28 Nisan 2014 Pazartesi

Bazı Forumların 1 Mayıs Çağrısı’nın Eleştirisi

Bazı forumlar 1 Mayıs için aşağıdaki bildiriyi yayınlamış bulunuyorlar. Öncelikle bu metni eleştirimizin bir nesnesi ve hem de bir ibret belgesi olarak aşağıya aktarıyoruz:
GEZİ’DEN 1 MAYIS’A HER YER TAKSİM HER YER DİRENİŞ
Bizler Gezi direnişinin devamı olan forumlar olarak, forumlara katılan işçiler, emekçiler, üniversiteliler, liseliler, kadınlar, LGBT’ler olarak, tüm ezilenler olarak 1 Mayıs’ta Taksim Meydan’ında olacağız!
Haziran ayaklanmasında Taksim’e giren ve Gezi Parkı’na inşaat yaptırtmayanlar,
AKP’nin sıfırlanamayan paraları ortalığa saçıldığında, yolsuzlukların, adaletsizliklerin, hırsızlıkların karşısında sokaklarda, meydanlarda omuz omuza verip hükümeti istifaya çağıranlar, forumlarında gerçek demokrasiyle mücadeleyi, direnişi sürdürenler olarak herkesi 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmaya çağırıyoruz…
1 Mayıs’ta hepimiz birer Ali İsmail, Mehmet, Medeni, Ahmet, Ethem, Abdullah, Hasan Ferit ve Berkin olup tüm meydanları birleştiren o sloganı hep birlikte daha güçlü haykıracağız:

“Her Yer Taksim Her Yer Direniş!”.
1 Mayıs 1977’de öldürülenlerin, gezi sürecinde aramızdan aldıkları 8 arkadaşımız, kardeşimiz, yoldaşımızın hesabını sormak için 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz.   
31 Mayıs’ta caddeleri doldurup Taksim’i nasıl kazandıysak, şimdi de 1 Mayıs işçi sınıfının uluslar arası birlik, mücadele ve dayanışma gününde tüm yasaklamaların karşısında, AKP’nin karşısında yine, yeniden Taksime çıkacağız!
Bu daha Başlangıç Mücadeleye Devam!
Halklarımıza bir kez daha sesleniyoruz:
Sömürünün olmadığı, zorbalığın, yolsuzluğun, faşizmin olmadığı bir dünyayı kurmak için;
Öfkeni, Yüreğini, Umudunu al da gel!
1 Mayıs’ta Taksim’e
Gel Gel Gel…
ABBASAĞA FORUMU, ÜSKÜDAR DOĞANCILAR FORUM, ŞİŞLİ GÜLBAĞ FORUMU, BAKIRKÖY HALK MECLİSİ, TATAVLA DAYANIŞMASI, ŞİŞLİ MERKEZ MAHALLESİ FORUMU, YOĞURTÇU FORUMU, LEVENT SPORCULAR, PARKI FORUMU, YENİKÖY FORUMU, KOCAMUSTAFAPAŞA DAYANIŞMASI, MAÇKA FORUMU, ETİLER FORUM, BÜYÜKDERE FORUMU, DİREN BAKIRKÖY ÇAMLIK FORUMU, GÖZTEPE GEZİ DAYANIŞMASI, SELAMİÇEŞME, ÖZGÜRLÜK PARKI HALK FORUMU, CİHANGİR PARK FORUMU”
Bu metin, hem dayandığı politika anlayışıyla; hem Gezi’den anladığıyla, hem içeriğiyle, hem oluşumuyla, hem önerdiği mücadele biçimiyle ve hatta üslubuyla, özetle bedeni ve ruhuyla, Gezi’nin inkârı ve “Gezi Ruhu”nun öldürülmesidir.
Şimdi adım adım bunu her yönüyle gösterelim. Bu bildiriyle, “Gezi’nin Bakiyesi” olan forumlardaki “Gezi Ruhu”nun nasıl yok edildiğini görelim.

Gezi’nin Ne Olduğu Üzerine

Gezi Hareketi, var olan toplum ve devlet karşısında başka bir toplum ve devlet özleminin ifadesiydi; bunun mümkün olduğuna ve olabileceğine dair el yordamıyla bir denemeydi. Daha sonra Forumlar da hemen hep bu noktaya yoğunlaştılar. “Başka bir dünya mümkün” derken ifade etmek istedikleri buydu.
Yani var olan Cumhuriyet ve Ulus karşısında, daha kısa ifadeyle Devlet karşısında, başka bir karşı Cumhuriyet, karşı Ulus ve karşı “Devlet” özleminin ifadesiydiler.
Gezi, Türkiye Cumhuriyeti denen Türklük ve resmi bir Sünni Müslümanlıkla tanımlanmış bu merkezi, bürokratik, militer devlet karşısında; Türklük ve Sünni Müslümanlıkla tanımlanmamış; çoğunluğun karar almasına ve en özgür ortamda delegeler seçmesine (ki Taksim ve Forumlar, devlet gücü ve hukukunun olmadığı en özgür yerdi) bile kuşkuyla bakan bir Demokratik Cumhuriyet; merkezi, bürokratik ve militer olmayan bir devlet ve toplum özlemini ifade ediyordu. Bu özlemini programatik bir ifadeye kavuşturamadığı ve bunun araçlarını; organlarını yaratamadığı için yenildi.
Eğer Gezi ve Forumlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti ve ulusu Türklük ve Müslümanlıkla tanımlamışlığı karşısında, böyle tanımlamayı açıkça reddedebilen bir noktaya gelip bunu sembolleştirebilseydi; Türk Bayrağının karşısında hiçbir dile, dine, etniye, kültüre dayanmamayı, bütün bunlar karşısında tarafsızlığı ve bunları politik alanın dışında tanımlamayı temsil edebilen bir bayrağı, örneğin hiçbir siyasete, dine, dile ayrıcalık tanımayan bir beyaz bayrağı, Türk Bayrağı’nın alternatifi ve karşı toplumun bir sembolü olarak, Taksim’e, Forumlara, Parklara dikebilseydi özlemlerini bir bayrakla sembolleştirmiş olurdu.
Gezi ve parklar gibi özgürlük adalarının emniyetini ve savunmasını kendisi örgütlenmeyi deneyebilseydi bugün çok başka yerde olurdu.
Yaptırım gücü olmasa da, kendi yurttaş veya vicdan mahkemelerini kurup; var olan yasalarla bile, alternatif bir adaletin örneklerini kurabilseydi; o zamanlarda Ergenekon, daha sonra Rüşvet davalarına gerçek bir mahkeme gibi bakabilseydi ve sonunda halkın vicdanında mahkûm edebilse veya beraat ettirebilseydi bugün alternatif bir ulus ve toplum tasavvuru olarak çok başka bir yerde olurdu.
