24 Eylül 2012 Pazartesi

Yapılacak Bir Kıvılcımlı Sempozyumu ve Bunun hazırlıkları İçin Kurulan Gruba İlişkin Duyuru

2013 yılı 17-18 Ocak tarihlerinde, İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’nde bir Hikmet Kıvılcımlı Sempozyumu yapılması planlanmaktadır.
Bu sempozyumun hazırlıklarını organize etmek için bir Kıvılcımlı Sempozyumu Girişimi adı altında  bir e-mail haberleşme grubu kurulmuştur.
Böyle bir sempozyumun hazırlıklarına katılmak, bunları etkilemek veya sadece izlemek için bile bu gruba üye olunabilir. İlgilenenlere duyurulur.
Bu gruba üye olmak için kivilcimli-sempozyumu-girisimi+subscribe@googlegroups.com adresine BOŞ bir e-mail yollamak yeter. Bunun için yukarıdaki adresi tıklamanız ve çıkan boş mailde gönder tuşuna basmanız yetebilir.
Grub birkaç gün önce kurulup faaliyete geçmiş bulunuyor. Bu mail, her hangi bir şekilde bu girişimden haberi olmayanları haberdar etmek için yapılıp yollanmıştır.
Girişimin son şekli 30 Eylül’de yapılacak bir toplantıda ortaya çıkacaktır.
Şu ana kadar yapılan yazışmalar hakkında bir fikir sahibi olunması için de bu yazışmalar aşağıda ek elarak sunulmaktadır.
24 Eylül 2012 Pazartesi
Demir Küçükaydın
Not: Eğer gruba girmek isteyip de beceremez iseniz, Demir Küçükaydın’a bir mail yollamanız da yeter. Adres: demiraltona@gmail.com

Ekler:

Kıvılcımlı Sempozyumu Girişimi Grubuna Açıklama


Değerli “Kıvılcımlı Sempozyumu Girişimi” Mail Grubu Üyeleri,
Bir süre önce “Kıvılcımlı Sempozyumu Girişimi” adli mail grubundan, gruba üye kaydedildiğinize dair (veya gruba üye olmanız için sizi davet eden) bir mektup aldınız. Birçoklarınız “bu da nereden çıktı?” diye düşünmüş olabilir. Hatta bazı arkadaşlar gruba yazarak bu çok haklı sorularını diye getirdiler.
Bu gibi sorulara hemen bir cevap veremedim. Bunun nedeni, Google mail  gruplarında, kötüye kullanım olasılıkları düşünülerek doğrudan üye yapmanın belli bir sayıyla (50) sınırlanmış olması ve  bu sayıdan sonra bir süre direk olarak üye yapmanın mümkün olmamasıdır. Benim grubu kurarken üye olmalarının yararlı olacağını düşündüğüm ilk listemde ise yüze yakın isim bulunuyordu. İlk 50 dışında kalanları da üye yapmadan bir açıklama yazmak, grubun tüm üyeleri için eşit bir bilgilenme olanağını ortadan kaldırıyor, bu eşit bilgilenmenin sağlanması için, tekrar bir açıklama yapma gereği ortaya çıkarıyordu. Tekrardan kaçınmak ve/veya eşitsiz bir bilgi akışına yol açmamak için, için bu açıklamayı yazmakta kasıtlı bir gecikme yaptım.
Elbette, Google gruplarda direk olarak üyelikten başka, bir de davet vardır. Ancak, davet de belli bir bilgisayar vöe internet bilgisi gerektirmektedir ve daha önceki benzer girişimlerdern bildiğimiz gibi bir çok arkadaş davet aldığında üye olmak istese bile bunu becerememektedir.
Bu nedenle, doğrudan üye yapmak en emin yoldu ama tekrar direk üye yapma hakkının oluşması için belli bir zaman geçmesi gerekiyordu.
Belli bir zaman geçip de direk olarak üye yapılması gerektiğini düşündüğüm arkadaşlardan kalanları da üye yapabildikten sonra, nihayet şimdi, gecikmiş de olsa bu maili yazıp, gruba iletip kafalarda oluşmuş olabilecek soruları cevaplayabileceğim.
