9 Mayıs 2014 Cuma

Dünya Seyahatine Küçük Bir Adımla Başlanır (İlk Toplantıdan İzlenimler)

Resim: Zeycan Alkış

İlk Toplantının Zaman ve Yeri

6 Mayıs’ta, “Radikal Demokratik Bir Hareketi Yaratabilmenin Yol ve Yordamlarını Tartışabilmeyi Örgütlemek İçin Bir Çağrı” başlıklı yazıyı yayınlamış ve bir gün sonrası, yani 7 Mayıs Çarşamba için, ilk toplantının yapılacağını duyurmuştuk.
Çağrı ve toplantı arasında böyle sıkışık ve kısa bir zaman olmasının nedeni, bazı katılımcıların katılabilecekleri zamanı çakıştırabilmekti.
Zaman kıtlığı modern toplumun bir sorunudur. Hayat dakikleştikçe zaman kıtlaşır. Günümüzde ne yapacağımızı bizim belirleyeceğimiz “boş zaman” en değerli, en lüks metadır.
Zaman çok kısa olmasına rağmen, birçok okuyucu ilgisini ve katılma dileğini ama gerek zaman, gerek coğrafi uzaklık nedeniyle katılamayacağını, ancak gelişmelerden haberdar olmak istediğini ve bir şekilde tartışma ve fikir alışverişlerine katılmak istediğini bildirdi.
Böylesine acele ve sınırlı bir duyuruyla yapılmış bir toplantıya pek fazla katılım olmayacağı düşünülerek, Kadıköy’de bir Kafe toplantı yeri olarak belirlenmişti.

Ancak toplantı saati yaklaştıkça katılımcıların bir kafede toplanamayacakları kadar çok olacağı görülünce, başka bir yer arandı ve Akademi Kitabevi’nin altındaki Kütüphane’de toplantı yapılabileceği, Kafe’ye gelenlerle oraya gidilebileceği görüldü.
Haber verme imkânı olmadığından önce kafede toplanıldı ve sonra ikinci yere gidildi.

Katılımcılar

Toplantıya 11 kişi gelmişti. Gelmek isteyen ama yetişip yetişemeyecekleri belli olmayan da dört kişi vardı. Bunlar gelemedi veya yetişmedi. Gelebilselerdi 15 kişi gelmiş olacaktı.
Toplantıya gelenlerin neredeyse tamamı ilk kez birbirleriyle karşılaşıyorlardı.
Çağrıyı yapan Demir bile gelenlerin yarısına yakınıyla ilk kez karşılaşıyor ve tanışıyordu.
Toplantıya katılanlar içinde sadece iki kişi kadındı.
Yaş ortalaması, oldukça yüksekti (45 civarında).
Meslekler, İşçilikten Psikologluğa, Mühendislikten memurluğa, Akademisyenlikten Emekliliğe geniş bir yelpaze çiziyordu.
İki kişi sadece toplantıyı izlemek, bir fikir sahibi olmak için gelmişti. (Toplantılar da mail grubu gibi izlemek isteyene serbest)
Önce bir tanışma yapıldı. Herkes geçmişini, mesleğini vs. anlattı.
Genel olarak görülen şuydu:
Büyük bir çoğunluğun geçmişinde belli bir sol örgüt çalışması ve burada yaşanan hayal kırıklıkları bulunuyordu. Genel olarak politikaya ilgiliydiler, ezilenler ve demokrasi için bir şeyler yapmak istiyorlardı ama bunun için bir yer arayışındaydılar.
Bir kişi İslami hareketten geliyordu, diğerleri sol politik çevrelerden.
Gelenlerin büyük çoğunluğunun Gezi’nin Bakiyesi Forumlarla ve/veya Kürt Özgürlük Hareketinin çeperiyle (HDK-HDP) bir şekilde bir ilişkisi veya tecrübesi bulunuyordu. Yani katılımcılarda, şu an var olan ve canlı iki hareketin etkisi hissediliyordu.