Doğrudan veya dolaylı manüplasyon olanaklarını minimuma indiren demokratik organlar ve işleyiş ve karar mekanizmaları yaratabilseydi, elbet bu devletin gücü karşısında tutunamayabilir ve ezilebilirdi ama diğer benzeri hareketler için paha biçilmez bir deney ve hareket noktası bırakabilirdi.
Bunun yapamamasının nedeni, entelektüel ve teorik hazırlıksızlığı; onlarca yıl süren ve gerici bir ideolojik atmosfer içinde doğmuşluğu idi.
Ne kadar tohum olarak kalırsa kalsın; bugün neredeyse yok olmanın eşiğinde bile bulunsa Gezi bir Muhalif Parti Değil; alternatif bir toplum, ulus ve cumhuriyet özlemi ve denemesidir.
Yani Gezi’nin özünü, AKP veya Erdoğan karşıtlığı değil; Türkiye Cumhuriyeti karşıtlığı; Demokratik bir Cumhuriyet özlemi belirler. Erdoğan ve AKP sadece bu tepkinin dışa vurulması için birer vesile; birer araç olmuştur.
Gezi’nin zaaflarını bile teorik ve entelektüel hazırlıksızlığı kadar özündeki bu farklılık yaratmıştır.
Hatta öyle ki, bu devletin merkezi yapısına ve yetkisiz temsilcileri bile kendisini seçenlerden koparan mekanizmalarına duyduğu sağlıklı kuşku ve düşmanlık nedeniyle, çoğunluğun karar almasına veya delegeler seçmesine bile kuşkuyla bakışını “doğrudan demokrasi” gibi bir kavramla ifade ediyordu.
Gezi’nin merkezileşme ve bürokratlaşma tehlikesine karşı duyduğu bu sağlıklı kuşku ve tepki, yeterli dozda tutamadığı bir çocukluk hastalığı olarak, en değerli günlerinde (Taksim’deki ilk hafta örneğin) en küçük bir özyönetim organı bile oluşturma girişimine girmediği için; kendi özyönetimini sağlayacağı organlar oluşturamamasına bu da kendi temsilini, fiilen kendisiyle ne organik ne de ruhsal hiçbir ortak yönü bulunmayan “Taksim dayanışma”sına teslim itmek gibi bir paradoksa yol açıyordu.
Forumlarda da oylama ve karar almaya; delegeliğe kuşkuyla yaklaştığı için, Forumlar birer iç dökme alanı olarak kalıyordu. Ama bu da bir karar alma ve direnişi örgütleme; ülke çapında örgütlenme gibi olanakları yok ettiğinden bir süre sonra somut bir iş çıkmadığı; alternatif bir “cumhuriyet”in örneğini kuramadığı; bir ikili iktidar organına dönüşemediği için kan kaybetmeye başladı. Buna paralel olarak Taksim’de yaşanan trajedinin bir benzeri de forumlarda yaşandı.
Forumlar bürokratlaşma korkusuyla, kendilerini nasıl yöneteceklerine bile karar veremeyince, işleyiş fiilen küçük örgütlü gruplarca ele geçirilip yapılmaya ve onlar da bunun avantajlarını kullanarak toplantıları ve işleyişleri kendilerine göre maniple etmeye başladılar.
Bu da forumların kan kaybetmesini ve uzaklaşmayı hızlandırdı. Ayrıca bunu yapmak isteyen birçok örgüt olduğundan onların aralarındaki rekabet ve ayak oyunları ek bir hızlandırıcı işlev gördü. Bu gidiş şu veya bu ölçüde neredeyse hemen her yerde görüldü.
Yani onun zaaflarının temelinde bile aslında doğru ve haklı bir kuşku ve korku bulunuyordu.
Benzer şekilde Gezi, Ulusun ve Devletin Türklükle ve Sünni İslam’la ve onun da Emevi devletçiliğinin yorumlarıyla şekillenmişliği karşısında, kendi kuracağı ve özlediği cumhuriyetin böyle bir tanımlamayı reddettiğini sembolik hareket ve eylemlerle ifade etmeye çalışıyordu. Lice olduğunda sokaklara dökülüyor Kürtçe sloganlar atıyor veya sokaklarda yeryüzü iftarlarına katılıyor; kadın düşmanı ve homofobik bu devlet karşısında kadınların ve farklı tercihlerin yanında saf tutuyordu.
Bütün bunları göz önüne aldığımızda, Gezi’nin ve Forumların başarısız kalsa ve somutlanmış olmasa da, bir muhalefet partisi ve örgütü değil; alternatif bir “devlet”, “toplum” ve “Cumhuriyet” olduğu için böylesine toparlayıcı olabildiği ve yeterince böyle olamadığı için bir gerileme yaşadığı sonucu çıkar.
Öyleyse, Gezi’nin Ruhunu taşıyan ve yaşatmayla çalışan bir “1 Mayıs Bildirisi” her şeyden önce bu devletin en temel karakterlerine karşı bir çağrı ve en azından Gezi’nin kendi gerçekleştiremediği; somutlaştıramadığı özlemlerinin bir ifadesi olması gerekir.
Forumlar adına yayınlanmış bu bildiri ise, ne bu devletin Türklük ve Sünni Müslümanlığına; Ne onun merkeziyetçi ve bürokratik yapısına karşı en küçük bir karşı çıkış içermiyor. Koskoca bildiri içinde bir parça somutluk taşıyan şu satırlar herhangi bir muhalefet partisinin de altına imza atabileceği; iktidar ve AKP karşıtı şu sözlerden başka bir şey içermiyor:
“AKP’nin sıfırlanamayan paraları ortalığa saçıldığında, yolsuzlukların, adaletsizliklerin, hırsızlıkların karşısında sokaklarda, meydanlarda omuz omuza verip hükümeti istifaya çağıranlar”
Gezi buymuş.
Hayır, Gezi bu değildi. Ama sizin Gezi’yi yapmaya çalıştığınız; onda gördüğünüz ve görmek istediğiniz budur.
Bu bildiri, Gezi’yi bir muhalefet partisine düzen için bir partiye indirgenmekte ve ona böyle bir işlev yüklemektedir. Gezi’yi AKP karşıtlığına ve Hükümet’in istifasını isteme olarak tanımlamak onu var olan partiler gibi tanımlamak demektir.
Gezi ise tam aksine bu hükümetin değil, bu devletin alternatifi olma gayreti ve iddiasındaydı. Gezi’yi Gezi yapan; “Gezi Ruhu” denen tamı tamına budur.
