27 Haziran 2014 Cuma

Bireysel Üyelik Kampanyası Üzerine

6 Haziran’da yaklaşan HDK ve HDP kongreleri vesilesiyle internet üzerinden “Bireysel Üyelik - Biricik Çözüm, Biricik Üyelik” başlıklı bir imza kampanyası başlatılmıştı. Başlatanlar olarak da “Radikal Demokratlar Platformu” imzası kullanılmıştı.
Aradan 20 gün geçtiğine göre, bir bilanço çıkarılabilir.
Kampanyaya 259 imza verildi. (Ancak birçok kişi sayfaya girmelerine rağmen imza veremediklerini de belirtti)
İmza verenlerin bir listesi ve yorumları bu yazının en altında yer almaktadır.
Kampanya geç başladı, özellikle HDK kongresinde, neden altı ay önce başlatılmadı diye eleştirenler oldu.
Yeterince duyurulamadı.
Ancak ilk kez, memnuniyetsizlikler mızıldanmalar olmaktan öte, açıkça somut olarak ifade edildi ve sorunun ahlaki (örgütler kendini düşünmesin gibi) değil, yapısal bir sorun olduğu koyuldu ve yapısal bir çözüm önerildi.
Ne var ki, bu talebin ne anlama geldiğinin de, niçin böyle bir talebin yükseltildiğinin de yeterince anlaşılamadığı da görüldü.
Bu bağlamda aşağıda bu talebin anlamını bir yanlış anlamaya karşı tekrar açıklayan Kıvanç Ersoy’un bir yazısını ve bu yazıya yol açan kampanya üzerine kısa eleştiriyi de bu yazının altına ekliyoruz. Böylece bireysel üyeliğin niçin çok önemli olduğu ve ne anlama geldiği daha iyi anlaşılabilir.
Bu amacın kendisiyle de ilgilidir.
Demokratik bir Cumhuriyet ve Demokratik bir Ulus, insanların dili, dini, aşireti, soyu, sopu, kültürü vs. ne olursa olsun bunlardan bağımsız olarak yurttaşların eşitliğini varsayar.
Bunun için de devletin yurttaşları birey olarak tanıması; yani dil, din, kültür, soy, sop vs.nin hiçbir politik anlamının olmaması gerekir.
Bunların politik anlamının olmaması ise, bunların ancak politik olmayan örgütler, cemaatler vs. olması demektir. Yani hiçbir temsili değerleri olmaz. Bunlar kişilerin özel sorunları olur.
Ama temsilin aşiretler, diller, dinler, cinsler, kültürler üzerinden yapıldığı ve bunlar arasında eşitliğin ancak böyle sağlanabileceğinin düşünüldüğü bir rejim Demokratik Cumhuriyet değildir ve böyle bir ulus da demokratik bir ulus olamaz.
Aradaki fark, tek tanrılı dinlerle çok tanrılı dinler arasındaki fark gibidir.
Zigurratlar, Panteonlar, Kâbeler, son duruşmada çeşitli aşiretlerin totemlerinin (putlarının, tanrılarının) toplandığı ve onlar arasındaki ilişkiyi düzenleyen yerlerdir. İnsanlar o daha büyük bütün içinde, bireyler olarak değil; aşiretleri dolayımıyla yer alırlar. Muhataplar bireyler değil, onların aşiretleri, yani totemleri, tanrıları, putlarıdır. Ortada birey yoktur.
Bugünkü HDK ve HDP, keza Kürt Özgürlük Hareketinin kurmak istediği “Demokratik Cumhuriyet” ve “Demokratik Ulus” dediği rejim ve ulus böyle bir şeydir. Kürtler, Türkler, Müslümanlar, Aleviler, Ateistler, ancak bu kimlikleri aracılığıyla bu Panteonda yer alabilmektedirler.
Hatta bu sistem büyük ölçüde Hindistan’ın kast sistemine benzemektedir.
Kast sisteminde, kast sistemini reddeden dinler bile, ayrı bir kast olarak sisteme dâhil edilip kastlaştırılırlar.
HDK ve HDP’de de bireyler bile “bağımsızlar” veya “münferitler” diye bir kimlik üzerinden temsil edilebilmektedirler. Bu nedenle sistemi kabullenen bağımsızlar da bireyler değildirler aslında. Bağımsızlar veya münferitler adlı bir kimliğin veya cemaatin üyeleridirler ve bütünün içinde ancak öyle yer alabilirler. Buna “bir örgütün üyesi olmayanlar örgütü” bile denebilir.
Yani HDK ve HDP’nin yapısı ve eğer kurulursa HDK ve HDP’nin istediği gibi bir toplumun yapısı, tek tanrılı dinler ve İslam öncesi gibi; çok tanrılı dinler veya Hindistan’daki Kast sistemi gibi bir yapıya denk düşmektedir.
