15 Haziran 2014 Pazar

Memluk Askerleri, İşçi Sınıfı ve Futbol

Yanılmıyorsam Engels, nicel değişikliklerin nasıl nitel değişikliklere yol açtığını açıklarken, didaktik kaygılarla Napolyon’un bir sözünü aktararak bir analoji yapar.
Napolyon, Mısır seferi ile ilgili olarak aşağı yukarı şöyle demiş:
“Bir Memluk askeri bir Fransız askerinden çok üstündü; iki Memluk ile iki Fransız karşı karşıya gelince eşit güçte oluyorlardı; üç Memluk ile üç Fransız karşı karşıya gelince Fransızlar üstün geliyordu.”
Napolyon’un orduları bütün Avrupa’yı bu mekanizmayla fetih etmişti denilebilir.
Futbol, bireysel yeteneklere büyük bir kendini gösterme ve gelişme olanağı sunmasına rağmen aynı zamanda bir takım oyunu olduğundan, bu ilişki çok daha açık olarak görülüyor.
Son yıllara kadar Brezilyalıların ya da Güney Amerikalıların her biri, teknik olarak muhakkak ki çok üstünlerdi, birer Memluk askeri gibiydiler.

Onların Avrupalı rakipleri ise Fransız askerlerine benziyorlardı. Avrupalılar kolektif olarak bütün o bireysel teknik geriliklerini dengeleyebiliyorlardı.
Ancak son yıllarda bu ilişki epeyce değişti. Çok köklü bir “konvergenz” (yakınlaşma) yaşandı ve yaşanıyor. Yayınlaşma çift yönlü gelişti.
Bir yandan geri ülkelerde de kapitalist ilişkilerin gelişmesiyle birlikte köylülüğün yerini giderek ücretliler almaya; işçi sınıfına has; kapitalist topluma has kültür ve davranış formları tüm topluma daha fazla damga vurmaya başladı. Brezilya’da üretilen Volkswagen’lerin sayısı Almanya’da üretilmişleri geçti. Onları üreten işçilerin partileri İktidara geldi. Yani Memluk askerleri, Fransız askerlerine dönüştüler.
Diğer yandan, Fordizmin standardizasyonundan, Sony’nin esnek üretimine; tek dilde standartlaşmayı hedefleyen klasik milliyetçilikten; “çok kültürlü” milliyetçiliğe geçiş ve bunun esnekliği ve bireysel inisiyatifi destekleyen kültürü (68 belki de bu dönüşümün bilinçsiz bir aracısıydı) düzenli orduların askerlerini, memluk askerlerine yakınlaştırdı. Bu ideolojik iklim, Zidane’lerin, Özil’lerin Fransız ve Alman takımlarında yer almalarının önünü açtı.
Ayrıca bu futbolcu denen modern gladyatörler, artık bir tek dünya pazarında alınıp satılmakta; her takım, dünya pazarına hitap edecek tüm dünyadan toplanmış en iyilerle oluşturulmak durumundadır. Geri ve ileri ülkelerin futbolcuları aynı takımların antrenmanlarına çıkmakta; aynı antrenörler tarafından eğitilmektedirler. Ayrıca bunların TV yoluyla yaygınlaşması ve izlenmesi; taklit, özenme vs. ile yeni kuşakların da bu yakınlaşmış biçimlerde yola çıkmalarına yol açmakta bir tür yakınlaştırıcı “kartopu etkisi”; yani kendi sonuçlarından beslenen bir süreç ortaya çıkmaktadır.
Böylece iki ekol arasındaki fark giderek kapanmaya başladı.
*
Memluk askerleri ile Fransız askerleri arasındakine benzer bir ilişki ve paralellik köylülerle ve küçük burjuvaziyle modern ücretliler (İşçi sınıfı, Proletarya)  arasında da görülebilir.
Ücretliler (İşçiler) tek tek birey olarak, son derece yeteneksiz, kaba, ırkçı, seksist, insanlıktan çıkmış (nasıl olabilsin ki, ömrünün neredeyse tamamı kendine yabancılaşmış bir ücretlilik içinde geçer) insanlardır.
