11 Mayıs 2014 Pazar

Forumlar Buluşmalarının Gündemlerinin Belirlenişlerinin Yanlışları

Bugünlerde İstanbul’daki forumların ortaklaşa toplantılar yapması yönünde bazı girişimler oluyor.
Bunların birisi, 18 Mayıs Pazar günü, 10.30 – 22.30 arasında Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda ilk buluşmasını yapacak olan “İstanbul Forumlar Buluşması
Bu toplantının “gündemi” şöyle belirlenmiş:
Gündemler 
1.Tarih: Aynı tarihte farklı etkinlikler olabileceğine karşın yeniden erteleme yapılmayarak 
18 Mayıs 2014 Pazar günü buluşma yapılacak.
2.Yer Kadıköy Yoğurtçu Parkı
3.Program 
Bu program daha önceki toplantılarda konuşulmuş ve tartışılmış kaygılara sadık kalınarak oluşturuldu
10.15 ….
Hoş geldiniz Konuşması
Günlük Programın aktarılması
10.30_11.30 Atölyelerin Sunumu
11.30_12.30  Kahvaltı+ Çay Arası
12.30_13.00 Açılış Konuşması

·         Açılış
·         Saygı duruşu
·         Ailelerin konuşması
·         Yurt içi destek mesajlarının okunması
·         Yurt dışı destek mesajların okunması
·         Web sitesinin tanıtılması ve duyurulması
13.00_16.00 I. Forum: Forumların Dünü Bugünü ve Yarını
16.00_16.30 Mola
16.30_19.30 II. Forum 1 Mayıs 2014 değerlendirilmesi ve 31 Mayıs gezinin yıldönümüne giderken neler yapılabilir 
19.30_20.00 Mola
20.00_22.30 Konser + Kapanış konuşması
4.Ekiplerin Toplanması
Daha önceden oluşmuş olan ekipler için önümüzdeki hafta  içi için ekipleri toparlayacak ekip sorumluları netleşti.
Atölyeler Koordinasyon Ekibi: Yusuf
Teknik işler  ekibi: Cemal abi- Fidan
Basın yayın ekibi: Dost
·         Teknik ekip ve basın yayın ekibi gerekli ihtiyaçları belirleyecek, İhtiyaçları iletecekler 
·         Basın yayın ekibi 1 mayıs kadar kullanmak için  görsel afiş  ve fare book sayfasını en kısa zamanda halledecek.
·         Kullanılacak ses sisteminin teknik kapsamı hakkında bilgilendirme yapılacak
Bir diğeri, Gezi'nin Bakiyesi forumunu 20 Nisan Pazar günü Yeldeğirmeni Don Kişot evinde yaptığı toplantıda tekrar yapılmasına karar verilen toplantı-forum-çalıştayın (20 Nisan toplantısını şu yazılarda ele alıyorduk: ““Gezi’nin Bakiyesi” İçin Tartışmaya Katkı – Forumlar Listesi ve İki Yazı”; “Gezi’nin Bakiyesi Forum-Çalıştayı” Üzerine) devamı olarak 8 Haziran 2014 Pazar günü saat 13.00’de Caferağa İşgal Evi’nde başlayacak olan toplantı.
Bu toplantının “Gündemi” de “Özyönetim ve Doğrudan Demokrasi
Bugün (11 Mayıs Pazar) saat 16’00’da Caferağa’daki İşgal Evi’nde bu toplantının hazırlıkları görüşülecek.
Bu vesileyle, bu toplantıların “gündem”lerinin kabul ediliş biçimleri, genel olarak “Gündem” kavramının içeriği ve somut olarak “gündem”lerinin içeriği üzerine çeşitli yazılarımızda ve bizzat bunların belirlendiği toplantılarda ifade ettiğimiz, ama tartışma olanağı bile bulamadığımız görüşlerimizi yine de kısaca ifade etmeye çalışalım.
(Aslında aşağıda ala alacağımız sorunlar sorun bile değildirler veya alfabetik düzeyde sorunlardır. Ancak dünya tarihsel bir yenilginin uzun vadeli sonuçlarını korkunç bir hafıza kaybı ve konfüzyon (kafa karışıklığı) biçiminde yaşıyoruz. Bütün toplumsal muhalefet Babil Kulesi’nin inşaatında birbirinin dilini anlamayanlara dönüşmüş durumda. En basit kavramların bile yeniden açılması; en basit varsayımların hatırlatılması gerekiyor. İnsan böyle zamanlarda Babil Kulesi gibi saçma görünen alegorilerin ne kadar gerçekçi olduğunu daha iyi kavrıyor)
Bu gündemlerin belirlenişinin eleştirisine ve nedenlerine geçmeden önce, kavramsal bir netlik sağlamaya çalışalım.
