3 Şubat 2014 Pazartesi

Gezi Hareketi, Forumlar, Parklar, Mahalle Dayanışmaları ve Tehlikeli Bir Gelişme

Gezi Hareketi, bir patlamadan yola çıkarak parklara, mahallelere, forumlara doğru yayıldı ve oralarda tıpkı çölde kuruyan bir nehir gibi, gücünü tüketti.
Şimdi kendi hataları ile yüzleşerek, tıpkı yere her düşüşünde topraktan aldığı güçle tekrar ayağa kalkan eski Grek tanrısı gibi, bu sefer mahallelerden, parklardan, forumlardan yola çıkarak bir demokrasi seline dönüşmek göreviyle karşı karşıyadır.
Bunu başarıp başaramayacağını ise onun bundan sonra yaptıkları ve yapmadıkları belirleyecek.
Dün (2 Şubat Pazar) biri umut verici, diğeri ise çok tehlikeli iki olay birbirine birkaç yüz metre mesafede, Kadıköy’de Yel Değirmeni’nde gerçekleşti. Önce bu iki olayı kısaca aktaralım.
Dün Yel değirmeni Dayanışması, Don Kişot sosyal dayanışma evinde çok güzel ve başarılı bir etkinlik yaptı. Bir yanda “Deli Dalgalar”dan gelen dayanışmacılar arı gibi, ustalaşmış ellerle cezaevlerine yollanacak yüzlerce kitabı ve dergiyi paketliyor; diğer yanda Kazova İşçilerinin veya diğer el ürünlerinin dayanışma amacıyla
yapıldığı kermes yürüyor; üst katta Ankara’dan dayanışma için gelenler okuma ve çalışma odası yapıyorlar; dışarıda ve içerde gelen ziyaretçiler kalabalığı birkaç ay öncesinin yıkıntı evini şenlendiriyorlardı. (Ortam hakkında bir fikir edinebilmek için şu video (https://www.facebook.com/photo.php?v=10152174003397230&l=5107535442512477337 ) ve resimlere (https://www.facebook.com/media/set/?set=a.10152173382782230.1073741833.730122229&type=1&l=421f252dd7 ) bakılabilir.)
Elbet Gezi Hareketinden kalan birçok forumun, parkın veya mahalle dayanışmasının toplanabileceği bir yer bile yok. Çoğu toplantılarını birkaç kişiyle yapabiliyor. Ancak bu gibi girişimler en azından havalar ısınınca yapılabilecekler hakkında ilham verici örnekler oluyor.
Gezi’nin ruhunun hala ölmediğini gösteren bu güzel ve örnek bu girişim olurken, akşamüstü, buraya birkaç yüz metre mesafede, gezinin ruhunu öldüren ve öldürecek başka bir olay gelişiyordu. Olayı iki farklı kaynaktan aktaralım:
“Kadıköy Halitağa'da seçim standı açan AKP'liler, hayatını kaybeden Gezi eylemcilerinin fotoğraflarını taşıyan Yel Değirmeni mahallesi halkı tarafından protesto edildi. AKP'liler önce protestoculara saldırmak istediyse de, eylemcilerin kararlı duruşu ve halkın tepkisi nedeniyle standlarını kapatıp ayrılmak zorunda kaldı.
Kadıköy Halitağa'da seçim standı açan AKP'liler, protesto sonucu Kadıköy'den uzaklaştırıldı. Ethem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz'ın fotoğraflarıyla Halitağa meydanına gelen protestocular, burada stand açan AKP'lileri, "Katil AKP mahallemizden defol", "Her yer Taksim her yer direniş" ve "AKP mezara halk iktidara" sloganlarıyla protesto etti. Protesto edilen AKP'liler, eylemcilere önce saldırıda bulunmak istedi. eylemcilerin direnmesi üzerine geri çekilmek zorunda kalan saldırgan grup, polisin olay yerine gelmesininin ardından standını kapayıp Kadıköy'den ayrıldı. AKP'li gruba Kadıköy halkı da sloganlarla tepki gösterdi.” (Demokrat Haber)
“Kadıköy'de AK Parti standında arbede çıktı
Kadıköy Yeldeğirmeni’nde (Halitağa Çeşme ) seçim çalışması için stant açan AKP ’liler, standa gidip Ali İsmail Korkmaz ve yolsuzluklarla ilgili sorular soran Halkevleri üyeleri ile gerginlik yaşadı.