Hâlbuki Hazreti Muhammet, bütün putları yıkarak ve yakarak, yani aşiretler üzerinden temsile son vererek; herkesi bir tek Allah’ın kulluğunda eşitleyerek; Allah ve kulun arasındaki bütün dolayımları kaldırarak, bu sisteme son vermiş; yani özünde bizim “bireysel üyelik” dediğimiz sistemi getirmiştir. İnsanlar artık putları, totemleri, tanrıları; yani aşiretleri aracılığıyla değil, doğrudan doğruya birey olarak o büyük topluluğun eşit bir üyesi olurlar.
Aydınlanma’nın da yaptığı özünde budur. İnsanların dini, dili, inancı ne olursa olsun eşittirler demesi, bunları politik alandan, temsili ilişkiden çıkarmak, insanları eşit bireyler veya yurttaşlar haline getirmektir.
Gerek Muhammet’in gerek Aydınlanma’nın yaptığı, tıpkı bizlerin “Bireysel Üyelik biricik üyelik olmalıdır” dememize benzer. Elbette İslam’dan sonra insanların yine de geçmişin bir kalıntısı olarak aşiretleri var olmaya devam etti. Ama bunların hiçbir hukuki anlamı olmadı ve olmamalıydı. İnsanlar aşiretleri üzerinden var olmuyorlardı. Benzeri şekilde, Aydınlanma’dan sonra da çeşitli dinler ve soylar (aşiretler) var olmaya devam etti ama bunların artık hiçbir politik veya hukuki anlamları bulunmuyordu veya bulunmaması gerekiyordu.
Bizim de önerdiğimiz tamı tamına böyledir. Elbet herkesin bir örgütü vs. olabilir, ama bunların örgütsel temsili olmamalıdır; bunlar tabiri caiz ise HDK ve HDP üyelerinin kişisel tercihleri, özel sorunları olarak kalır ve kalmalıdır.
Yani Aydınlanma’nın ve Hazreti Muhammet’in yaptığı türden bir devrim önerdik bu kampanya ile HDP ve HDK üyelerine.
Öyle görülüyor ki, böyle bir devrim çağrısı epey yankı bulsa da, bugünkü sistem aracılığıyla var olabilen egemenlerin direnişini kırmak çok güçtür.
Sadece var olan örgütlerin var oluşu ve çıkarları nedeniyle değil; aynı zamanda HDK ve HDP’yi var eden Kürt Özgürlük Hareketi’nin politikasının aracı olarak ihtiyacı olan şey tamı tamına bu biçim olduğu için de böyledir. Ancak böyle bir biçim ve yapı aracılığıyla bu örgütleri kendi politikalarının ve manevralarının bir aracı olarak kullanabilir.
Ve Özgürlük hareketi şimdi uygun koşulların bir araya gelmesiyle başarıdan başarıya koştuğundan, tüm muhalif örgüt ve çevreleri kendi zafer arabasına bağlamaktadır.  Yani bugünkü yapının ciddi bir muhalefetle karşılaşması olası görünmemektedir.
Bu durumda ne yapmak gerekir?
Bu durumda bir ilk adım olarak, hiç olmazsa, gerçekten Demokratik bir Cumhuriyet ve Ulus için mücadele edeceklerin ne yapmak, nasıl davranmak gerektiğini tartışacakları bir platform ilk adım olabilir.
Şimdilik Radikal Demokrasi adı verilmiş bir mail grubu aracığıyla bu yönde küçük bir adım atılmış bulunmaktadır.
Gerçekten demokratik bir Cumhuriyet ve Ulus’u savunanları, bireysel üyeliğe imza atanları, en azından birlikte düşünüp taşınmak için, bu mail grubuna davet ediyoruz.
Grubun tüm tartışmaları kamuya açıktır, bir üyenin tavsiyesi veya başvurunun onaylanması ile herkes katılabilir.
Grubun yazışmaları şu adreste okunabilir ve izlenebilir:
Üye olmak için şu adrese bir boş e-mail atmak yeter:
*
Bireysel üyeliği somut bir örnek üzerinden açıklayan Kıvanç Ersoy’un bir mektubunu ve bu mektuba vesile olan İnci İncesağır’ın eleştirisini, bireysel üyelik konusunun daha iyi anlaşılması için aşağıya aktarıyoruz. Bunların altında da yorumlar ve imzalar yer alıyor.
Demir Küçükaydın
27 Haziran 2014 Cuma

İnci İncesağır’ın eleştirisi

„Merhaba..
Bireysel üyelik kampanyasını çok doğru bulmadığımı belirtmek istedim. Bir bağımsız olarak gözlemim odur ki insanlar parti ve kurum aidiyetlerini önemsiyorlar.Kendi bayrağını, kurum varlığını koruyarak HDK-HDP içerisinde var olma olanağı birlikteliğin bu kadar zamandır devam etmesini sağlayan çok önemli bir unsurdur.