*
Gezi hareketinin içinde yer alan ulusalcılar, CHP’liler ve Sosyalist hareketlerin önemli bir bölümü, onu bir hükümet karşıtlığına; bir partiye ya da partiler koalisyonuna dönüştürmeye çalıştılar. Gezi kitlesini yitirdikçe de bu amaçlarına ulaşma yönünde yeni mevziler kazandılar.
Ancak yine de yüzde yüz bir başarı kazandıkları hala söylenemez. Çünkü “Gezi Ruhu” denen şey, son duruşmada bu temel farkın kendisinden başka bir şey değildir. Gezi bu sistemin, bu devletin, bu cumhuriyetin alternatifidir; onun reddidir; hükümetin ya da bir partinin değil.
Siyasi Partiler, var olan Devleti ve Cumhuriyeti sorgulamazlar ve onun alternatifi organlar değildirler, bunu amaçlamazlar ve yapıları gereği böyle olamazlar. En kendine devrimci diyen partiler bile, yapıları ve amaçları gereği tutucudurlar. Onlar devleti yıkıp başka bir “devlet” kurmayı değil; Devlet’i ele geçirmeyi; hükümeti ele geçirmeyi; iktidar olmayı amaçlarlar.
Bu nedenle Gezi ile küçüklü büyüklü bütün partiler arasında bir doku uyuşmazlığı vardır. Gezi’nin ruhu yaşadığı sürece,  partiler bütün çabalarına rağmen bunu başaramazlar. Ancak bir kanser gibi büyüyüp o yapıyı tamamen ele geçirdiklerinde; onun ruhunu tamamıyla yok ettiklerinde; Gezi’yi tam anlamıyla bir partiye ve muhalefet hareketine dönüştürdüklerinde bunu başarabilirler. Ama henüz oraya gelmiş değiliz.
Tersi de doğrudur. Partiler ancak birer alternatif toplum tasavvuru ve değerler sistemine dönüştüklerinde; yani bir parti olmaktan çıktıklarında, gerçekten devrimci değişiklikler yapabilirler.
Bunu tarihte de görebiliriz. Modern toplum, Hıristiyanlık içinde bir mezhep ya da tarikat olarak kaldığı; yani Protestanlık olarak kaldığı; tarikatlar kapitalizm öncesi toplumların partileri olduğundan, bir parti olarak kaldığı sürece, eski dünya karşısında gerçek bir alternatif olamadı.
Ancak Aydınlanma ile dinleri kişilerin özel sorunları olarak tanımlayan bir düzen tasavvuru, yani Hıristiyanlık içinde bir mezhep olmaktan çıkıp, yeni bir din olduğunda; tüm dinlerden insanlar arasında taraftarlar bulabildi ve ulusçuluk biçiminde yüz yılda bütün dünyaya egemen olan ilk düzen oldu.
Hıristiyanlık da bir başka örnek sunar. Başlangıçta Yahudilik içinde, din adamları oligarşisine karşı bir muhalefet hareketiydi, yani Yahudilik içinde bir tarikattı. Ancak Hıristiyanlığın gerçek kurucusu sayılabilecek Antakyalı Paulus ile kendini Yahudilikle ve onun içinde tanımlamaktan çıktığında; sadece Yahudiliğin değil; Jüpiterlerin, Zeus’ların da karşısına dikildiğinde tüm dinlerden insanları toparlayabildi.
Benzeri İslam’da da vardır. İslam başlangıçta, Mekkeli Pleplerin bir partisi olarak çıktı; ama ne zaman Kâbe’deki putların hepsini reddetti o zaman başka bir din oldu ve zamanına göre en büyük devrimlerden birini başlattı.
İşte Gezi de ancak AKP karşıtlığına hapsolmadığında; T.C. karşıtlığına, yani kendi özüne döndüğünde; bir alternatif demokratik cumhuriyet olduğunda, AKP’nin etrafında toplanmış geniş yoksul ve emekçi kesimleri de kapsayabilir, gerçekten bir devrim ve devrimci değişiklikler başarabilir.
Bu ise aynı zamanda, Partilere ve kendini partiye dönüştürmek isteyenlere karşı bir mücadele demektir. Paulus en büyük mücadeleyi, onu Yahudilik içinde bir parti olarak tutmak isteyenlere karşı vermişti. İslam nefsine karşı savaş savaşların en kutsalıdır derken dediği buldu. Gezi de en önemli mücadelesini kendisini bir partiye dönüştürmek isteyenlere karşı vermek zorundadır. Bu bildiri ise, tamı tamına Gezi’yi bir Partiye dönüştürmeye çalışanların özlem ve yaklaşımlarını dile getirmektedir.
Gezi iktidarı ve muhalefetiyle tüm bu topluma; bu devlete karşı tavır almadan; tüm toplumun ezilenlerini; ezici bir çoğunluğu kazanıp birleştiremez.
Ama bunu yapabilmek, gezinin dilinin muhalefetin dili olmaktan çıkması; alternatif bir toplumun dili olması gerekir.
Gezi ancak böyle birleştirebilir. Mantık sonuçlarına götürüp formüle edersek, Gezi, Türkiye’deki tüm siyasi eğilimleri, yani AKP’lileri de kapsamayı amaçlamalıdır. Onların dilini de kapsayacak bir dili olmalıdır. Bu nedenle Gezi’nin, AKP karşıtı değil; bu ulus ve devletin karşıtı bir dili ve hedefleri olması gerekir.
Vurguyu iktidara ya da AKP’ye değil; iktidarı ve muhalefetiyle bu ulus ve devlete yapmalıdır.
Forumların 1 Mayıs bildirisinde isi bütün bunların zerresi bile bulunmamaktadır.

Bildirinin Bu İçeriği ile Hazırlanış ve Kararlaştırılış Biçimi İlişkisi

Bu bildiride dile gelen eğilim nasıl olmaktadır da böyle birçok forumun imzasıyla yayınlanabilmektedir? Gezi gerçekten öldü mü?
Hayır, Gezi henüz ölmedi, ama tıpkı, Taksim Gezi’sindeki günlerde veya sonra forumlarda olduğu gibi, onun zaaflarından yararlanılarak bu tür bildiriler sanki Gezi’yi yansıtıyormuş gibi, onun adına yayınlanabilmektedir.
Gezi Hareketinin kalıntıları içinde CHP ve onun uzantısı sosyalist olma iddialı gruplar, sürekli olarak tartışma ve karar almada; eğilimleri en doğru şekilde ve en özgürce ifade olanaklarını sınırlayarak ya da bunun araçlarını yaratmayarak ve yaratma çabalarını engelleyerek; büyük ölçüde kararları tesadüfî ve küçük “temsilcilere”; “koordinasyonlara” yönlendirerek, Gezi’nin kalıntılarını, bir hükümet karşıtlığı eksenine sözle ve eylemle çekmeye çalışmakta ve bu güne kadar epeyce de başarılı olmaktadırlar.
