18 Şubat 2015 Çarşamba

Nuh Köklü’nün Öldürülmesi = HDP’li Kadın Vekillere Saldırı = Özgecan Cinayeti

“Yeldeğirmeni Dayanışması'ndan dostlarıyla Yeldeğirmeni'nde bir kafe açmak istiyordu Nuh, ben de orada yemek yapacaktım, birlikte mutluluk yaratacaktık, başka türlü bir şey yaratacaktık...
Eski "askı" sistemini getirecektik kafemize... Yemek yiyenler bir de "askı"ya para bırakacaklardı parası olmayanlar da yemek yiyebilsinler diye... Mekân olarak bizim de "askı"larımız olacaktı... Kobane için, sokak çocukları için, şiddet mağduru kadınlar için...
Rüyalarımız vardı...
Sevdiği bir kadın vardı, onu çok seven... Canım arkadaşım bir kadın...
Kartopu oynarken öldürüldü, kartopu oynarken o güzel kalbinden bıçaklandı...
Ölürken son sözü: "Ne olur bu bir rüya olsun.." olmuş Nuh un...
Ne olur bu bir rüya olsun...
İçim parçalanıyor...
Arkadaşı R. Mine’nin Facebook Paylaşımı’ndan


Özgecan’ın başına gelenler hergün, her an herkesin başına gelebilir. Hergün, her an, herkesi “teğet geçiyor”. Yeldeğirmeninde dün akşam kartopu oynayan Nuh Köklü’nün öldürülmesi; aynı saatlerde Meclis’te faşit yasayı çıkarmak için vekillere keyfice söz vermeyen ve bunu protesto eden HDP’li kadın vekillerine saldırı ve saldıranları engellemek isteyen Ertuğrul Kürkçü’nün başına inen çekiç. “Esnaf, gerektiğinde hakimdir, polistir, askerdir” diyen bir Erdoğan. Meclis’e getirilen faşit güvenlik yasası. Yasaya direnen vekillere şiddet. Kadıköy’de “Hocalı Katliamı” protestosu diye Ergenekon’un tekrar piyasaya çıkarılması.
Manzara hiç değişmez. En temelde bu baskıcı, militer, keyfi, her şeyi kontrol altına alıp halkı bir çıplak et gibi örgütsüz bırakan; en küçük örgütlenme çabasını daha doğarken boğan; binlerce yıllık, firavunlar, nemrutlar çağından gelen ama en modern teknolojinin cihazlarıyla örgütlenmiş devlet.
Geçmişin kamburu olan bu devlete, yine tam da bu devlet nedeniyle örgütsüz bırakıldığı için direnemeyen ezilenlerin kendini savunma olanaklarından bile yoksun olduğu için en  küçük bir sınırlaması bile bulunmayan bir kapitalizm kamburu binmiş.
Bu devlet ve kapitalizm çifte kamburu altında, ne modern demokrasinin modern sınıflar mücadelesiyle elde edilmiş demokratik yurttaşlık hakları; ne de eski çağın firavun ve nemrutlarına karşı onların egemenliğini sınırlamaya yönelik, senden büyük Allah var diyen; insanlar arası ilişkileri düzenleyen eski çağın dinleri, tarikatleri kadar bile savunma mekanizması olmayan bir nüfus.
Bu geleneklerinin en küçük kalıntılarını bile her gün medyasıyla, okuluyla sürekli bir bombardıman altında yok edilişi
Bütün bunlmara ek olarak, kendisinden hiçbir hak ve hukukun çıkarılamayacağı, ırkçı ve fetihçi bir Türklük ve en gerici İslam yorumlarıyla desteklenmiş bir eğitim sistemi ve medya.
Ve nihayet Özel savaş aracılığıyla bu derisi yüzülmüş bir et gibi kalmış halktan devşirilmiş, hepsi birer profesyonel katile dönüştürülmüş; devletin kendilerini koruyacağından emin her yere sızmış,  kanın tadını almış bir katiller yığını. Bunlardan kadro bulunanlara Polis, kadro bulunamazsa koruma, sivil emniyet görevlisi, kapıcı, o da olmazsa bir hatta bir minibus, veya göz yumularak bir işyeri, bir dükkan, bir işportacı tezgahı vs.
Bundan sonrası kendiliğinden gelir.
Bu kara delik çekirdeği tüm toplumu, kendi ağırlığı altında kendine benzetir, yutar, boğar. En aydını, en entelektüeli bile ufunetin kokusuna alışıp o kokuyu almayan tabakhane işçisine döner.
Bu kara delik en küçük bir ışığın bile çıkmasına izin vermez.
Kartopu oynayan gençlerin neşesi ve sevinçleri bile onun için bir tehlikedir; bu egemenliğe  karşı bir suikasttır. Resimlerde canlı renklere bile tahammülü yoktur.
Ve de ceza suçun cinsindendir. Kürdistan’da yürütülmüş özel savaşın tüm pislikleri şimdi Mersin’de, İstanbul’da ortaya çıkıyor. Kürdistan’daki savaş karşısında susan Batı ve Türkler o yılanın şimdi kendi ayaklarına dolandıklarını görüyorlar.
Bu askerci, bürokratik, keyfi, militer, kırtasiyeci devlet mekanizması parça parça edilmeden; tamamen yurttaşların kuntrolünde; özgürlükleri ve hakları savunmaya yönelik bir cihaz kurulmadan en küçük bir değişme olması söz konusu değildir. Mini etekle protestolar, kendimi suçluyorum demeler veya kapitalizmi veya AKP iktidarını suçlamalar vs. hepsi havanda su dövmektir. Bu devlet parçalanmadan; bu kanser tümörü yok edilmeden hiçbir şey değişmez. Değişeceğini sananlar sahte hayaller yayarak o kansere hizmet ederler.
Söyleyecek söz kalmıyor.
Nuh Köklü’nün öldürülmesi üzerine, Yeldeğirmeni’nden arkadaşları, arkadaşlarımız Tamer Doğan ve Rabia Mine’nin yazdıklarına ne eklenebilir ki?
18 Şubat 2015 Çarşamba
Demir Küçükaydın
Tamer Doğan’ın olayı anlatan paylaşımı:

Yoldaşımızı, canımızı, can arkadaşımızı, Nuh Köklü’yü yitirdik…

Yeldeğirmeni Dayanışması ve Forza Yeldeğirmeni’nden arkadaşımız Nuh Köklü’yü psikopat bir esnaf gözümüzün önünde katletti.
Altıyol Boğa’da saat 20:00’da “İç Güvenlik Paketi”ne karşı ‪#‎direnözgürlük nöbeti tuttuktan sonra mahallemize dönerken kar topu oynamaya başladık. Karakolhane Caddesi’ne geldiğimizde camına sadece bir kar topu isabet eden Aktar dükkanından çıkan KATİL küfürlü bir şekilde, camının kırılma ihtimali üzerine bağırmaya başladı.
Sakinleştirme çabamıza rağmen üslubunu değiştirmeyen KATİL “silahı getirir hepinizi öldürürüm, raporum var ertesi gün de elimi kolumu sallar çıkarım” diyerek dükkana koştu ve elinde bir beyzbol sopasıyla dışarı çıktı. Sopayı savurduğu anda elinden alıp olayı kapatmak için ısrar etmemize rağmen tekrar içeri koşup elinde ekmek bıçağıyla çıkan KATİL önce kendisini engellemeye çalışan kadın arkadaşımıza bıçağı savurdu ve şans eseri bıçak omzunun üstünden geçti. Onu itip erkek arkadaşımıza ulaşan KATİL bıçağı ile montunu kesti ancak yaralayamadı. Ardından karşı kaldırımda kalan başka arkadaşa yönelen KATİL çöp konteynırının arkasına onu sıkıştırıp itince NUH yardıma koştu ve KATİLE müdahale etti ve kayıp düştü. O esnada NUH’a dönüp doğrudan göğsüne saplayan KATİL ayağa kalkarak bıçağı önüne gelene savurmaya devam etti.
On onbeş adım atan NUH yere yığıldı ve sağlıkçı arkadaşımız tampon yapmaya başladı. Bu esnada psikopat halen “bana bir şey olmaz yarın çıkarım” diye bağırıyordu.
Arkadaşlarımız Nuh’u taksi ile hastaneye götürdüler. Bütün bu olanlara ve toplanan yaklaşık 150 kişinin kınamalarına rağmen küfürlerine, kadın arkadaşlara tacizlerine devam eden KATİL dükkana girip bıçağı ve ellerini yıkadıktan sonra telefonda sırıtarak biriyle konuşmaya başladı. Dışarı çıkıp önüne gelene küfür etmeye devam edince mahalleli psikopata müdahale etti ve bu esnada yere düşerken dükkanın kapısındaki camı kırıldı. Bunu açıklama nedenimiz, haberlerde sanki kartopu camı kırmış gibi takdim edilmesidir.
Gezi Direnişinden beri omuz omuza olduğumuz hayat dolu bir yoldaşımızı kaybetmenin hüznü ve öfkesiyle yazıyoruz bu satırları...
Bu bir nefret cinayetidir!
Neşe içinde kartopu oynayan, kadınlı-erkekli bir gruba duyulan nefretin sonucuydu bu olay.
Esnafa polislik yetkisi veren iktidarın yarattığı bir ölümdü… Tahammülsüz, psikopat bir toplumda bir Devrimcinin bu kadar kolay ölmesini hazmedemiyoruz. Bu kadar kolay olmamalı!
O kadar canımız yanıyor ki anlatamayız…
Bu akşam saat 19:00’da NUH yoldaşın katledildiği Karakolhane Caddesi’nin girişinde karanfillerle anma yapacağız. Bizi bu zor günümüzde ne olur yalnız bırakmayın…