Elbette parti içinde demokratik süreçlerin işlemediği, ortaya koyduğumuz "radikal demokrasi" iddiasını kendi partimizde dahi hayata geçiremediğimiz tespiti doğrudur ve benim de çok şikayetçi olduğum bir durum bu. Ancak bunun ilacı kurum temsiliyetini ortadan kaldırmak değil; demokratik süreçlerin çalışacağı, tabandan,  "yürütme ve karar uygulama" mekanizmalarına görüş ve kararların iletilebildiği kanalların açılmasıdır diye düşünüyorum.“

Kıvanç Ersoy’un Mektubu

„Merhaba İnci hocam
Kampanyamız ile ilgili eleştiriniz bir yanlış anlamaya dayanıyor. Kampanyayı başlatanlar ve imzalayanlar olarak "HDK/HDP'de örgütler olmasın" demiyoruz, demeyiz de. Herkesin örgütü, partisi, derneği, platformu, başka aidiyeti olabilir. Bu örgütün amaçlarını ya da politikalarını yaymaya çalışmak, politikalarını HDK ve HDP'ye de benimsetmek isteyebilir. Bunu demokratik bir işleyişin olmazsa olmazı olarak görüyoruz bilakis. Bir kampanya başlatarak, bunun propagandasını yaparak, bir grup insan olarak bunu yaparak, HDK üyelerini kendi görüşlerimize ikna etmeye çalışarak, ki yaptığımız tam da budur, biz bir örgüt olmadığımız halde bu "örgütlü" bir faaliyet yürütmüş oluyoruz. HDK'de örgütlerin varlığına karşı olmamız en başta kendi davranışımızla çelişirdi.
Karşı olduğumuz şey: kararların örgütsel temsile dayanan kurullarda alınması, organların örgütsel temsille oluşturulması, birey hukukunun değil örgütsel temsilin belirleyici olmasıdır.
Bunu şöyle açıklayayım: Diyelim ki HDK'deki örgütlerden biri bir politikasıyla  HDK üyelerinin çoğunun desteğini kazandı. Eğer demokratik bir işleyiş olsa, tüm kararlar üyelerin oylamasıyla verileceği için bu örgütün politikası demokratik bir biçimde HDK'da da etkin olurdu. Şimdiki işleyişimizde ise örgütlü ya da bağımsız herhangi bir bireyin herhangi bir öneride bulunmak, karar alınmasını sağlamaya çalışmak, görüşleri azınlıktayken çoğunluğu görüşlerine kazanmaya çalışmak gibi bir imkanı ve ihtimali yoktur.
Çünkü:
1) HDK'nın ve HDP'nin fikirlerin ya da önerilerin tartışıldığı bir email grubu (yani agorası) bile yoktur.
2) Diyelim ki görüşler tartışıldı, politikalar belirlenecek, bireylerin etki edeceği mekanizmalar, seçim ya da oylama gibi uygulamalar yoktur.
3) Kongrelerimiz bile gündemi önceden belli, alınacak kararlar önceden başka yerlerde alınmış, seçimlerin bile "mutabakatla" önceden yapıldığı ritüellere benzemektedir.
"Neden, meclislerimiz var ya" diyenler çıkabilir, ama meclislerin alabileceği kararları yukarıya ve diğer meclislere iletebilecekleri mekanizmalar da yoktur. En güzel örnek, biz burda 1. bölge grubunda tartışalım, tartıştığımız şeyleri 2., 3., bölgelere, başka illere başka meclislere kim aktaracak? Her gruba üye birileri varsa bile, neden o kişiler her gruba üyedir de başkaları değildir? Neden herkesin üye olduğu bir grubumuz, bir agoramız yoktur? Neden kararların oylanabileceği bir sistemimiz şöyle dursun, bir eğilim yoklaması geleneğimiz bile yoktur?
İnci hocam, sizi tanımıyorum ama eleştirinize  özel olarak değer veriyorum, o yüzden uzun uzun yazmak istedim. Çünkü siz HDK'nın karşılaştığı kritik durumlardan birinde, benim listemize yazarak  gündeme getirdiğim sonradan internette de paylaşılan "Çocuklara işkence eden solcular üzerine" yazımla ilgili en sağlam, en devrimci tavrı sergileyen yoldaşlarımızdan birisiniz. Açıkça bu işkence olayını ve sorumlularını mahkum ettiniz, işkenceci devlete karşı mücadele eden bir avukat olarak böyleleriyle aynı havayı bile solumak istemediğinizi söylediniz.  Yazdıklarınızı buraya aynen aktarıyorum ki o sağlam tavrınızı tekrar hatırlasın herkes:
"Bu olaya dahil olduğu iddia edilen ve HDP içerisinde şu veya bu görevle yer alan kimseler hakkında HDP nin disiplin mekanizmalarını acilen çalıştırması ve bu kimselerin parti ile ilişiğinin acilen kesilmesi noktasında acilen adım atılmasını bekliyorum.
Şimdiden bu tip şeylerle karşılaşıyorsak gerçekten yazık bize! Parti içinden gelen devlet reflekslerini dehşete kapılarak izliyorum. Bir polis şiddeti olayı patladığında nasıl korumacı ve üstünü örten bir tavırla karşılaşıyorsak yine benzer bir tavrı da burada görüyoruz. Bekleyin, soruşturma sürüyor mevzuyu dillendirmeyin, ben hallederim, uzaklaştırdık işte uzatmayın.. Bu mudur yani?