Elbette Gezi’nin kalıntıları içindeki örgütsüz ve tecrübesiz geniş kesimler karşısında bu küçük örgütlü gruplar kararları vs. kolayca maniple edebilmektedir.
Ancak bu durum kimseyi yanıltmamalıdır. Aslında gönlü ve özlemleri forumlardan, Gezi günlerinden yana çok geniş bir kitle, sadece dağınık, örgütsüz olduğu; manüplasyonlar karşısında savunmasız olduğu için eğilimlerini dile getirememekte ve bu nedenle yokmuş gibi görünmektedir. Gerçek ağırlığı bildirilere ve davranışlara yansımamaktadır. Onlar sadece ayaklarıyla oy vererek, gelmeyerek, susarak eğilimlerini ifade etmektedirler.
Gezi’nin kalıntıları arasında bile, gerçekten yatay bir tartışma olanağı olsa; böyle bir yapı oluşturulmuş olsa, bir tek kişinin bile tüm Gezi kalıntılarına ve forumlara ulaşma; çoğunluğu kazanabilmek için diğer görüşlerle eşit koşullarda; içeriğinin gücüyle mücadele olanakları ve araçları olsa, Gezi’nin mirasçısı Forumlar adına böyle bir bildirinin çıkması olası değildir.
Örneğin biz bu satırlarda Gezi forumlarının bazısının imzasıyla yazılmış bu bildiriyi eleştiriyoruz. Bir an için varsayalım ki, bu eleştirdiğimiz bildiri, tüm forumlara yatay ulaşılabilirlik içinde bir taslak olarak geldi. Biz de bu satırlarda yaptığımız gibi bu bildiriyi eleştirdik ve yine yatay ilişki ile bütün forumların katılımcılarına iletebildik. O zaman yukarıdaki gibi bir bildirinin geçirilebilme olanağı hiç olmazdı. Muhtemelen o bildiriyi bir taslak olarak sunanlar bile önerilerini geri çekmek zorunda kalırlardı.
Ama bu ilişkinin ve böyle bir yapının olmaması koşullarında öyle bir bildiriyi forumların en azından önemli bir bölümünün imzalarını alarak yayınlayabilmektedirler
Yani bildirinin ortaya çıkışı; örgütlenişi, tartışılması ve kararlaştırılmasının yöntemleri ile içeriği arasında bir ilişki bulunmaktadır. Ancak anti demokratik ve manüplatif biçimler aracılığıyla böyle bir bildiri forumların küçümsenemeyecek bir miktarınca imzalanmış bir bildiri olarak çıkarılabilirdi ve çıkarılmıştır.
Bunu somut olarak da gösterebiliriz.
Örneğin bu satırların yazarı, yukarıda ifade ettiği yaklaşıma; yani bir muhalefet partisi olarak değil bir alternatif cumhuriyet; alternatif toplum olarak Gezi’yi kavrayışına paralel olarak; bu devletin dayandığı en temel kavramları ve anlayışları sorgulayan 1 Mayıs bildirileri öneriyor yıllardır. Bunlar iki noktada yoğunlaşmaktadır.
Bu devlet ve Türklük, Ermenilerin yokluğu sayesinde var olduğundan; bu devletin ve Türklüğün varlığı ve Ermenilerin (ve Rumların vs.) yokluğu arasında, zorunlu bir ilişki bulunduğundan, neredeyse her yıl 24 Nisan’da bütün sol örgütleri 1 Mayıs’ı 24 Nisan’da yapmaya; bu devletin kökenini ve varlığını tartışma konusu yapmaya çağırıyor. Buna hiçbir cevap verilmiyor ve bu öneri yok farz ediliyor. Hakkında “o bir meczuptur” gibi arkadan laflar dolaştırılıyor.
Bu yıl da benzeri oldu ve 1 Mayıs’a yüz binlerce akan sol hareketler Taksim’deki 24 Nisan’a gitmediler ve anmada katılım bin rakamını anca aşabiliyorlardı.
24 Nisan geçince de yine bu sefer başka bir öneri yapıyor genellikle. Bu sefer sadece Türk devletini değil; genellikle ulusları ve ulusal devletleri sorgulayan bir öneri yapıyor.
Çünkü 1 Mayıs her şeyden önce dünya işçilerinin ve onların dünya çapındaki mücadelelerinin ürünü olduğu kadar aynı zamanda işçilerin dünya çapındaki tarihsel görevlerinin de bir ifadesidir. Bunun en temel koşullarından biri de, bütün mallar gibi işgücünün de yeryüzü ölçüsünde serbest dolaşımı ve gittiği her yerde eşit haklara sahip olmasıdır.
Bu bağlamda, hem Türkiye işçilerine hem de sosyalist grupla, çok acil bir görevlerini hatırlatmaya çalışırız ve bu bağlamda Türkiye’de yaşayan, sayıları birkaç milyonu bulan (Sadece 1 Milyon Suriyeli mülteci var.) Göçmenlerin, (göçmen işçiler, mülteciler, turist olarak gelip işçi olarak çalışanlar vs.) yani her türlü haktan yoksun bu modern kölelerin, derhal otuma ve çalışma hakları elde etmesinin; belli bir süre oturup (Örneğin 6 aya veya bir yıl) çalışanın da, (yasal olarak çalıştığı için vergi vereceğinden, vergi verdiğinde de verdiği vergilerin akıbetini bilmek ve belirlemek hakkı olması gerekeceğinden, yani görev varsa hak da olmalıdır diyerek) vatandaşlık hakları alması gerektiğini; 1 Mayıs’ın böyle bir hedefi bayraklaştırması gerektiğini savunuyor. Bu öneriyi sosyalistlere yapıyor.
Örneğin bu sene peş peşe:
Başlıklı yazıları yayınladı. Bu yazıların hemen hepsinde bu iki sorun gündeme getiriliyor ve ele alınıyordu.
Ancak yukarıdaki bildiriyi yazan ve hazırlayanlar bu önerileri yok saymışlar, gözlerden gizlemişler ve gündeme bile, bir alternatif öneri olarak olsun almamışlardır.
AKP karşıtlığından ibaret bir çağrıyı geçirmek için; Gezi’yi partiler arasındaki kayıkçı dövüşünün bir aracı haline getirmek için, İşçi Sınıfının tarihsel ve evrensel görevlerinden bir tek kelimeyle olsun söz etmemişler bunun için bir tek somut öneri olsun yapmamışlardır.
Şimdi şöyle bir durum var sayalım.