*

Rabia Mine’nin Paylaşımı

DOSTUMUZ, ARKADAŞIMIZ, YOLDAŞIMIZ, YELDEĞİRMENİ DAYANIŞMASI AKTİVİSTİ, GAZETECİ - YAZAR NUH KÖKLÜ KATLEDİLDİ!
Çok ölüm gördük biz
Çocuk cinayetleri..
Kadın cinayetleri..
Töre cinayetleri
Etnik cinayetler
Eylemlerde polisçe işlenen cinayetler
Toplu katliamlar...
Toplu katliamdan beter iş kazaları...
Hepsi birbirinden korkunçtu; kalbimizde bıçak yarası gibi taşıyoruz hepsini...
Ama kartopu oynarken öldürülmek yaa... Kartopu oynarken öldürülmek...
Hem de içgüvenlik paketine karşı tuttuğu nöbetten dönerken, eylem arkadaşları ve sevdiği kadınla birlikte kalbinde bir çocuk neşesiyle kartopu oynarken öldürülmek!
Ölümün, mahallesinde daha aynı sabah alışveriş yaptığı içi kin dolu bir esnafın eliyle gelmesi..
Neş'eden, mutluluktan, kızlı erkekli gördüğü her topluluktan nefret eden, kartopundan bile nefret eden, kokuşmuş dükkânının üç kuruşluk camının "kırılma ihtimalini", çok sevilen bir adamın hayatından çok daha kıymetli bulan bir canavarın eliyle gelmesi ölümün...
İnanılmaz bir güvenle bas bas bağırarak "46'lık olduğu için kendisine hiçbir şey olmayacağını" ilan eden ve cinayetinden sonra güle oynaya "ilgili yerlere" telefon eden arsız, hayasız bir alçağın eliyle gelmesi...
Cumhurbaşkanından aldığı yetkiye dayanarak, rahman ve rahim olan yaradanına sğınarak, polis abilerinin amcalarının tam gaz verecekleri desteğe ve polis devletinin yalan olmuş yargısının vermeyeceği cezaya güvenerek bıçağa sarılan bir yobazın eliyle gelmesi...
Başka bir arkadaşını korumak için üzerine kapandığında, yerdeyken ve hiçbir şekilde kendini savunma şansı ya da silahı yokken, direkt ve tereddütsüz bir şekilde kalbine saplanan bir bıçak darbesiyle gelmesi...
Eylemden dönerken, kalbi o gün de insan olma adına bir şey yapmanın huzuru ile dolu, dostlarıyla ve sevgilisiyle neşe içinde kartopu oynarken gelmesi...
Böylesine uzak gözüktüğü anda bir anda, hiç ama hiç ama hiç nedensiz gelmesi...
Ölürken: "Ne olur bu bir rüya olsun..." demiş Nuh
Ama, rüya bile olamayacak kadar uzak olduğu bir anda gerçek olmuş ölüm...
Ve Nuh Köklü, birkaç saatlik yaşam mücadelesinden sonra ölmüş...
Ne çok acımıştır canı... Özgecan gibi...
Keşke bir rüya olsaydı....
Bu akşam, katledildiği yer olan Yeldeğirmeni, Karakolhane Caddesi'nin Halitağa Caddesi'nden girişinde, Saat: 19:00'da karanfillerle anma yapılacak...
"Bizi bu zor günümüzde ne olur yalnız bırakmayın!.." demiş Yeldeğirmeni Dayanışması
Orada olacağız.
Ne çok ağladık, ne çok ağlatıldık! Niye ki?
Bu katil de çok dindardı... Tanrısı çok büyüktü... Dini çok büyüktü... Ne zaman top karabiber almaya gitsem, namaz kılarken bulurdum...
O her dakika rahman ve rahim olmasıyla övündükleri tanrıları bu kadar mı kötüymüş?
Durmadan kötülük mü fısıldamış kulaklarına da bu kadar kıyıcı olmuşlar?
Niye ki?.. Bu kadar keder, bu kadar nedensiz acı niye ki.?..
Çok güzel bir insandı Nuh Köklü!..
Keşke kanın yerde kalmayacak diyebilseydim sevgili dostum, ama diyemiyorum ve en çok da bu koyuyor... Umarım daha iyi bir yerdesindir.
rabia mine


Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...