Elbette ilk olarak, bu gruba niçin ve hangi kriterle üye yapıldığınız sorusunu öncelikle cevaplamak gerekiyor.
Bu gruba üyelik sadece telefonumun adres defterinde adresi olan arkadaşlardan, bunlar içinden de bu konuya ilgi duyabileceklerini düşündüğüm insanlarla başlamıştır. Dolayısıyla şimdilik, bu bu gruba doğrudan üye yapılmış yüze yakın ilk üyeler için bir kriter aramak gerekirse, son derece sübjektif bir kanı ve telefonumda mail adresi olmaktan başka bir kriter yoktur. Bu, her hangi bir girişimi başlatabilmek için zorunlu bir eksiklik veya fazlalıktır.
Elbette bu gruba üye edilmiş olup da ilgi duymayanlar olabileceği gibi, bende mail adresi olmadığı için veya varsa bile ben ilgi duymayacağını sandığım için gruba doğrudan üye yapmadığım kişiler olabilir. Zamanla bunlara da ulaşılır ve üye oluurlar veya ilgisiz olup da üye yapılmışlar çıkarlar ve böylece giderek taşlar yerine oturur.
Tabii bunun en iyi biçimde gerçekleşmesi için ilgi duyabilecek herkese ulaşılması gerekir. Zaten tam da biraz da bunun için, yani bu girişimden olabildiğince geniş çevreleri ve ilgili kişileri haberdar edebilmek için; sorunu grubu kuran bir kişinin tanışıklıkları veya öznel yargılarının sınırlılığından kurtarmak için, öznellikten kurtulmaya bir başlangıç için öznel yargılarla üye yapıldınız.
Sanırım niye üye yapıldığınız sorusuna tatmin edici bir cevap almışsınızdır. Ayrıca başka sorular varsa elbette bunlar da yöneltilir ve cevaplanmaya çalışılır.
*
Gelelim, bu gruba neden gerek duyulduğuna ve bu sempozyum girişiminin nasıl başladığına.
Biliniyor, Türkiye Sosyalist hareketinde Hikmet Kıvılcımlı diye birisi vardı. Arkasında onlarca basılı ve basılı olmayan bir külliyat bıraktı. Bu satırların yazarı gibi, onun Marksist teoriye ciddi katkıları bulunduğunu düşünen ve söyleyenler de vardır. Bir sosyalist, bir devrimci olarak ve bir insan olarak genellikle her zaman takdirle ve hayırla anılır.
Ne var ki, Kıvılcımıl öleli 41 yıl geçmiş olmasına rağmen, örneğin ciddi bir biyografisi yoktur. Eserlerinde geliştirip savunduğu tezleri ele alıp eleştiren ciddi bilimsel çalışmalar yoktur. Yayınlanmış veya yayınlanmamış eserlerinin akademik-bilimsel kriterlere uygun (indeksli, dipnotlu vs.) basımları yoktur.
Halbuki, Kıvılcımlı, doğrudan politik kaygılardan, kimi politik akım, grup veya örgütlerin politik kaygı ve çıkarlarından; her türlü bilim dışı kaygıdan azade olarak, bilimsel bilginin bir konusu olarak;  incelenmeyi, araştırılmayı ve eleştirilmeyi beklemektedir ve kanımızca bunu hak etmektedir.
Elbette, bu hele Türkiye gibi, bilimsel düşünce ve kaygılarla zerrece ilişkisi olmayan bir ülkede (bu ilişkisizliği görmek için İngilizce veya Almanca Wikipedia ile Türkçe Wikipedia’yı ve maddeleri karşılaştırmak yeterince bir fikir verir) bunun olağanüstü zor, hatta olanaksız bir iş olduğu da ortadadır. Düşünün ki, ölümlerinin üzerinden bunca zaman geçmesine, onlar adına kurulmuş, toplumsal hasılanın ve artığın önemli bir kesimini kontrol eden devletler kurulmuş olmasına, bunlar neredeyse yeryüzünün üçte birini kaplamasına ve bu devletler onlarca yıl yaşamasına rağmen, Marks-Engels’in bile, hala, şöyle burjuva dünyasının veya bürokratik iktidarların çıkarlarını çok ince biçimde savunmaya yönelik yayınlarını aşan, sağlam, güvenilebilir bir biyografileri yoktur. Bir çok çalışmaları hala yayınlanmamış, bilimsel baskıları yapılmamıştır. Ve muhtemelen, ilerde toplum bu işler için bir kaynak ayırmaya karar verinceye kadar yapılamayacaktır. Öte yandan insanlığın yaşaması da çok şüpheli olduğundan, muhtemelen hiçbir zaman da yapılamayacaktır.