Türkiye çapında yatay birbirine ulaşma olanakları olan, tüm forumların üyelerinin katıldığı bir platform olsa (ki bu internet çağında hiçbir sorun değil) veya Türkiye’yi bir yana bırakalım, İstanbul çapında olsa. Ve 1 Mayıs’ta ne yapalım, nasıl bir bildiri yayınlayalım; bildirimizin ağırlık noktası ne olmalı gibi bir tartışma açılmış olsa yayınlanmış olan bildiri gibi bir bildirinin çıkma ihtimali sıfır olurdu. En azından yukarıda sıralanan yazılarda dile gelen görüşler de tartışılırdı. Ama burada bütün hile şuradadır. Onların bir alternatif olarak gündeme gelmesi bile engellenebilmektedir bu günkü biçimler içinde.
Peki, nasıl mümkün olabilmekte öyle bir bildirinin çıkabilmesi?
Sözde “forumların temsilcilerinin” toplandığı “Forumlar Arası Koordinasyon” denen, bildiğimiz kadarıyla örneğin Yel değirmeni gibi en canlı forumlardan temsilci bile gönderilmeyen, kerameti kendinden menkul; yatay ilişkilerin yerine, bir piramit gibi ikame edilmiş bir organın; örgütlü solun etkili olabildiği bir organın kaleminden çıkabilirdi ancak böyle bir bildiri.
Hâlbuki İnternet çağında yaşıyoruz. Gezi bizzat internet aracılığıyla örgütlenmişti. İnternetin bir global köy ve doğrudan demokrasi olanağı sağladığından söz ediliyor. Niye ne Taksim dayanışması; Forumlar Arası Koordinasyon veya “İstanbul Forumlar Buluşması” veya “Anadolu Forumları Koordinasyonu”, kendilerini işlevsizleştirecek; her bireyin tüm bireylere görüş ve eleştirilerini doğrudan iletebileceği doğrudan demokrasi organları ve olanakları yaratmak üzere bir şey yapmamışlardır. Çünkü o zaman böyle maniple edebilme olanakları sınırlanır.
Özetle, Forumların işleyişinin bugünkü yapısı forumların ruhu ve gerçek özüyle çelişmektedir. Böyle çelişen bir yapıdan çıkabilirdi böyle bir bildiri.

Politika Yapma Tarzı ve Anlayış

Bildiri, politika yapma tarzıyla ilişkili olarak da çok temel yanlışları içeriyor. Bildiri sol partilerin eğilim ve anlayışlarını yansıttığı için; Türkiye’deki solun politika yapma tarzının yanlışları aynen bildirinin varlığına da yansımış bulunuyor. Ve bu özellikler tamamen Gezi’nin Politika yapma tarzına karşıdır.
Bilinir, Türkiye’de sol örgütler bir araya gelirler günlerce, saatlerce bir kavram veya virgülünün hesabıyla ortak bildiri tartışmaları yaparlar.
Bu politika yapma tarzının kendisi baştan aşağı saçma ve yanlıştır. Hem de birkaç bakımdan yanlıştır.
Yanlıştır, çünkü farklı fikirlerde, ideolojilerde, kavramlarda ittifak veya birlik olmaz; birlik veya ittifak somut işlerde, eylemlerde, programlarda olur. Ortak bildiri yazmak ise, fikirlerde, ideolojilerde, teoride bir ittifak çabasından başka bir şey değildir. Sık sık duyduğumuz bir şeydir: “ilkelerde birlik”. İlkelerde birlik olmaz. Çünkü her şeyden önce ilkeleri sıralarken yazdığımız kavramlara yüklenen anlamlar farklıdır.
Diyelim ki, “antifaşizm” dediniz. Faşizm kavramı her görüş için farklı bir içerik ve kapsamda olabilir. Örneğin 70’lerde, Faşist kavramı kimileri için Maocu olmayı, kimileri için Sovyetlerin çizgisine yakın olmayı da kapsıyordu.
Ve tam da fikirlerde, ideolojilerde ittifak kurulamayacağı için, saatlerce kavramlar ve virgüller üzerinde tartışma yapılır zaten.
Aslında gerçek sosyalistler, Türkiye sosyalistlerinin tam tersine davranırlar. Somut işler ve talepler üzerine ittifak yaparlar.  Ve tam da ittifak yaptıklarıyla farklarını vurgulamak için ittifak yaptıklarıyla en keskin şekilde ideolojik ve teorik mücadeleye girerler. Yani birlikte iş yaptıklarının dayandıkları varsayım ve kavramları eleştirirler.
Türkiye’deki sosyalistlerin politika yapma tarzında ve anlayışında ise bu tam tersine dönmüştür. Fikirlerde ittifak yaparlar veya yapmaya kalkarlar o zaman da kendi ideolojilerinden taviz verirler ama iş pratik işe, somut eyleme, pratik işlerde birlikte hareket etmeye gelince bunu yapma esnekliğini gösteremezler. Devrimcilik ise, pratikte, işte; ittifaklarda esneklik; teoride ve kavramlarda “sekterlik” demektir.
Devrimci ise, şeytanla bile iş birliği yapan ama o anda işbirliği yaptığının şeytan olduğunu daha bir gür söyleyen onu bir melek gibi göstermeye kalkmayandır. Türkiye’nin devrimcileri ise, ittifak yaptıkları sürece şeytanlara melek derler; ama çıkarlar çatışıp da işler karışınca melek dediklerinin aslında birer şeytan olduğunu söylerler.
Tekrar edelim. Teori, fikir ve ideolojide ittifak olmaz; ittifak somut yapılacak işler, eylemler üzerinden yapılır.
Bunun bir mantıki sonucu olur. Ortak bildiri çıkarma gibi bir şey olmaz. Ortak eylem olabilir. Ortak hedefler olabilir. Ama ortak bildiri olmaz. Herkes o ortak eylem ya da hedef için kendi bildirisini kendi kavramlarıyla ve gerekçeleriyle ifade eder.
Tabii böyle bir anlayışın olduğu yerde, kimse de ortak bir bildiri çıkaralım diye bir biliri getirmez, birisi getirirse de ona burada söylenenler söylenir.
Yukarıdaki bildirinin böyle bir yanlışı vardır. Yani bildiri, şu forumlardaki a görüşünün taraftarlarının 1 Mayıs bildirisi olsa. Bu anlamda buna bir şey denemez. Elbette forumlarda öyle görüşleri savunanlar da olabilir. Başka görüşlerle bir araya gelip, saçma işi yapıp virgüller üzerine tartışıp ortak bir bildiri de çıkarabilirler nihayetinde Türk sosyalistlerinin bir saçmalığını ve hastalığını sürdürmüş olurlar. Bir sosyalist olarak birileri de bunları eleştirir vs. Bunlar olabilir ama iyi kötü kendi içinde bir mantığı vardır.