Kimse kusura bakmasın ama çocuklara yönelik şiddetten bahsediyoruz. Dışarda önüme gelse yapanların yıllarca cezaevinde kalması için yırtınacağım bir konudan bahsediyoruz...bu adamlarla değil aynı partide siyaset yapmak, aynı havayı teneffüs etmek bile zuldür bana..
Gerçekten çok yazık..
İnci"
Emailinizde bahsettiğiniz "devlet refleksleri" sonrasında da fazlasıyla kendini gösterdi. Benim yazdıklarımın "provokatif-manipülatif" ilan edildiği metinden, olayın faillerinden birinin bir websitesinde kendini savunmak adına yazdığı yazıya, ve partinin haber sitesinde yayınlanan, "Ertürk Yöndem ile perde arkası" diliyle yazılmış ve "herkesi benim tavrımda kasıt aramaya davet eden" yazıya, söylenenler mealen şu tanıdık sözlere ne kadar benziyor: "Vahim bir olay olmuştur, güvenlik güçlerimiz duruma hakimdir, olayı kaşıyanlar kötü niyetlidir, halkımızın provokasyonlara gelmemesi rica olunur, tarihi de tarihçilere bırakalım, biz o çocuklara iş bulmuştuk, çalışmadılar"...
Ben o yazıyı yazdığımda karşılaşacağım şeylerin ne olacağını tabii ki biliyordum: İşkencecilere sahip çıkanlardan bir kaç haddini bilmezin, tamamen devrimci saiklerle yazdığım o metni, utanıp sıkılmadan,  "provokatif-manipülatif" ilan etmesi,  bürokratlara güvenme alışkanlığı edinmiş kimselerin "Kıvanç Ersoy'u tanımayız, dolayısıyla haksızdır,  falanca kişiyi tanırız, dolayısıyla o haklıdır" gibi tavırları ve daha fazlası hazır olduğum, fazlasıyla göze aldığım şeylerdi, beni hiç şaşırtmadı. 
Bütün bunları göze almamın tek nedeni vardı: HDK'mız HDP'miz ve devrimci hareketimiz bu vahim olayla lekelenmemeli,  pislikle beraber yaşamamalıdır, güçle, iktidarla sınanıp kaybeden bu kişiler de politik güçlerini kaybetmelidir, buna katkıda bulunabilecekse yazdıklarım, yazılmalıdır.
Tabii "cümle muin-i zalime karşı yalın kılıç" savaşmayı da göze alsanız, devrimci kişilerin, dostların doğru tavırlar alması ya da destek sunması her zaman sizi mutlu eder. Yaşar Kemal'in bir romanında geçiyordu sanırım: "Yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, senin doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek" diyordu.
Şimdi, aradan geçen neredeyse 2 ayda, ne İl Disiplin Kurulu'nun kararı Merkez Disiplin Kurulu'na itiraz ile giden  mevzu bahis partinin, ne de başta olayı soruşturacaklarını ilan eden HDK ve HDP'nin ilgili kurullarının olayla ilgili, yeni bir disiplin soruşturması ve sonucuyla ilgili hiç bir açıklama yapmamış olması bu doğrunun bugün de yeniden yaratılması gerektiği ihtiyacını ortaya koyuyor.
Bu sessizlikle size, bana, konuya duyarlılık gösteren tüm yoldaşlara denen şudur İnci hocam: "Tamam, olayı ilgili kurullarımız inceleyecektir, sonuçları da kimseye açıklamak zorunda değildir, müsterih olun, provokasyonlara-manipülasyonlara kapılmayın". Bir soru sorma hakkımız bile yok sayılmaktadır. Bu kişilerle aynı havayı solumak istemeyen siz yok sayılmaktasınız. Aslolan bürokrasilerin ne karar vereceği ve kime açıklamaya karar vereceğidir. Bekleyin, iki gün sonra bu kişileri de karşınızda örneğin milletvekili adayı olarak, parti başkanı olarak, HDK'yı temsil eden kişiler olarak  görürseniz de tepki vermeyin, denmektedir.
Peki bizim HDK'mizin ve HDP'mizin işleyişi gerçekten demokratik olsaydı, birey hukukuna dayansaydı, bu konu böyle basitçe bileşenleri temsilen oralarda bulunan kişilerin aralarında anlaşmasıyla üstü kapanabilecek bir konu olur muydu?
Demokratik bir örgütte, böyle bir konuyla ilgili kararın takipçisi olmak her bireyin hakkı (ve görevi) olurdu, karar da açıktan ilan edilmese bile, ilgilenen herkesin ulaşabileceği açıklıkta olurdu. "Biz falanca kurulda konuşacağız, hele bir zamanı gelsin" denemezdi.