Özetle modern Tarih ve Toplum biliminin kurucusu olan Marks-Engels’te bile durum böyle iken, kendini hep onların bir öğrencisi olarak görmüş, bir öğrenci olarak o mirası geliştirmeye çalışmış; binlerce yıllık devletçiliğin, yine Kıvılcımlı’nın deyişiyle, Nemrutların ve Firavunların o Şark devletçiliğinin çürüttüğü, Şark bataklığında yetişmiş bir orkide gibi duran Kıvılcımlı için farklı olabilir mi? Çok zor.
Ama yine de bir şeyler yapmadan, bir çaba göstermeden olmaz. Bir ciddi başarı gösterilemese bile belki gelecek kuşaklar için bir ipucu, belki bir gelenek kırıntısı, başlangıç için üzerine basılabilecek bir taş koyulabilir.
Daha önce 2001 yılında, yine tam da böyle kaygılarla ve mütevazı beklentilerle, bir Kıvılcımlı Sempozyumu düzenlemiştik Almanya’da bulunan, çoğu ilk kuşak işçilerin çocukları olan, orada büyümüş, bir yabancı olarak ırkçılık karşısında politikleşmiş ve radikalleşmiş, genellikle Kıvılcımlı’yı pek bilmeyen genç arkadaşların da katkısıyla. Sempozyum, konusu Kıvılcımlı olan tamamen bilimsel bir toplantıydı. Bir “Doktorcular” toplantısı olmadığı defalarca vurgulanmıştı. İsterseniz Kıvılcımlı’nın düşmanı olun, ister anti-Komünist, Anarşist, Müslüman, dinsiz vs. ne olursanız olun, konusu Kıvılcımlı olan bir bildiriniz varsa buyrun katılın görüylerinizi dile getirin, savunun ve diğer görüşleri eleştirin dendi.
Ve böylece daha sonra katılanların hepsinin güzel ve başarılı olduğunu söyledikleri bir Sempozyum gerçekleştirildi. O sempozyumun sonunda, konusu Kıvılcımlı olan benzer sempozyumların Türkiye’de düzenlenebsileceği ve düzenlenmesi gerektiği genel bir kabul görmüştü.
Ancak aradan yıllar geçmesine rağmen Türkiye’de benzeri bir organizasyon görülmedi. Sadece bir kere, bilgi üniversitesinde, daha ziyade politik hareketlerin katıldığı, çok sınırlı bir zamana sıkışmış bir toplantı yapılabildi.
Biz de yıllar sonra Türkiye’ye döndüğümüzde, böyle bir sempozyumu bir kez daha bu sefer Türkiye’de yapmayı aklımızdaan geçiriyorduk. Ama gerek sağlık sorunları, gerek uzun yıllar süren hapis ve sürgünlüğün yol açtığı bir aralık nedeniyle bu ülkede bir yabancı gibi olduğumuzdan; ilişkileri, kurumları vöe insanları tanımadığımızdan bir girişimde bulunamamıştık.
Birilerinin başlatmasını bekliyor ve öyle bir çabaya destek olmanın daha doğru olabileceğini düşünüyorduk.
Geçen yıl, (yoksa evelki yıl mıydı? Zaman çok hızlı akıyor!) Toplumsal Özgürlük Platformu çevresinden bir arkadaş, kendilerinin bir Kıvılcımlı Sempozyumu tertiplemesine girişimcilik yapmak istediklerini söylemişti. Bunu sevinçle karşılamış, kendilerinin bir girişimi başlatmalırını, bunu destekleyebileceğimzi söylemiştik.
Ancak bu girişim bir türlü başlayamadı. Bir çok kereler sorduğumuzda, bu sıralar işlerinin  çok yoğun olduğunu bu nedenle başlayamadıklarını söylediler.