Ama böyle bir bildirinin bir de forumların ortak bildirisi gibi çıkarılması saçmalığın katmerlenmiş halidir.
Forumlar siyasi görüşler, partiler vs. olmadığı gibi; forumlar arası ilişki, siyasi örgütler arası bir ilişki de değildir.
Çünkü Forumlarda her türlü görüş olur ve de olmalıdır. Her türlü görüşün olduğu ve olması gerektiği kabul edilmiş bir karşı toplum, karşı ulus, karşı devlet organından ortak bir bildiri çıkarmaya çalışmak, azınlık görüşlerini fiilen dışlamak, tasfiye etmek; çoğunluğun görüşünü forum görüşü diye dayatmaktır. Tamı tamına bu nedenle de yanlıştır forumlar adına bir böyle bir bildiri.
Yani forumlarda sadece CHP’liler, Aleviler, Sosyalistler, Türkler vs. değil, Kürtler, AKP’liler, partisizler vs. hepsi olabilir ve olmalıdır.
Ve tam da bu nedenle forumların bir Partiyi hedef alan bildiriler yazması yanlıştır. Çünkü Forumlar şu veya bu hükümete değil, bu devlete onun yapısına ve tanımlanışına karşıdırlar. Forumlar açısından bir CHP ile bir AKP arasında fark yoktur. İkisi de son duruşmada aynı devletin, aynı ulusun, aynı sistemin savunucusudur.
Ama bu partilere oy veren birisi, Forum’a katıldığı an aslında o sistemin karşısında yer almaktadır. CHP’li ve AKP’li oluşu ile forumlarda yer alması arasında bir çelişki vardır elbette ama bu onun kendi çelişkisidir. Zaten bu çelişkiden hareketle insanların deneme ve pratik aracılığıyla bir değişme ve değiştirme çabasını ifade eder forumlar.
Bu durumda, forumlar anti AKP veya Hükümet karşıtı bir dil kullanmaz. Çünkü bu onları zayıflatır; belli görüşleri dışlar. Forumlar karşı duruşunu devlete ve somut yapılar üzerinden yapar. AKP’nin yiyiciliğiyle mücadele forumların işi değildir. Forumlar bunu mümkün kılan merkezi ve bürokratik devletle mücadele ederler; hükümete böyle yetkileri veren; yurttaşı karar almaktan uzaklaştırıp yetkisiz ve etkisiz bırakan yapıyı eleştirirler ve onun karşı organlarını yaratmaya çalışırlar. O zaman AKP’ye oy veren aynı zamanda forumlarda somut işlerle devlete karşı mücadele etmeye baylar. Bu nedenledir ki, forumlar genişlemek için radikalleşmek zorundadır.
Yani sadece fikirde, ideolojide, teoride ittifak olanaksız ve yanlış olduğundan değil; forumlardan politik gelişmelere ilişkin ortak bildiri yayınlama teşebbüsleri de yanlıştır. Forumların içindeki farklı eğilimler ve partiler elbet bildiriler yayınlayabilirler. Örneğin forumlara katılan Halkevi Taraftarları böyle bir bildiri yayınlasa ve altına imza atsa kimse bir şey diyemez. Ama bu bildirisini, kendi örgütlülüğü ile bir de dolaylı temsilciler aracılığıyla
Bir Demokratik Cumhuriyet’in tohumu; alternatif organları; ikili iktidar araçları olmak isteyen forumlar, 1 Mayıs için yasaklama karşısında durmak istiyorlarsa, bunu bile, AKP karşıtlığı üzerinden değil; yurttaşların demokratik hakları; demokratik bir cumhuriyette yurttaşların sahip olması gereken haklar üzerinden; hiçbir iktidara bunları yasaklama gücü ve yetkisi vermeyen temel haklar ve devlet yapısı tanımlamalı; yani var olan devletin ve onun yapısının karşıtlığı üzeninden tanımlamalıdır.
Yani Forumlar, bu devletin alternatifi bir demokratik Cumhuriyet özlemi ve tohumu olduğu için; 1 Mayıs’ı yasaklamayı bile değil; yasaklayabilen yapıyı; yasaklanabiliyor olabilmeyi; yasaklamayı mümkün kılan ve hükümete bu olanağı ve yetkiyi veren yapıyı problematize eder ve çağrısını bu yapıya karşı yapar; politikaya değil.
Gerisini içindeki farklı eğilimlere bırakırdı. Yani ayrı bayraklarla yürüyelim (ayrı bildiriler, gerekçelerle demektir bu) ama birlikte vuralım veya davranalım.
Elbette öyle yaptığında, mücadeleyi ve forumları hükümet karşıtlığına hapsetmeye ve hükümete karşı mücadelenin bir aracına dönüştürmeye çalışan CHP, İP ve onların türevleri ve kuyruğundaki kimi sol ve sosyalist örgütleri kaybeder Forumlar.
Ama onları kaybetmeden ve onlar tarafından kaybedilmeden, ne gerçekten demokratik özlemlere sahip CHP’lileri, ne de gerçekten demokratik özlemlere sahip AKP’lileri ve diğer sosyalistleri ve demokratları birleştiremez.
Politikada her kayıp bir kazanca da karşılık düşer; her kazanç da bir kayba. Sorun kimi kazanmayı hedeflediğiniz ve kimi kaybetmeyi göze aldığınız veya kaybetmek istediğinizdir.

Mücadele Biçimlerinin Eleştirisi

Taksim dayanışma’dan Forum Koordinasyonlara veya daha mahalli eylem çağrılarına kadar var olan politika anlayışı da aslında Forumları ve Gezi’yi AKP-CHP karşıtlığına çekerek ve içine hapsederek Forumların kan kaybını ve özünün yitirilişini arttırmaktadır.
Sürekli gösteriler, protestolar, polislerle çatışmalar tuzağına düşerek ve düşürerek, sözde radikal gibi görünmekte ama aynı zamanda muhalefeti ve memnuniyetsizlikleri hükümet karşıtlığı ile sınırlamaktadır.
Bu politika mücadele biçimlerinde radikal görünmekte ama özde tutucu ve hatta gericidir.
Gerçekten radikal, bir alternatif bir cumhuriyetin tohumu forumlar ise tam tersi olmalıdır tam tersi bir politika izlemelidir.
Gerekçeleri ve hedefleri ile özde radikal ve devrimci ama özellikle mücadele biçimlerinde en geniş kesimleri çekecek ve birleştirecek şekilde esnek ve yumuşak.
Örneğin, polisle çatışmalara girmekten kaçınan (çünkü bu çatışmalar her zaman sıradan yurttaşların gösterilerden ve forumlardan uzak durmasına yol açar. Onların uzaklığı gösteri ve protestoların zayıflığına ve o da hükümet ve polisin şiddet uygulama olanak ve cesaretinin artmasına) bir yol izlemelidir.