Burada yine sizin gibi, yine  genç yaşına rağmen, işkencenin örtbas edilmesine karşı çıkarak MYK üyeliğinden açık bir metin yazarak istifa edecek kadar olgun bir devrimci kişiliğe sahip olduğunu ispat eden Berfin Azdal yoldaş gibi, yine yazdığı hukuki yazıyla, birilerinin utanmadan işkence olayının failleriyle mağdurlarını bir araya getirip, mağdurlara ikinci bir psikolojik şiddet uyguladıklarını ispat eden ve bunu teşhir eden Levent Pişkin yoldaş gibi "örgütlü" ya da "bağımsız" bu konuda düzgün tavır almış tüm HDK'lı yoldaşlara selam ederek, şu "bağımsız" meselesini de tartışmaya açalım:
Bürokrasilerin kendini aklama mekanizmalarından biri de meşhur "bağımsız" kotamız: Denebilir ki, "bizde sadece bileşenler yok ki, bizim bağımsız kotamız var, neyin antidemokratikliğinden, bürokratikliğinden bahsediyorsun ey gafil" (denebilir diyorum, yazının burasına kadar okuyanlardan çoğu demiştir içinden zaten).
Bir kişi örgütlü ya da "bağımsız" olmasından azade olarak bürokrat olabilir. Bağımsızlardan oluşan bir kurul da bürokratik bir biçimde işleyebilir. Bağımsız kotamızın olması bizi bürokratikleşme tehlikesinden korumaz, aksine bilinçlerde bu tehlikenin gizlenmesine yaramaktadır şu an.
Öncelikle, bir kişi HDK'lı ya da HDP'li ise, artık "bağımsız" değildir, "örgütlüdür", HDK'lidir, ya da HDP'lidir. Onlara "bağımsız" denmesi, birilerine daha fazla mesuliyet yüklendiğini, birilerinin etkisinin daha fazla olabileceğini ya da birilerinin "daha devrimci" olduğunu, parti ya da HDK içinde bile "bağımsızların" birilerinin kitlesi olduklarını ima eder. "Bağımsız kotası" gibi, "bizde aşağısı yukarısı yok" gibi sözler, örgütlü ya da bağımsız, oyla seçilmemiş "temsilcilerin", oylama ya da seçim yerine "mutabakat" denen tuhaf bir yöntemle, bürokratik işleyişle kararlar almasını da masum gösterir.
Bizim hedeflediğimiz "bireysel üyelik" ya da birey hukukuna dayanan sistemde ise, "programı kabul eden" herkes   HDK'li ya da HDP'lidir  (tabii burda üye tanımıyla ilgili tüzük tartışmaları da gündeme gelebilir, organlı faaliyet ve bir organda çalışan kişiye üye denmesi kabul edilebilir, bir tüzük tartışması yapılabilecek bir mekanizmamız olsa ben bunu savunurum örneğin), başka bir örgüte üye olmasından ya da olmamasından azade olarak herkes eşittir, eşit haklara ve sorumluluklara sahiptir, aday olup seçilirse her organda çalışabilir,  örgütler de bileşen olarak değil, HDK/HDP üyelerinin bir kısmını kapsayan başka yapılar olarak vardırlar, kararlarda da üyelerinin HDK/HDP içindeki sayısı ve etkinliği oranında etkili olurlar. Bir örgütün bir kararı aldırabilmesi için ya da bir üyesini bir organa seçtirebilmesi için partinin ya da HDK'nin üyelerinin çoğunluğunu kazanabilmesi gerekir. Bir HDK/HDP üyesi şimdi bileşen denen örgütlere üye olabilir, onların görüşlerini HDK ve HDP içinde yaymaya çalışabilir, bunun önünde bir engel olmamalı,ama karar almanın tek yolu olarak (kerameti kendinden menkul temsilcilerin mutabakatı yerine)  o organa tabi tüm üyelerin oy çoğunluğunu kazanmak esas olmalıdır.
Ancak böyle demokratik bir işleyişe ve yapıya kavuşuruz. Sizi ve bu yapıyı hedefleyen herkesi imza kampanyamızı desteklemeye çağırıyoruz.
Selamlar
Kıvanç Ersoy“

İmzacılardan Yorumlar

Ahmet Erdogan: Bu benim icin cok önemli
ahmet tonak: yoksa zaten yaşanan sorunlar artar
Ali Guvenc: Onemli ve dogru bir girisim. Demokrasi deneyimini kendimiz de yasamak ve ileri goturmek ciiddi bir mucadeledir. Saygilar.
 başka araçları besleyerek gelişemez ve dinamik olamaz. Ben üyesi olduğum partiye ve seçildiğim organına karşı sorumlu olmalıyım. Ve HDK sürecinden beri bu oluşumun içinde olan biriyim
celal yIlmaz: demokratiklesme icin
cemil satılmış: bu girişim umudun sesi olabilir...
cihan azarak: Önemi  örgütlenmeyen parçalanır .
coşkun edip soykan: bireyler örgütü oluşturular her birey örgütünün eşit bir unsuru olduğunu anlamalı bunu görebilmeledir sol (komünist) partilerin ve örgütlerin bugün kü haliyle bürokratik yapılar oluşturduğu görülüyor sol örgütlerde bunun aşılmasının bir adımı olabilir yeni bir demokrasi denemesi olabilir örgütte  seçme  seçilme fikirlerini özgürce söyleme hakkının kullanılması olarak değerlendirdiğimden önemli görüyorum yeni deneneceği için sıkıntılar olabilecektir ama aslolan gelecek yüzyıllara bu deneylerin başarısız olsa bile bir örnek teşkil etmesi için önemli buluyorum yeni bir model olmalı hiç kimse ben şunun fikirlerini önem vermiyorum  ciddiye almıyorum dememelidir parti yöneticileri diye bir konum bana hep ulaşımlaz pop yıldızlarını çağrıştırıyor
Demir Küçükaydın: Gerekli ve doğru bir kampanya
dolayısı ile demokratik bir hareket yaratma şansarı yok.Oysa demokratik bir gelecek için halka ve bireylere güven ve özgür irade esas olmaıdır..Yoksa mevcut sistemden en ufak bir farkımız kamaz.
