kullanılması, hedefi bu olanların konumunu güçlendirmekte, fiilen Öcalan’ın projesinin güç yitirmesi ve tasfiyesi anlamına gelmektedir. Yani şimdiki çizginin aslında Öcalan’a karşı bir tasfiye denemesi olduğu söylenebilir. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın hedef ve çizgisiyle zımni bir işbirliği anlamına gelmektedir; Erdoğan’a hizmet etmektedir.
Bizlerin güçlü bir şekilde yapacağımız tek taraflı ateşkes çağrıları, PKK içindeki mücadelelerde, Apocuların konumunu güçlendirecek, onların kendi koşullarını dikte etme olanağını ortaya çıkaracaktır.
O zaman onlar diğerlerine, Türkiye’nin bütün ilericileri, demokratları bizden bunu istiyorlar, bunu görmezden gelemeyiz diyerek emrivakilere direnme gücü ve olanağı bulacaklardır.
Bu nedenle bütün ezilen ve haklı olanın mücadelesini destekleyenlere, PKK’ya tek taraflı ateşkes çağrıları yapmamızı öneriyoruz.
PKK bu seslere kulaklarını tıkayamaz, er veya geç bir cevap verme zorunluluğu hissedecektir. Çünkü PKK her zaman demokratların ve diğer ezilenlerin istek ve özlemlerine karşı hassas olmuştur.
*
PKK’nın tek taraflı ateşkes ilanı halinde Erdoğan’a karşı savaş birden bire çok önemli bir ivme kazanacaktır.
Elbette Erdoğan'ın gitmesi ne “Kürt Sorunu”nun, ne de bu baskıcı devletin sonu anlamına gelir; ama en azından ateşkesin sürdürülmesini mümkün kılabilir.
Şu an bir ateşkes ortamına geri dönüşün önündeki en büyük engel Erdoğan’dır.
Karşılıklı ateşkese ulaşmak için Erdoğan’ın gitmesi; Erdoğan’ın gitmesi için de PKK’nın tek taraflı ateşkes ilan etmesi gerekiyor.
Yarın 1 Eylül Dünya Barış günü, tek taraflı ateşkes için iyi bir vesile olarak kullanılamaz mı?
Yarın Kürtlerin mücadelesini haklı görenler, PKK’ya tek taraflı ateşkes çağrıları yapamaz mı?
Demir Küçükaydın

31 Ağustos 2015 Pazartesi

Hiç yorum yok:

Bilimsel Çalışmalarda Kültürel Önyargılar ve Kölelerin Bir Sınıf Olmadığı Hakkında

‘ Aşağıdaki yazıyı, 2012 yılında yanı aşağı yukarı tam beş yıl önce, Kıvılcımlı sempozyumu çalışmaları bağlamında yazmış ve sempozyumu h...