Gezi’nin yaptığı tam da buydu. Hatta Gezi direnişi bundan uzaklaştığı, Taksim Dayanışma’ya ipi kaptırıp, onun birbiri peşi sıra gelen çağrılarıyla gücü tükettiği noktada yenildi.
Özellikle, Gezi’nin dağılışından beri, gerek Taksim Dayanışma; gerek sonra Forumlar adına yapılan bütün çağrılar bu tam tersi eğilimin ifadesidirler ve giderek polisle çatışan ve bunun için bahane kollayan küçük grupların politika anlayışlarına teslim olma sonucunu yaratmaktadır.
Ciddi devrimciler, büyük devrimci kabarışlar veya çok geniş siyasi ittifaklar ve bir araya gelişler; güçlerin çok özel bir korelâsyonu olmadığı sürece, polisle çatışmalarla Devletin gücünün alt edilemeyeceğini de bilirler. Ve örneğin “Taksim bizim”, “Taksimi vermeyeceğiz” “1 Mayıs’ta Taksim’i Fetih edeceğiz” gibi palavralar sıkmazlar.
Ciddi ve sorumluluk sahibi devrimciler, eğer Taksim’e gelme çağrısı yapıyorlarsa bile önceden yurttaşları, “sizi Taksim’e çağırıyoruz, bunun risklerini bilerek geliniz. Muhtemelen devlet en katı şiddetini gösterecektir, bunu biliniz” demelidir.
Taksim’in bu 1 Mayıs’ta da yasaklanması vesilesiyle söylenebilecek olan ve söylenmesi gereken şu olmalıdır: “Biz devletin şiddetiyle ve organizasyon gücüyle fiziki olarak baş edemeyiz. Ona karşı pasif direniş gösterebiliriz. Onunla taşlı sopalı savaşa girmeyeceğiz. Taş ve sopayla çatışmaya girmek, politik olarak onların oyununa gelmek olmaktadır. Biz şiddet kullanmayacağız, bırakalım gösteri ve yürüyüş yapma hakkını, biz yurttaşlar olarak seyahat hakkımızın gasp edilmesine direneceğiz ve bunu kabul etmediğimizi göstereceğiz. Polis üzerimizi gelirse gerileyeceğiz, onlar gerileyince ilerleyeceğiz. Bir tür pasif, ısrarlı “şehir gerillası” yapmaya çalışacağız” demelidir.
Gezi’nin en az anlaşılmış ama onun kendiliğinden uyguladığı ve başarı kazanmış savaş taktiğidir bu. Aslında klasik gerilla savaşının taktiğidir. Düşmanı varlığıyla sürekli rahatsız ederek, yormak. Düşman ilerlediğinde gerile; gerilediğinde ilerle ve onu sürekli varlığınla rahatsız et.
Gezi tam da bunu yapmıştı. Onun taksim ve çevresindeki pasif duruşu ve ısrarıydı milyonları oraya toplayan. Gezi’nin sembolü olmuş gaz maskesi ve gözlük ve de acıyı engelleyen kimyasal bileşikler aslında pasif mücadelenin araçlarıydılar. Gaz geldiğinde ondan zarar görmeden geri çekilme ve polis geri çekildiğinde tekrar aynı yerlere geri dönme. Bu ısrardı bütün Türkiye’nin gözünde onu haklı kılan ve milyonları oraya destek vermek için getiren.
1 Mayıs’ta tamı tamına bu mücadele biçimi izlenebilir ve izlenmelidir. Bir yanda giderek kalabalıklaşan, hiçbir şiddet aracı kullanmayan sadece pasif direnişle vatandaşlık hakkını, seyahat etme hakkını kullanmaya çalışan insanlar. Diğer yanda bu hakkı gasp eden; sürekli saldıran polisler.
Büyük “devrimci” laflara gerek yoktur. Son derece sade ve basit yurttaşlık haklarını, insan haklarını kullanmak için çağrı yapılabilir. Hükümet Taksim’de mitingi yasakladı mı, bizler vatandaşlar olarak, seyahat ve bir yerden diğer yere gitme hakkına ve özgürlüğüne sahip olmalıyız ve devlet bunu bizlere garanti etmekle yükümlüdür. Taksime gitmek, oradan geçmek istiyorum. Polisin beni durdurması, geçişimi engellemesi vatandaşlık haklarıma bir tecavüzdür. Buna karşı yapabileceğim tek şey bu tecavüz karşısında susmamak ve sessiz kalmamak isteğimi tekrar tekrar ifade etmektir.
İşte Gezi o zaman sokaklarda alternatif iktidarını kuruyor demektir. En temel hakkı gasp eden Türk devletin ve cumhuriyetine karşı bu yurttaşlık ve insanlık hakkını hakkı savunmaya ve gerçekleştirmeye çalışan karşı “devlet” ve cumhuriyet.
Elbette bu cumhuriyet, bu karşı “devlet” şiddete maruz kalanlarını koruyacak ve hastanelere götürecek organizasyonlar; haberleşmeyi sağlayacak organizasyonlar; provokasyonlara karşı; şiddet uygulamak isteyenleri tecrit edecek ve engelleyecek yapılar kurmalıdır.
Eğer forumlar böyle bir yaklaşımla hareket etse ve çağrısını böyle yapsaydı bu hem içerikçe, hem biçimce, hem mücadele biçim ve araçlarıyla doğru olurdu ve gerçekten bir karşı toplum; karşı ulus; karşı “devlet” olarak hızla genişleme; tekrar Gezi’yi canlandırma olanağı bulurdu.
Hatta muhtemelen böyle bir biçimde esnek ve yumuşak, içerikte radikal çizgi ile 1 Mayıs’ın akşamına doğru Taksim’i girilebilirdi bile.
Çünkü polis ve iktidar fiziki kavgayla değil; ancak büyük güçlerin dengeleri değiştirmesiyle geriletilebilir.
Unutmayalım Gezi’de kitle ısrarla Taksim ve çevresinde pasif direnişle durunca CHP olayın dışında kalmamak; uzun vadede kontrol altına alabilmek için Kadıköy’deki mitingi iptal etti ve Taksim’e gidiyoruz dedi. Kadıköy’deki mitingi iptal etmeseydi Gezicilerin gözende, (bu şehirli ve modern bir genç kuşağın gözünde demektir) bitecekti. Ama gerekçesi ne olursa olsun, iptal etmesi ve Taksim’e gidiyoruz demesiyle birlikte, bu muazzam bir güç değişimine ve hükümetin geri adım atmasına yol açtı.