 Bugün “Gündem”  birçok yerde “Program Akışı” anlamında kullanılmaktadır.
Örneğin yukarıya tamamını aktardığımız İstanbul Forumlar Buluşması’nın “Gündem”i olarak sunulan “şey” Gündem değil, bir Program Akışı’dır.
Program akışı, herhangi bir işin yapılması için gereken zorunlu şeylerdir.
Ve dünyanın her yerinde binlerce deneyin yoğunlaşmış bir ifadesinden başka bir şey olmayan “sağduyu” ile belirlenmiştir.
Herhangi bir toplantı yapıldığında ilk önce o toplantının işleyişinin mekanizmasının kurulması gerekir. Bunun için de, herhangi bir yönlendirmeye olanak vermemek veya bu gibi çabaları asgariye indirmek için şöyle bir akış izlenir.
Önce o toplantıyı hazırlayan kurul ya da teknik heyet her kim ise, o toplantının yöneticilerini (yani divanını veya moderatörünü) seçecek olan ve bu seçimde en adil ve en tecrübeli dolayısıyla en hatasız ve teamüllere uygun davranma ihtimali olan (bunun da denemelerle en yaşlı kişi olmasında bir konsensüs vardır) en yaşlı kişiyi sorar ve onu toplantıyı yönetecek olanların seçimini yönetmek üzere kürsüye çağırır ve toplantıyı hazırlayanların yetkilerini o anda o kişiye devretmiş olur.
Bundan sonra en yaşlı kişi (yine teamül olarak en genç katılımcı da seçimin kâtibi veya protokolcüsü olarak seçilir) Toplantıyı yönetecek Divan ya da yeni adıyla Moderatör adaylarını sorar ve adayların oylamasını yapıp en çok oyu alana divanı ya da moderasyona teslim eder.
Bundan sonra, Divan yerini alır ve Gündem’in ne olacağını toplantının belirlemesi için Gündem önerilerini ister.
Dolayısıyla bu kararın ne olacağı önceden belirlenemeyeceğinden; en geniş katılımlı toplantıların her zaman daha yüksek temsil kabiliyeti olması ilkesi nedeniyle de, önceden gündemi belirlemek toplantının yetkilerine tecavüz olacağından önceden gündem belirlenemez. Belirlenebilecek olan buraya kadarki Program Akışı olabilir.
Kendi gündeminin ne olacağına bizzat o toplantı karar verir. Aksi onu yönlendirme, manüplasyon ve onun yetkilerine tecavüzdür.
Gündemin belirlenmesi en önemli sorundur. Çünkü farklılıklar çoğu kez aynı gündemde anlaşanlar arasındaki farklı görüşler değil; farklı öncelikler arasındadır. Farklı görüşler her zaman aynı zamanda farklı öncelikler anlamına gelir.
Bu nedenle gündemin ne olacağı tartışması aslında dünyanın en önemli ve temel tartışmasıdır.
Çünkü bir kere bir gündemde anlaşıldıktan sonra, gündemin sonraki maddeleri de o önceliğe alınan gündemin sonuçlarına göre belirlenecek demektir ve öyle belirlenebilir.
Dünyadaki bütün kendini ve insanları ciddiye alan toplantıların akışı böyle olur ve böyle olmalıdır. Bu binlerce yıllık deneylerden de çıkmış en az sorunlu biçimdir.
Yukarıdaki, İstanbul Forumlar Buluşması örneğinde ise, Program akışına Gündem dendiğini görüyoruz.
Elbette dünyadaki toplantılar sadece gündemli toplantılar olmayabilir. Örneğin tamamen bilimsel bir konuyu ele almaya (Sempozyum vs.) ya da zaten önceden anlaşılmış konularda pratik işleyişe ilişkin (komisyonlar, komiteler), belli bir alanda özellikle bilgilenmeye ilişkin (ders, kurs, workshop) toplantılar da vardır.
Bunlarda gündem olmaz ve gündem tartışması yapılmaz. Bunlarda konular veya öncelikler zaten önceden bellidir. Zaten o konulara ilgi duyanlar gelir. Belli konularda farklı görüşler sunulur ya da  pratik işleyişler görüşülür ya da bir okuldaki gibi belli konularda derinliğine bilgiler edinilir.