Erdinç Metin: Kürt hareketi ölüm saltosu atarken kafaüstü çakılmasın
FİKRİ GÜNAY: Kesinlikle HDP de bireysel temsiliyet olmalı. Mücadelede araç olan PARTİ
Gulseren Adakli: siyasetin nesnesi degil oznesi olmak icin...
Gürsel Yildirim: Cünki örgütler bireylerden olusur :)
Hasan Kayım: "Bireyin  kendi kimliğine ve kişiliğine  güvenerek siyaset yapması  esastır.İnsanların kimliğini  niyetlerinden şüpe duyulacaklar  köreltir.Partimizin güçlü bir gelecek yaratması  özgür bireylerin uyumuyla mümkündür.Sol örgütlerin bu konudaki  tutumları sınıfta kalmıştır.Elli yıldır gölgesiyle  dövüşen  yapılar bu topluma  öncülük edemez.”
hasim kutlu: Eğer ortada adına parti dediğimiz bir organ varsa onun bir programı ve tüzüğü olur. Onun  programını benımseyen birey gider üye olur tüzüğünede uymaya kendini yhükümlü kılar. O  zaman kişi partili olurpartiyi sahiplenir yani haklar ve görevler bağlamında gerçek örgütlü kişi olur. Gerçekten demokrasi mücadele verecek bir parti ve parti üyeliğinin ilk ve en basıt kuralı budur
Hatice Kızılyildiz: Bu parti  içinde yaşadığımız  sistemin   demokrasiye en yakın parti olduğu için. Kadın erkek eşitliğine en önem veren ve sınıfsız toplume giden yolun önünü açacağına inandığım için. Halkların kardeşliğini  savundukları ve sömürüye ırkçılığa karşı duruşlarından ötürü benimsiyorum ve destekliyorum.
 HDP Türkiye'yi HDP'lileştirmesin
İbrahim Coşkun: HDP'liyim
 içinden çıkılmaz bir hal alır.  tek ilaç bireysel üyeliktir.
idris aslan: Barış >>>>>> AŞİTİ
ilker demir: demokrasinin öznesi bireydir. demokrat olmayan komünist denmez.
kamber soypak: Bileşener adına katılanlar asla özgür irade sahibi olamıyorlar
 kendisi Türkiye'lileşsin...
Köxüz Sitesi: Doğru ve ihtiyaç duyulan bir kampanya
Mehmet Kuzu: HDP nin daha güçlü olması ve birleienlerin tepeden inme kararlarının önünün kesilmesi için gerekli.
mustafa cengiz: demokratik örgütlülük için gerekli
mustafa covac: Var olan kazanimlarin genisletilmesinde Demokrasi- Ozgurluk Esastit.
Mustafa Yeşim: "“Katılma”(kararların alınmasında ve uygulanmasında etkide bulunmak anlamında) burjuva demokrasilerindeki olduğu şeklinden, yani araç niteliğinden çıkarılıp, insanlaşma sürecinde insan üzerindeki egemenliğin aşılması amacının temel unsuru olarak değerlendirilmeli, bu nedenle katılmanın amaç niteliği ön plana çıkarılmalıdır.
 “Katılma” yönetme-yönetilme ilişkisinde özdeşliğin gerçekleşmesi sürecini oluşturur ve bu süreç kitlelerin her düzeyde yönetimlerin aktif öznesi haline gelmesine koşut olarak gelişir/gerçekleşir.
 ""Örgüt"" genelde bir tabu ve farklı anlaşılmalara müsait bir kavram, geleneksel anlayışlardan ya da toplumda oluşmuş farklı anlayışlardan çıkararak; örgütlenmenin sadece özgür bireyin karar süreçlerine aktif katılımının sağlandığı ve dokusunun ""insan"" olduğu bir ""ağ"" olduğunu bilince çıkartarak hızlı bir şekilde örgütlenmeye gitmeli ve var olan örgütlülüğü yeniden gözden geçirmeliyiz.
mustafa yiğit: onurlu duruş
Muzaffer Baburcan: Bağımsızların esamesinin başka türlü okunası yok.