İki grup arasında arbede çıktı. Polis, standın etrafını sarıp gerginliği önlemeye çalıştı ancak gruptan bir kişinin bıçak çekmesiyle olay yeniden büyüdü.
Bunun üzerine AKP standı kaldırıldı ancak polis ile grup arasındaki gerginlik devam ediyor.” (Radikal)
Ben de şahsen olayı biraz izledim. CHP’li veya ulusalcı olduğu belli olan kişiler ellerinde su şişeleriyle AKP standındakilere su atıyorlar ve hem çalıyorsunuz, “hem de ne yüzle burada stand açıyorsunuz” diyerek standı engellemeye çalışıyorlardı. Bunu yapanlar, Demokrat Haber’in verişinin aksine, hiç de oranın “halkı”nı temsil etmiyordu. Genel çoğunluk bu gibi girişimlere mesafesini koruyor ve tasvip etmediğini ifade ediyordu. Bu fiziki engelleme çabası sürerken, engellemeyi yapanlar daha sonra da Gezi’nin sloganlarını atıyorlardı: “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” veya “Faşizme karşı omuz omuza” gibi.
İşte Mahalle, Park ve Forumlara sığınmış Gezi hareketinin geleceğini bu iki farklı davranış çizgisi belirleyecektir.
Gezi AKP’ye karşı onu yıkmayı hedefleyen bir hareket mi, yani bir Parti mi olacak; yoksa anti demokratik, özgürlük düşmanı, merkezi ve bürokratik TC’ye karşı alternatif bir Demokratik Cumhuriyet tohumu ve projesi mi olacak?
CHP, Ulusalcılar ve onlarla dirsek teması içindekiler, Gezi’nin Forumlara, Parklara, Mahalle Dayanışmalarında yaşamaya çalışan son kalıntılarını bir anti AKP hareketine çekmek ve Gezi’yi böyle bir hareketmiş gibi göstermek için her türlü olanağı sonuna kadar kullanıyorlar ve her yolu deniyorlar.
Gezi’nin son kalıntıları bunlara kesin direnmeli ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ne alternatif bir Demokratik Cumhuriyet’in tohumları olma ve onun ilişkilerini kurup yaşatmayı başarmalıdırlar. Bunu yaptıkları takdirde ancak var olun güçler arasındaki çatışmaların bir aracı olmaktan çıkıp gerçekten demokratik dönüşümler etrafında en geniş kitleleri birleştirecek bir harekete dönüşebilirler ve bir alternatif olarak kalabilirler.
Forumlar, Parklar, Mahalle Dayanışmaları Türkiye Cumhuriyeti’nin düşünceyi yasaklayan; onun ifadesini ve yayılmasını hukuki ve idari araçlarla engelleyen yapısı karşısında; gerçek bir fikir özgürlüğünün garanti altına alındığı özgürlük adacıkları olmalıdır. Kendi içlerinde ve bulundukları yerlerde hiçbir fikrin zorla, hukuki veya idari araçlarla ifadesini ve engellenmesini engellememeli ve engellenmesine karşı kesin bir tavır koymalıdırlar.
Dün AKP standına karşı yapılan, bir fikrin ifadesi ve propagandasına karşı fiziki şiddet uygulayarak bu hakkın kullanılmasını engellemekten başka bir şey değildi.
Gezi hareketinin son kalıntıları, fikre karşı fiziki, idari veya hukuki engellemeye yönelik bu gibi girişimler nereden gelirse gelsin, içeriğinden dolayı hiçbir ayrım yapmadan, onun karşısında durmalıdır. Fikre karşı sadece fikirle mücadeleyi savunmalıdır.