Forumlar böyle bir işlevle oluşmamışlardır. Onlar siyasi bir mücadele içinde oluşmuş tartışma ve karar organlarıdır. Onlara herkesin geleceği ve gelebileceği varsayılmaktadır. Dolayısıyla her siyasi görüşten, çok farklı öncelikleri bulunan insanlardan oluşacağı; bu insanların ortaklaşa tartışma ve karar organlarıdırlar.
İstanbul Forumlar Buluşması’nın “gündem”ine baktığımızda, bu çok temel farkı da yok ettiği görülmektedir. Forum ile Sempozyumu karıştırmaktadır.
Örneğin “Forumların Dünü, Bugünü Yarını” diye bir sempozyum düzenlemek; bildiri sunacaklara şu tarihe kadar bildirilerini yollamaları; asgari şu kadar vuruşla bir bildiri yollayanın sunum yapabileceği; Sunum ve tartışmaların gelen bildiriler arasında zamanın eşit olarak bölünmesiyle ve konuşmacıların konuşma sırasının kura ile belirleneceği bir sempozyum tertiplemek anlaşılabilir bir girişimdir.
Ama bir forumlar buluşmasına böyle bir başlık ile bir gündem maddesi koymak, aslında o forumlar buluşmasının gündemini belirlemek ve onun yetkisine tecavüz etmekle, onu maniple etmekle kalmaz; forumları sempozyum yerine koyan; onları birer akademik veya teorik tartışma kulübüne döndüren bir işlev görür.
Yani aslında forumlar maniple edilmiş olur.
Öte yandan sadece Program Akışını Gündem Diye yutturmak ve bir sempozyumun konusu olabilecek bir başlığı gündem konusu yapmanın yanı sıra belirlenen program akışı da maniplatiftir.
Örneğin “Açılış Konuşması” deniyor. Kim yapacak? Bu yetkiyi nereden alıyor? İçeriği ne olacak? gibi soruların hiç bir açıklayıcı cevabı yoktur. Yani manüplasyona uygundur. Muhtemelen bu forumlar buluşmasını örgütleyen ve belli bir siyasi örgütün –yönlendirmesine açık küçük grubun belirlediği biri yapacaktır.
Normalde böyle toplantıları örgütleyenlerin, kendilerini sadece teknik ile sınırlamaları gerekir.
“Saygı Duruşu ve Ailelerin konuşması” deniyor. Kim bu akışı ne hakla belirliyor?
Forumlara katılan birçok insan bu saygı duruşlarının gereksiz olduğunu söylüyor. Onların bu itirazını kim ne hakla görmezden geliyor?
Öte yandan forumlar pek ala tüm bölge veya mahalle insanlarını kapsamak, onların eğilimlerinin gerçek temsilcisi olmak gibi bir amaca veya iddiaya sahip olduğuna göre, mahallelerde pek ala bu saygı duruşuna katılmayacaklar olamaz mı? Bunların olmadığına kim ne hakla karar veriyor?
Belli bir örgüt ve anlayıştakilerin kendi kahramanları veya ölüleri için saygı duruşu anlaşılabilir. Ama alternatif bir toplum ve onun tohumu olma iddiasındaki, bütün mahalleliyi kapsama iddiasındaki forumların böyle bir ritüeli başa koymaları, hem forumların hedeflerine, hem yapı ve kapsamlarına bir tecavüzdür ve bunlarla çelişir.
Örneğin “Ailelerin konuşması” deniyor. Onların konuşup konuşmayacağına forumun karar vermesi gerekmez mi? Ailelerin üzüntüleri aracılığıyla forum yönlendiriliyor olamaz mı?
Örneğin “destek Mesajları” deniyor. Destek mesajları geleceğini nereden biliyorsunuz? Bu mesajlar gelirse Divan bunları duyurabilir. Ayrıca gelen mesajların destek mesajı olacağını nereden biliyorsunuz. Eleştiren mesajlar olmayacak ve eğer olursa okunmayacak mı? Örneğin ben bu eleştirilerimi İstanbul Forumlar buluşmasına iletsem okunmayacak demektir bu. Bu bizzat bir manüplasyon anlamına gelmez mi?
Görüldüğü gibi foromlar buluşması adıyla forumlar adına yapılan ve hazırlanan bir toplantının bir zamanların SBKP, ÇKP vs. gibilerinin toplantılarından farklı bir işleyişi bulunmamaktadır.