İşçilerin karşısında, bir köylü, bir küçük burjuva, bir aydın, tek bireyler olarak, Arap atlarıyla, gümüş koşumlarıyla, işlemeli ve her biri bir sanat ve zanaat ürünü elbiseleriyle pırıl pırıl pırıldayan sırım gibi bir memluk askerine veya topla bir akrobat gibi oynayan bir Brezilyalı futbolcuya benzer.
Ne var ki her biri hayran olunacak köylüler ve küçük burjuvalar, ya da Kafkaslardan getirilmiş aşiret çocuğu Çerkez kapı kulları veya köleler, bir türlü kolektif davranmayı beceremezler.
Her bir araya gelme teşebbüsleri, küçük tarikatların kuruluşuyla; sonsuz bölünmelerle, çekişmelerle, rekabetlerle tüm enerjilerini tüketir.
Her biri nefret edilecek kadar, seksist, kaba, ırkçı, insanlıktan çıkmış ücretliler (işçiler) ise ancak bir arada bir şeyler yapabilirler.
Ve en sıradan çim çiğ ücret çıkarları için bile bir araya geldiklerinde, modern toplumu daha demokratik ve eşitlikçi kılarlar.
Çünkü en çim çiğ ekonomik çıkar için bir araya geldiklerinde bile bu çıkar, bir imtiyazın ve sömürünün savunusu değil; imtiyaz ve sömürünün sınırlanması, kaldırılması eğilimindedir.
Buradadır ücretlileri muazzam bir devrimci ve demokratik bir güç haline dönüştüren sır,
Bu nedenle, İşçi hareketinin modern toplumda hiçbir sınıfta görülemeyen sağaltıcı bir etkisi vardır.
Sanılanın aksine İşçi Sınıfı bu etkisini ille de işçi örgütleri ve partileri aracılığıyla göstermez. Kendisiyle ilgili olmayan partileri de destekleyerek muazzam değiştirici etkiler yaparlar ve dengeleri değiştirirler.
Avrupa’da işçi mücadelelerinde ve işçi haklarının gelişiminde Hıristiyan işçi sendikalarının etkisi ve sağladığı kazanımlar hiç de Sosyalistlerden az değildir.
Ya da Türkiye’den bir örnek verelim.
Örneğin işçilerin 2002 seçimlerinde bütün diğer partileri temizleyerek AKP’yi iktidar yapması böyleydi.
Böylece hem kendisi için önemli iktisadi kazanımlar sağladı; hem de ülkedeki özel savaş rejimine karşı çıktı. Hatta AKP İslamcılığının birleştiriciliğinde gerici ulusçuluğa İşçi Sınıfının içgüdüsel karşı çıkışı bile görülebilir.
Bugün bile AKP’yi desteklemeye devam etmesi, MHP ve CHP’nin milliyetçi, ırkçı, işçi düşmanı çizgisini reddetmesi olarak da okunabilir.
*
Burjuva sosyalizmi İşçileri birer memluk askeri gibi hayal eder.
Dolayısıyla emeği ve işçi olmayı yüceltir.
İşçilerin işçi olmaktan kurtulmak için çabalarını; kapitalist yabancılaşmış üretime bu bireysel ve soylu direnişlerini; henüz küçük burjuva idealleri var diye, tamamen yanlış ve geriye dönük bir özlem gibi okur.
Bu nedenle de işçileri ve işçiliği idealize eder.
Hâlbuki sosyalizmin amacı insanları işçi yapmak değil, işçiliği yok etmektir.
Meta üretimine son vererek yabancılaşmış emeğe son vermek için ilk adımları atmaktır.
“Sosyalist devletler”deki ve sosyalist basındaki, işçi idealleştirmeleri (“Sosyalist Realizm”; heykeller, resimler vs. göz önüne getirilsin) aslında tamı tamına burjuva sosyalizminin bir ifadesidir ve burjuva uygarlığının bir idealleştirilmesinden başka bir anlama gelmezler.
Burjuva uygarlığın değerlerinin kendi zıddı biçiminde savunusudur.
Tıpkı Beşikçi’nin tersinden Kemalizm’i gibidir.
15 Haziran 2014 Pazar
Yazıları e-posta ile otomatik olarak almak isterseniz şu adrese boş bir e-mail yollayınız.
Twitter:
Bloglar:
Kitapları İndirmek İçin:
Videolar:

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...