“Teknik” ve “Ayrıntı”

Bu tanışma faslından sonra, “teknik” ve “ayrıntıya” ilişkin bazı düzenlemeler yapıldı.
Bilindiği gibi “Şeytan ayrıntılarda gizlenir”. Eylem veya iş de “Ayrıntılarla ilgilenmeyi öngörür” (Hegel).
Teknik sorunlara ve ayrıntılara hakim olmak genellikle bir sürü tartışmayı ve kararı yönlendirme olanağı sağlar. Bürokrasi çoğunlukla tekniğin ve ayrıntının bu özelliğinden her zaman yararlanarak kendi varlığını meşrulaştırır ve kabul edilebilir kılar.
Teknik “teknik” değildir. Ayrıntı “ayrıntı” değildir.
Her ikisi de bürokrasinin kullanabileceği tehlikeli araçlardır. Yerinde, dozunda, sürekli denetim altıda bir ilaç gibi kullanılabilirler ve kullanılmalıdırlar
Bu bağlamda Demir Küçükaydın, haberleşmeyi düzenli ve seri götürmek için:
adı ve adresiyle kurduğu gruba ilişkin olarak şu önerileri yaptı.
1)      Grubun moderatörü olmamalı ve moderasyon yapılmamalı.
2)      Grubu kurarken zorunlu olarak bütün yetkilerin kendisinde olduğu; ama artık o andan sonra yetkilerin tüm grubun tüm katılımcılarına veya onların uygun görüp seçtiklerine devretmesi; bu bağlamda ilk adım olarak bu toplantıya katılan herkesi yönetici olarak yetkilendirmek gerekir.
3)      Grubun tartışmaları ve yazışmaları gruba üye olmayanlar tarafından da görülüp, izlenebilmeli. Yani grup kamunun bilgisine açık olmalı. Madem bu halk için bir şeyler yapıyoruz veya yapma iddiasındayız, halkın bizlerin ne yaptığı veya yapmadığı hakkında doğrudan bilgi edinebilmesi gerekir. Türkiye’deki neredeyse diğer bütün girişim veya gruplar ise tam tersi bir yol izliyorlar ve tartışmalarını ve gruplarındaki yazışmaları başkalarının okuyamayacağı ve göremeyeceği şekilde düzenliyorlar. Hâlbuki bütün yazışmalar devletler tarafından izlenmektedir ve izlenebilir. Halktan gizleniyorlar ama devlete açıklar. Bunun tam tersi davranmak, bu geleneği kırmak gerekir.
Bu üç öneri de katılanların hepsinden destek buldu ve kararlaştırıldı.
Böylece herhangi bir kişinin yapabileceği kontrol ve manüplasyona karşı teknik ve ayrıntı düzeyinde gibi görülen en asgari tedbirler alınmış oldu.
Bu arada, mail grubunun düzenli bir toplantı gibi kullanılabileceği; böylece zaman ve enerjiden tasarruf edilebileceği; bunun da verimli olabilmesi için, bir konu açılırken, özellikle maillere, doğru dürüst ve anlaşılır başlıklar konulmasının önemi ve bunun arama, bulma ve sınıflamayı kolaylaştıracağı belirtildi.