“Web Sitesi’nin tanıtımı” denmiş. Web sitesinin forumlar arası haberleşme ve koordinasyonu sağlamaya ne kadar uygun olduğunu bizzat o forumlar buluşmasında tartışmak gerekmez mi? Bunun en uygun olduğunu nereden biliyorsunuz. Başka biçimler ve öneriler yok mu? Bu Web sitesinin işleyişinin birisinin elinde olması manüplasyona çok uygun bir imkân olduğuna göre bu web sitesini kim nasıl kontrol edecek, bunu kim nasıl belirleyecek, bu mümkün mü? Bunun mekanizmaları nasıl oluşturulabilir? Bu soruların hiç birisi sorulmadan, gündeme alınmadan ve tartışılmadan bir emri vaki olarak forumların karşısına sadece bir bilgilendirme olarak koyuluyor.
Bu eleştiriler uzatılabilir. Görüldüğü gibi aslında tamamen manüplatif olarak gündemi ve akışı belirlenmiş bir “Forumlar Buluşması” söz konusudur. Buna “forumlar buluşması” denecek yerde pek ala bir veya iki gün sürecek bir sempozyum düzenlenebilir “Gündem” denen konular oralarda ele alınabilir. Herkesten bu konularda bildiri sunması istenebilir. Bildiriler önceden yayınlanarak herkesin ön bilgilerle hazırlıklı gelmesi sağlanabilir ve gerçekten açıcı bir toplantı yapılabilirdi.
İstanbul Forumlar Buluşması ise bir workshop ve sempozyum olarak hazırlanması gereken iki farklı toplantıyı bir güne sığdırarak, buradan da sihirbaz gibi bir “Forumlar Buluşması” çıkarılmaktadır. (Muhtemelen sonunda bir organ da çıkaracaktır. “ekiplerin toplanması” dendiğine göre bir takım organlar çıkaracağı düşünülmekte veya planlanmaktadır.).
Görüldüğü gibi, İstanbul Forumlar Buluşması’nın hazırlayıcıları, hem Program Akışı’na Gündem diyerek Forumlar buluşmasının ve forumların yetkilerine tecavüz ediyor; hem sempozyum veya workshopları Forumlar Buluşmasının bir bileşeni gibi göstererek forum kavramının içeriğini alt üst ediyor.
Yani her kavram, tüm teamüller, tüm mantık her şeyi alt üst edilmiş durumda Forumlar Buluşmasını hazırlayanlarca. Karşımıza “Yük taşı deyince misin kuşum, Uç deyince deveyim diyen bir yapı çıkarılıyor.
İşin ilginci bu eleştirileri hazırlık toplantılarının bir ikisine katılıp da böyle bir gidiş gördüğümüzde dile de getirdik, yani ilk kez ifade etmiyoruz. Ama sanki hiç konuşmamışız, bir itirazda bulunmamışız gibi, hiçbir karşı argüman ve ikna gayreti bile olmadan, “bu keriz de nereden çıktı böyle” havasında, konuşmalara ve toplantılara devam edildi. Anlaşılan itirazımızla pişmiş aşa su katıyorduk ve oralarda bulunmamız istenmiyordu. Davranışlarla da zaten bu bize sezdiriliyordu.
İşin ilginci, burada garip bir diyalektik de var.
Aynı manüplatif tavrı, aynı mantığı Çatı Partisi, demokrasi İçin Birlik hareketi, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve HDP’de gördük ve yaşadık.
Orada da bir program akışına gündem denmekte, birileri bir yerlerde gündemleri ve kararları belirlemekte, oraya gelenler bu akışın konu mankenleri olmaktadır. Ama daha korkuncu bizim şu an yaptığımız eleştirileri oralarda dile getirmemiz için söz bile verilmemişti. Burada hiç olmazsa ifade edebilme ve duyurabilme olanağımız var şimdilik. Zaten budur Gezi’den kalan.
Her ikisi de “doğrudan Demokrasi” gibi sloganları dillerinden düşürmüyorlar.
Aslında fiili uygulamada doğrudan demokrasi kavramı, tıpkı Muaviyenin askerlerinin mızraklarına kuran yaprakları koyarak İslam’a saldırması gibi, “doğrudan”ı bir yana bırakalım, temsili ya da dolaylı bir demokrasi bile değildir
Her ikisi de aslında bazı örgütlerin arkadan bir şeyleri yönlendirmesinin aracıdırlar.
Örgütlerin bir yapıda, forumlarda etki sağlamaya çalışması elbet hakları ve görevleridir. Ama bunun fikirlerin içeriğiyle ve demokratik yarış içinde olması önemlidir. Bunun mekanizmaları olmalıdır. Örgütler ise tam da bunu engellemeye çalışıyorlar. Bu kavram karıştırmaları bizzat bu engellemenin araçlarıdırlar.