Fikre karşı şiddet girişimleri veya insanların, dili, dini, etnisi, fikri, cinsi, cinsel tercihi, kültürü vs. nedeniyle, aşağılanması ve hakarete uğramasına karşı kesin tavır koymalıdır.
Gezi’nin son kalıntıları, ancak böyle bir tavrı kararlı olarak ortaya koyup savunduğu takdirde tekrar en geniş halk kesimlerini demokrasi ortak hedefi etrafında birleştirme potansiyelini koruyabilir.
Bu nedenle, Forumlar, Parklar, Mahalle Dayanışmaları bu konuyu gündeme alıp, Gezi sloganları atarak, gezinin mirasçısı iddiasıyla ortaya çıkıp onun mirasını fiilen reddedenler karşısında açık ve net bir tavır koymalıdırlar.
Dün AKP’nin standını fiziki araçlarla engellemeye çalışanlar buna Yeldeğirmeni Dayanışmasının yaptığı etkinliktekileri de katmaya çalıştılar. Yeldeğirmeni Dayanışmasının etkinliğinde bulananların ezici çoğunluğu bu davranışları benimsemediğini gösterip mesafe koydu. Bu Gezi’nin ruhunun hala yaşadığının güzel bir örneğiydi. Bu ruhun ölmesine izin verilmemeli, aksine gelişip serpilmesine çalışılmalıdır.
Bu basit gibi görünen çok kritik ve hayati önemde bir sorundur.
1970’lerde Türkiye’nin tarihinde gördüğü en derin ve uzun kitle politizasyonu ve radikalleşmesi yaşanmıştı. Bu muazzam hareketin başarısızlığının temel nedenlerinden biri faşistlerin saldırılarından kurtarılmış hatta devletin güçlerinin bile giremediği bölgelerin, alternatif ve demokratik bir cumhuriyetin tohumu olan alanlara dönüştürülememesiydi.
Herhangi bir hareket bir mahalle veya bölgede etkili oluyorsa, orada başka bir hareketin gazete satmasına bile izin vermiyordu. Kendisini fikir ve örgütlenme özgürlüklerinin koruyucusu bir demokratik cumhuriyetin tohumu olarak değil; bir siyasetin örgütü olarak veya egemenlik alanı olarak şekillendiriyordu. Türkiye tarihindeki o en büyük devrimci kabarış, tam da bu nedenle yenilgiye uğradı.
Maalesef bu dönemin doğru dürüst hiçbir eleştirisi yapılmamakta dersleri çıkarılmamaktadır.
Örneğin “Fatsa Deneyi”nden söz ediliyor. Ama Fatsa’da egemen olan siyasetin dışında bir fikir özgürlüğü yoktu. Fatsa’daki iktidar bir siyasetin iktidarıydı; demokratik bir cumhuriyetin tohumu değildi Fatsa. Fatsa’nın Türkiye’nin faşistlerden temizlenmiş diğer mahallelerinden hiçbir farkı yoktu. Sadece orada belediye seçimleri de kazanılmıştı.
Fatsa bir demokratik Cumhuriyet tohumu değil, benzeri üçüncü dünya ülkelerinde veya Doğu Avrupa’da görülen sözde “Demokratik Halk Cumhuriyetleri” gibiydi. Tam da bunun için yenilmişti.
Eğer 1974-79 arası yükselişte, faşistlere karşı direnenler, birer krallık olan, Kuzey Avrupa ülkelerindekinin yarısı kadar bile demokrasi adacıkları kurabilseydi, 12 Eylül başarıya ulaşamaz; generallerin darbesine en geniş halk kesimleri özgürlüklerini savunmak için, tüm güçleriyle direnirler ve 12 Eylül darbe girişimi, 1930’lar İspanyası veya Almanya’da 1920’deki Kapp darbe girişimlerinde olduğu gibi, bir Devrimin başlangıcına dönüşebilirdi.

03 Şubat 2014 Pazartesi

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...