Naime Erdem Basaran: "HDK ve HDP'ye bireysel olarak üye olmuş üye ve taraftarlarının, oradaki çalışmalarıyla ve bu çalışmaları diğer üyelerin takdiri ve onayı ölçüsünde yapabilmelidirler; tepeden örgüt olarak ilişki ve müzakerelerle değil."
nevzat oğuz: "Bugünku ""Bileşen"" örgütlerle HDK ve HDP'yi bir ittifak olarak yapılanmaktadır. Bir ittifakta elbette örgütlerin çıkarlarına uygun olduğu ölçüde onlar için anlamlıdır. Halbuki HDK ve HDP geniş kitlelerin ve bu örgütlerde kendilerini ifade ve temsil yeteneği görmeyen insanların örgütü olmalıdır.
Bu nedenle derhal bireysel üyeliğe geçilmesi HDK ve HDP'nin canlanabilmesi için olmazsa olmaz koşuldur.
Örgütler elbette varlıklarını koruyabilirler ve HDK-HDP'nin çalışmalarına katılmak ve onları etkilemek isteyebilirler.Bu onların hakları ve görevleridir. Ancak bunu, HDK ve HDP'ye bireysel olarak üye olmuş üye ve taraftarlarının, oradaki çalışmalarıyla ve bu çalışmaları diğer üyelerin takdiri ve onayı ölçüsünde yapabilmelidirler; tepeden örgüt olarak ilişki ve müzakerelerle değil.
Bu nedenle herkesi HDK ve HDP'de bireysel üyelik talebi etrafında birleşmeye ve gücümüzü göstermeye davet etiyoruz. "
ok yyz: Gezi ve sonrasi cok acikca gosterdi ki sadece iktidar  devlet degil herkes 'muhalefet' de degismek zorunda oldugu icin. Bireylerin de birey bilinciyle kendilerini elestirip  rahatimizi bozmak  yavas yavas kaynayan sudan sicrayip atlamak icin.
orhan BALYAN
Önder Bayram: HDK ve HDP geniş kitlelerin ve bu örgütlerde kendilerini ifade ve temsil yeteneği görmeyen insanların örgütü olmalıdır.
 sadece HDP ye üye olacağım.
sinan odabaş: HDK-HDP nin kurumsallaşıp toplumsal muhalefetin özgürlükçü politik partisi olabilmesinin önündeki asıl engel HDK daki bileşenlerin kurumsal temsiliyetidir.bu kanpanya ile HDK-HDP de gerçek özgürlükçü devrimci hukuk inşa edilebilir.
şemsettin dertli: MECLİS YADA KONGRE ÖRGÜTLENMESİNİN GEREGİ OLDUGU İÇİN
Şeref Karataş: Bileşen kimliğiyle HDP içinde olmak HDPlileşmenin önündeki tek engeldir. HDPlileşmeden de HDP'nin başarılı olması mümkün değildir. Yerel seçimlerdeki yaşadığımız deneyimden ders almak zorundayız.
turkiyeyi kazanmazssak kurdistanı kaybederiz.çünkü biz sosyalistiz.kurdistan turkiye ile turkiye ise demokratik ortadoğu ile var olur.
Umran Baylik: Asagidan orgutlenme bu gune kadar sol icinde tasidigimiz tum bagnazliklari silip supurecek
 ve tum diger ayni malin cesitlendirilmisi olan partilerden keskin bir kilicla ayrilmis olacaktir.
zafer avşar: ezilenlerin sesini samimi bir şekilde duyarmak için
ZUHAL ÇELİMLİ: Platformu destekliyorum.

Bireysel Üyelik Kampanyasına Şimdiye Kadar İmza Verenler

abdullah öztüre;  ahmet akça;  Ahmet An;  Ahmet Erdogan;  ahmet galip arıcı;  ahmet göral;  AHMET OĞUZ SÖZERİ;  Ahmet Tüzün;  ahmet uluç;  Alaaddin Yiğit;  Ali Aytaç Emecen;  Ali Güler;  Ali Guvenc;  Ali Nejat;  ali osman telek;  Ali Rıza Aksın;  Ali Sahin;  Alitemel Kurtaran;  altan tan;  aras demiray;  asuman özbey;  Aydın ALP;  AYHAN GENÇ;  ayhan ışık;  ayhan topal;  aynur erkan;  ayşe dalkılıç;  aytaç çeri;  Bahattin Sağlam;  Başol SARAÇ;  Bedriye Söylemez;  Bekir Demir;  bektaş ürüm;  Berker Yüce;  Betül Taylan;  beyhan keser satılmış;  C.Murat Ozgunay;  caglan cavusoglu;  can dölek;  can yoldaş;  celal deniz;  celal yilmaz;  Cem Oner;  cem tiryaki;  CEMAL Salman;  cemil satılmış;  cenap yazan;  cezmi özdemir;  çiğdem özçelik;  cihan azarak;  coşkun edip soykan;  Demir Küçükaydın;  