Hangi gerekçeyle olursa olsun CHP’nin Kadıköy mitingini iptali ve Taksim’e çağrısı yapması, Polis’in Taksim’den çekilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Ama bu bize şunu gösterir, Polis ve hükümet, polise karşı savaşla, çatışmayla geri püskürtülemez. Bu son duruşmada politik güçlerin konumları ile ilgili bir sorundur. Önemli olan büyük bir güç yığılması sağlamaktır. Bunun için haklı, yasal, toparlayıcı mücadele biçimleri ve var olan sistemi en derinden sorgulayan radikal hedefler gerekir. Yani bugün Türkiye’de yapılanın tam tersi bir politika anlayışı; program, örgütlenme ve mücadele biçimleri.
Ama var olan politik güçleri daha kesin tavır almaya zorlamak ise ancak kitleselleşmekle olabilir. Kitleselleşme ise ancak şiddet tuzağına, polisle çatışma tuzağına düşmemekle olabilir.
O halde, sol örgütlerin yapmadığı ama yapması gereken, bir zamanlar Gezi’nin yaptığıdır.
Gezi öncesinde birkaç günde sağlanan meşruluk ve yığılma 1 Mayıs’ta bir gün içinde bile sağlanabilir pek ala. Çünkü artık 1 Mayıs’ta, en azından bazı televizyonlar sabahtan itibaren tüm Türkiye’ye olanı biteni gösterecek ve duyuracaklardır. Toplumun daha başından itibaren gözü kulağı İstanbul ve Taksim’dedir. Yani Gezi öncesinde günlerce direnişle kat edilen yolu kat etmeye gerek de yoktur.
Sabahtan itibaren sıradan sivil vatandaşlar olarak seyahat hürriyetine uygun olarak bir yerden bir yere ve Taksim’e ulaşmaya çalışmak, bunun şiddetle engellenmesi; buna karşı ısrarlı bir pasif direniş; polis saldırdıkça gerileme; polis geriledikçe ilerleme. Bunu gün boyu gören insanlar bir süne sonra evlerinden çıkıp bu eyleme katılabilirler. Bir süre sonra muazzam kalabalıklar oluşabilir. Bu tıpkı Gezi’de olduğu gibi büyük güçleri tavır almaya zorlayabilir. Bu da dengeleri değiştirerek Hükümetin geri adım atmasına. Böylece muazzam bir zafer kazanılabilir; müthiş bir moral üstünlük sağlanabilir.
Bütün bunarın olabilmesi için; hükümet karşıtı değil; devlet karşıtı çizgiyi ısrarla sürdürmek ve toparlayıcı pasif direnmede ısrar ve yüzde yüz haklı pozisyonda bulunmak hayati önemdedir.
Şimdi bir de Forumlar adına yayınlanmış bildiriye bakalım. Böyle bir yaklaşımın, böyle bir mücadele anlayışının zerrece izi var mı?
“31 Mayıs’ta caddeleri doldurup Taksim’i nasıl kazandıysak, şimdi de 1 Mayıs işçi sınıfının uluslar arası birlik, mücadele ve dayanışma gününde tüm yasaklamaların karşısında, AKP’nin karşısında yine, yeniden Taksime çıkacağız! “
Böyle bir bildiriyi yazalar bile oraya çoğunluğu sol örgütlerin taraftarları dışında polis şiddetine ve gaza maruz kalmamak için sıradan yurttaşların oraya gelmeyeceğini biliyor. Seyahat özgürlüğünden; yurttaşların haklarından; şiddet kullanmamaktan zerrece süz etmeyen bu bildiri geniş insan kitlelerini sokağa çıkarabilir mi?
Çıkaramaz ve çıkaramayacaktır. Ama bu fiilen Polisle çatışma demektir. Küçük grupların polisle Tavşan kaç oyunu. Forumların da Tük solunun politika anlayışına; sözde radikalliğine hapsedilmesi.

Politika anlayışı ve İçerik

Bir de sosyalist örgütler açısından bir eleştiri yapalım.
Taksim’e çıkmanın kendisi bizler için kendi başına bir amaç olamaz ve olmamalıdır.
Varsayalım ki Hükümet ani bir karar aldı veya Anayasa Mahkemesi yasak kararını kaldırdı ve Taksim’i açtı. Daha önce bunu hükümet yaptığında gördük. Ne oldu?
Bir festivale döndü iş. Her türlü politik özden yoksun bir gösteriye, bayrama dönüştü.
O serbest olduğu iki yılda, 1 Mayıs, hiçbir devrimci ve politik mesajı olmayan tipik bir medyatik festivaldi sol örgütlerin görücüye çıktıkları. Brezilyadaki festivalin politik örgütlerce yapılan bir biçimiydi sanki.
Bu tecrübe, “Taksim’i ele geçireceğiz” hedefinin ve çağrılarının ne kadar boş ve içeriksiz olduğunu da gösterir.
Sosyalist ve devrimciler için Taksim’in ele geçirilmesi kendi başına bir hedef olmamalıdır.
Gerçek devrimciler esas hedeflerini açıklamak için kullanırlar bildirilerini, pankartlarını.
Bu esas hedefler de yukarıda değindiğimiz gibi, var olan devleti ve sistemi sorgulayan bildiriler olur.
Örneğin Ulusun Türklükle tanımlanmasını veya bizzat ulusun ve ulusların kendisini sorgulayan; bunu somut bir hedefe bağlayan sloganlar, pankartlar, bildiriler hem biçimce hem içerikçe 1 Mayıs’ın özüne uyarlar.
Forumların bildirisinde ise bunun zerresi yoktur. Türkiye7nin günlük politikasının sorunlarıyla ve Taksim’i ele geçirme hedefiyle yazılmış bir bildiridir.
Ama onun bu sınırlılığının nedeni genel olarak solun sınırlılığının forumlar bildirisi biçiminde yansımasından başka bir şey de değildir.
Özetle, Forumların 1 Mayıs bildirisi, gerek politika anlayışı, gerek hedefleri ve içeriği, gerek hazırlanışı, gerek önerdiği mücadele biçimleriyle ile Gezi’nin ruhunun karşısındadır ve öldürülmesidir. Gezi’ye karşı bir bildiridir. Ve bu karşı bildiri bazı Forumların imzasıyla yayınlanmıştır.
Forumların gerçek kitlesi, bu bildiriye karşı itirazlarını, bu bildiriyi kabul etmediğini sözle ve davranışla göstermelidir.
Göstermiyorsa, zaten “Gezi’nin Ruhu” göğe yükselmiş, geriye boş bir kabuk kalmış demektir.
28 Nisan 2014 Pazar
Yazıları e-posta ile otomatik olarak almak isterseniz şu adrese boş bir e-mail yollayınız.
Twitter:
Bloglar:
Kitapları İndirmek İçin:
Videolar:

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...