Gündem kavramının içreğinin değişmesi; anlamını yitirmesi, program akışlarının manüplatif karakteri hiç de masum olgular değildir. Bunlar belli örgütlerin yönlendirmelerinin, Forumların ve Gezinin gerçek güçlerinin tekrar ortaya çıkmasını engellemenin araçlarıdırlar.
*
İşte bugün Caferağa’da hazırlık toplantısı yapılacak 8 Haziran’da yapılacak toplantının gündemi de böyle.
Biz o toplantıda önümüzdeki toplantının gündeminin gündemin ne olması gerektiğin önerdik. (Öneri özetleyen arkadaş önerimizi yanlış ifade etmişti) Gündemin belirlenmesinin aceleye getirilmemesini, gündemin ne olacağı tartışmasının en önemli tartışma olduğunu söyledik.
Buna birçok insan da farklı gündemler önermesine rağmen katıldı.
Ama pratikte üzerinde hiç tartışılmadan ve gündemin ne olacağı üzerine ciddi bir tartışma yapılmadan böyle bir gündem benimsenmiş oldu. (Bunda yorgunluğun da belli bir etkisi vardı.)
Zaten işin mantığı gereği, bir forumun gündemi “Özyönetim ve Doğrudan demokrasi” olmaz. Böyle bir konu için örneğin bir sempozyum düzenlenebilir. Bir konferans düzenlenebilir. Bu anlaşılabilir.
Ama bir Forumun gündemi, (belki bu sempozyum veya konferanslarla içeriklerinin ne olduğu konusunda az çok bir netliğe ve anlaşmaya varılmış olan) “Doğrudan Demokrasi” veya “Özyönetim” in forumların işleyişinde nasıl oluşturulabileceği, uygulanabileceği ve korunabileceği olabilir.
Yani Forumların formülüsyonları somut işe ve eyleme yönelik olabilir.
Forumlarda şunu da görüyoruz.
Birileri hep çıkıp, burada teorik tartışmalara gerek yok, pratik işler yapalım diyorlar, ama pratiğe gelince aslında tamamen yanlış teorilere dayanan oradan türemiş pratikleri ve o pratikten kopmuş tartışmaları örgütlüyorlar. Tıpkı bu Gündem belirlemelerinde olduğu gibi.
Bu vesileyle, benim somut önerim şudur:
8 Haziran’da bir sempozyum yapalım. Konusu “Özyönetim ve Doğrudan demokrasi” olsun.
1 Haziran’a kadar bu konuda bildiri sunmak, görüşlerini aktarmak isteyenlerin görüşlerini yazılı olarak sunmalarını isteyelim. Yazılı olarak gelen bildiriler arasında zamanı eşit olarak bölelim. Her konuşmacının zamanının en azından üçte birini tartışmalara ayıralım. Gelen bildirileri önceden bütün forumlara ve sitelere iletelim. Herkes bir ön hazırlık ve bilgilenmeyle gelmiş olur ve gidiş çok daha verimli olur. Tartışmaları internete koyalım ve oradan yayının yapalım. Ayrıca böylece tüm forumları böyle bir tartışmanın içeriğine çekebilir bir anlamda yavaş yavaş bir gündem ortaklığı sağlayabiliriz.
Ondan sonra tüm forumlara, “Doğrudan Demokrasi ve Özyönetim forumların işleyişinde ve bütün forumların koordinasyonunda nasıl sağlanabilir? Konusunda bir tartışma açmalarını ve eğilim belirlemelerini isteyelim.
Sonra bütün farklı eğilimlerin temsilcilerinin ve mümkünse bütün forumların katılımcılarının da katılabileceği bir genel forumlar buluşması örgütleyip, orada konuyu bu sağlam hazırlıklarla birlikte bir kez daha tartışıp çıkacak sonuçlara göre davranalım.
Toplantıya gelebilir miyim bilmiyorum ama bu mail aracılığıyla belirtmiş olayım.
Böylece fiilen Özyönetim ve Doğrudan Demokrasi’nin ne olmadığı ve bu bayrakla özyönetim ve doğrudan demokrasinin nasıl yok edilebileceği üzerinden, fiilen tartışmayı da başlatmış oluyoruz.
Demir Küçükaydın
11 Mayıs 2014 Pazar
Yazıları e-posta ile otomatik olarak almak isterseniz şu adrese boş bir e-mail yollayınız.
Twitter:
Bloglar:
Kitapları İndirmek İçin:
Videolar:





Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...