deniz göksel;  Deniz Gündoğmuş;  Deniz Polat;  deniz ürün;  Dicle Öztürk;  Dilek Öztürk;  dogan ozkan;  Duygu Gençer;  e. ahmet tonak;  eda enül;  elif dasda;  elif göktaş;  engin torosdag;  erdem kilic;  Erdem YAMANLAR;  erdinc metin;  eren gülçiçek;  eren ilhan;  Ergun Aydınoğlu;  erhan gümüş;  Ersen Olgaç;  esen gül;  Ethem Yilmaz;  evren ulutas;  eyüp yıldırım;  fahrettin yayla;  fahrettin yayla;  FATMA İRİER;  Ferhat Berkpınar;  Feryal Vatan;  Fevzi Koku;  FİKRİ GÜNAY;  Filiz YABASUN;  Fırat Seymen;  Gonca Tanakol;  gulay gerecci;  gülden doğan;  gülis elmacıoğlu;  Gulseren Adakli;  gunes akcay;  Gürsel Yildirim;  Hakan Selçuk Bacak;  Haluk Ağabeyoğlu;  hamza yılmaz;  Hasan Burgucu;  Hasan Kayım;  HASAN ULUSOY;  Haşim Kutlu;  Hatice Kızılyildiz;  Hayel Özenç;  Hayrettin Balikci;  Hekim Coşkun;  hulya oral;  husniye parpar;  İ.Murat Saraçoğlu;  İbrahim Coşkun;  İbrahim Yaylalı;  idris aslan;  ilker demir;  irfan pirgaip;  Işık Barış Fidaner;  Ismail Yilmaz;  isyan yılmaz;  kader mertol;  kamber soypak;  KAMURAN YAZAN;  kemal karhanlı;  Kemal Kozakli;  kemal turhan;  kemal yonucu;  Kenan YAVUZ;  Kıvanç Ersoy;  koray türkay;  Korkut Akın;  Köxüz Sitesi;  Latife Fegan;  Leylan Can;  m.nevzat yüce;  Macide Şimşek;  Macit Çopur;  Mehmet Barış Gümüşbaş;  Mehmet Berkpınar;  MEHMET CELENK;  Mehmet Dumrul Sabuncuoğlu;  mehmet günsel;  Mehmet Kılıç;  Mehmet Kuzu;  mehmet taha deniz;  melih uçar;  mercan han;  mert tokur;  Metin Kaya;  mihriban akcoraoglu;  muammer baburcan;  muhittin köylüoğlu;  murad Mıhçı;  murat açıkgöz;  Murat Çakır;  murat gulsacan;  Murat Paşaoğlu;  murat tanakol;  murat yuce;  murtaza TORAMAN;  musa ertürk;  mustafa cengiz;  mustafa covac;  mustafa dasd;  Mustafa Yasacan;  Mustafa Yeşim;  mustafa yiğit;  Muzaffer Baburcan;  Naime Erdem Basaran;  NazanMeriç Olgaç;  neslihan görücü;  Neval Başefe;  nevra akdemr;  nevzat oğuz;  Nezih Kazankaya;  Niyazi Böyüksütçü;  niyazi kına;  nizam üstündağ;  Oktay Duman;  Oktay Ozturk;  ömer çelebi;  omer çetin;  Önder Bayram;  Onur Çobanoğlu;  orhan BALYAN;  osman zkanat;  OYA ERİŞTİREN;  Oya Özgüven;  Özcan Karaoğlu;  Özge Özenç;  özgür arslan;  Özgür Martin;  özgür şimşek;  Ozgur Unveren;  özlem sezer;  perişan akan;  pinar tas;  radife karamanogullari; Radikal Demokratlar Platformu;  rayif oto;  Recep Deger;  remzi çelik;  Rüştü Hacıoğlu;  Sadettin Yılmaz;  şafak alim;  safak vakti;  Sakine Duman;  Sami SARI;  Sarphan Uzunoğlu;  SEDA BERZEG;  Sefa Feza Arslan;  Sefer Şimşek;  şefik kalkan;  selim kırılmaz;  Selma Koyuncu;  semih eryildiz;  ŞEMSETTİN DERTLİ;  Şenay Çağıran;  Şener Öztürk;  Serdal Serce;  Serdar Metin;  Serdar Şakar;  Şeref Karataş;  serhat göze;  Şerife Koç;  Sevgi Kılıç;  Seyfi Budak;  sezai sarıoğlu;  Sibel Vancı;  şiho şahan;  sinan odabaş;  sinem ö.;  Soner Erdin;  Sukran Mersin;  Talat ÇETİNKAYA;  taner güven;  taner koçak;  Taylan Tosun;  Teoman Koray;  Teslim TÖRE;  Tevfik Kaçar;  Tevfik Savaş;  Tuna Arıgüç;  Tuna Soyberk;  tuncer gezgen;  Turgay Bahtiyar;  Turuncan Tirpan;  ufuk taş;  Ugur kemal Yildirim;  ÜMİT KÜÇÜKBAYATLI;  Umran Baylik;  Umur Hozatlı;  Umut Özçelik;  Vedat Bekir ERKMEN;  veysel saka;  yesim er;  yılmaz dogan;  YILMAZ KONAK;  Yusuf Karaçay;  zafer avşar;  Zeitoun Athour;  Zeynel A. Çelebi;  Zeynep Çulfaz;  Zuhal Çelimli

İmza vermek ve tanıdıklarınızı davet etmek için şu adrese gidiniz:





Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...