Beklentiler

Bundan sonra ne gibi beklentiler ile buraya gelindiğinin sırayla anlatılmasına böylece bir giriş yapılmasına karar verildi.
Beklentiler anlatılırken, toplantıya katılanların bir arkadaşın çağrıyı okumadan geldiği; dolayısıyla çağrı “Radikal Demokrasi” diye ifade edilen amaçları benimseyenlere yönelik olmakla birlikte; bu önkabule sahip olmadığı ortaya çıktı.
Aslında hedef “Radikal Demokratik bir hareketin yaratılmasının yol ve yordamının tartışılmasının nasıl örgütlenebileceği” iken (çünkü Çağrı’da bu tanıma göre davet yapılıyordu.) hedefin ne olması gerektiği gibi daha genel ve temel bir noktadan da başlanabileceği; böylece bir şekilde toplantıya gelmiş hiç kimsenin dışlanmasına yol açmadan devam edilebileceğinde anlaşıldı.
Bu biraz “politik kültürün” zorunlu kıldığı bir sorun. Elbet bu “politik kültür” de Türkiye’nin kapitalizm öncesi, hatta uygarlık öncesi (yazı öncesi) kültürünün etkisinin ve gücünün bir yansıması. Bu büyük ölçüde modern kapitalist toplumun ilişkilerinin insanlara kendiliğinden ve standart eğitimle kazandırdığı bir düşünce ve davranış disiplininden yoksunlukla ilgilidir.
Türkiye’nin ekonomisi nasıl bir türlü doğru dürüst kapitalist bile olamıyorsa, politikası da aynı şekilde, bırakalım sosyalist olmayı bir yana, kapitalist bir toplumun kültüründen bile yoksun bulunuyor. Bir de buna sol hareketin özellikle Alevilerle aşırı iç içe geçmişliği eklenince, Aleviliğin akli değil, nakli bilgiye dayanan, yazı ve uygarlık öncesine dayanan geleneği de sol politik kültürü belirliyor. Yani hem modern uygarlığın (Kapitalizmin) hem de klasik uygarlığın (Kapitalizm öncesi uygarlıkların ve özellikle de İslam’ın) akli düşünce geleneği yoktur Türkiye’nin sol hareketinde.  Analitik değil tasviri; akli değil nakli bir gelenek egemendir, tüm topluma olduğundan daha fazla oranda sola da.
Normal olarak böyle bir çağrıya gelenler, çağrının mantığı gereği.
a)      Birinci olarak, Radikal Demokrasinin ne olduğu, nasıl tanımlandığı ve bundan ne anlaşıldığı ve anlaşılması gerektiği konusunda ortak bir fikre sahip olanlardan oluşacak demektir. Bu içerik ya da program da Demir Küçükaydın’ın yazılarında yıllardır ifade edilmiş olmakla birlikte, son çağrıda, tam da bu belirtilen kaygılarla,  onun diğer demokrasilerden ayırıcı özellikleri ayrıca belirtilerek bir yanlış anlamaya imkân verilmemeye çalışılmıştı. Yani geleceklerde bu programın önkabulünün bulunduğu varsayılıyordu.
b)      İkinci olarak, bu amaçlara yönelik olarak bir hareket yaratmak gerektiği ve yaratılabileceğinin önkabulü gerekir
c)      Üçüncü olarak öncelikle, bu hareketin nasıl yaratılabileceği, yolu yordamı üzerine bir tartışma örgütlemek gerektiği konusunun önkabulü gerekir.
Ancak, katılanların bu noktada net olmadığı ortaya çıkınca, tartışmalar bırakalım, Radikal Demokrasinin ne olduğu veya ne anlaşılması gerektiği gibi, işin programatik kısmını bir yana; bırakalım bir hareket yaratmanın mümkün olup olmadığı ve mümkünse gerekip gerekmediğinde anlaşılmış olmayı bir yana, Radikal Demokrasinin kendisinin bir hedef olarak alınıp alınmayacağı gibi son derece genel, aslında önceden aşıldığı var sayılan bir noktaya kaydı.
Bu fiili durum, bu tartışmanın en azından bir kez daha yapılması gerektiğini gösteriyordu. Ve bu nedenle bu genel ve temel sorun bundan sonraki esas tartışma konusu olarak belirlendi.
Bu tartışmayı bir kez daha yapmak iyidir ve daha baştan genel ve temel sorunlarda bir yanlış anlaşılma olmasını engeller. Temel ne kadar açık, net ve sağlam olursa, ne kadar az yanlış anlama bulunursa o kadar iyidir.
Dolayısıyla fiilen şu an yapacağımız tartışma, Türkiye ve Ortadoğu’da ne yapmak gerekiyor, nereden başlamak gerekiyor gibi çok temel ve genel bir noktadan başlıyor.
Tartışmalara bu durumun bilincinde olarak devam edilmeli.

İleriye Gitmek İçin Gerilemek

Gerilemek her zaman kötü bir şey değildir. Aksine gerilemeler ilerlemeler için gerekli birikimleri sağlarlar. Bir sporcu ileri sıçramak için geriler ve hız alır; oku ileri atmak için yayı geriye doğru germek gerekir.
Bu vesileyle çağrıyı yeni fiili duruma göre yeniden tekrarlayalım.
Orijinal biçimiyle çağrı “Radikal Demokratik Bir Hareketi Yaratabilmenin Yol ve Yordamlarını Tartışabilmeyi Örgütlemek İçin”di.
Ama şimdiki haliyle “Türkiye ve Ortadoğu’da, içinde bulunulan çıkmazdan kurtulmak için ne yapmak, nereden başlamak gerekir”e dönüşmüş durumda.
Yani Radikal Demokrasinin ne olduğunda ve ne anlaşılması gerektiğinde mutabık değilseniz bile bir sorun yok. Eğer böyle bir tartışma ve ulaşılacak sonuca göre bir şeyler yapmayı istiyorsanız; böyle bir tartışmaya katılmak istiyorsanız:
adresine bir boş e-mail atmanız yeter. Eğer bunu başaramıyorsanız, mail veya telefonla gruba üye yapılmayı da isteyebilirsiniz.
Gelecek toplantının yeri ve zamanı bu grupta belirlenecek ve ilk toplantıda yarım kalan beklentiler konusuna şimdilik grupta devam edilecek.
Telefon: 0536-926.8251
Demir Küçükaydın
09 Mayıs 2014 Cuma




Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...