Bunun üzerine, böyle zaman akıp giderse, beklemektense kendimin başlatacağını birkaç kez söyledim. Bir ses çıkmayınca da, çevremde ufak tefek yoklamalar ve soruşturmalar yapıp ne gibi olanaklar olduğunu araştırmaya başladım.
Bu çerçevede, Köxüz sitesinin yazarlarından da olan ve akadamik çalışmalar içinde bulunan Birol Dinçel arkadaş, bu konuda bazı önerilerde bulundu ve böyle bir girişimde yardımcı olabileceğini söyledi.
Tabii öncelikle en azından iki gün sürecek bir sempozyum için bir yer bulunması gerekiyordu. Ancak bundan sonra başka girişimlerde bulunulabilirdi. Bunun için önce Mimar Sinan Üniversitesi’ne dilekçe yazıp, bu yılın sonbaharını düşünerek (Kıvılcımlı’nın ölüm yıldönümüne denk getirmeyi hesaplıyorduk) yer talebinde bulunduk.
Onlar talebimize olumlu yaklaştıklarını, ama kesin bir cevabı ancak Eylül ayında verebileceklerini söylediler.
Bunun üzerine Eylül’de bir cevap verildiği takdirde, hazırlıklar birkaç hafta içinde yapılamayacağından Kıvılcımlı’nın ölüm yıldönümüne denk getirme kaygısını bir kenara ittik ve esas olanın, duyuru ve bildirilerin hazırlanması ve azami katılım için en uygunu gözeten optimum zamanın ne olduğuna yoğunlaşmaya karar verdik.
Sonunda Eylül ayında Mimar Sinan Üniversitesi’nden cevap geldi. Buna göre, salonu ayırabilecekleri süre 2013’ün Ocak sonunda bitiyordu. Bu sınırı göze alarak, bize hem hazırlıklar için en uzun, hem de azami katılım için en uygun zamanı (çünkü sonrasında Üniversiteler tatile giriyor ve bu katılımı olumsuz etkileyebilir) sınır olan 17-18 Ocak tarihini önerdik ve bu tarihin kabul edildiğinhe dair cevap bir iki gün önce geldi.
Hazırlıklar için zamandan kazanmak ve kesin cevap geldiğinde daha az zaman yitirmek için, grubu henüz kesin cevap gelmeden kurduk. Biraz da bu nedenle bu açıklama elinize geç geldi. Kesin bir cevap gelmeden bir şey söylemek istemedik.
Olay özetle böyledir.
Bütünüyle bilimsel karakterde, konusu Kıvılcımlı olan bir sempozyum hedeflenmektedir. Kıvılcımlı’nın görüşlerini beğenmek veya onlara katılmak veya sosyalist olmak vs. gibi bir kriter yoktur. Hedef Kıvılcımlı’nın hayatının, eserlerinin, görüşlerinin, aşklarının, hastalıklarının, çeşitli teorik ve politik konulardaki görüşlerinin vs., hasılı her yönünün, hiçbir tabu tanımadan, didik didik edilmesi, tartışılmasıdır.
Bu gruba bu türden bir sempozyumun hazırlanmasında, gönüllü olarak fiilen veya fikren katkıda bulunabilecek herkesin katılması amaçlanmaktadır.
Ama sadece bu kadar da değil, birileri, hiçbir somut katkıda bulunmayı düşünmeden, sadece bu sempozyum nasıl hazırlanacak, bakayım görmek, gruptaki yazışmaları izlemek istiyorum diyen de katılabilir bu gruba. Yeter ki reklam göndermek, spam göndermek ve yazışmaları sabote etmek gibi bir amacı olmasın.
Bu nedenle bu grubu, herkesin gözü önünde yapılan zamana yayılmış bir toplantı gibi görmek gerekir.
Bu hazırlık çalışmalarının, en kısa zamanda Demir Küçükaydın ve Birol Dinçel’in kişisel girişimleri olmaktan çıkarılıp, kurumlaşması hedeflenmektedir.
Şimdi bu kısa açıklamalrdan sonra sizlerden dileğimiz. Bildiğiniz, tanıdığınız bu konuya ilgi duyabileceğinin düşündüğünüz veya ilgi duymasa bile hazırlıkları ve yazışmaları  izlemesinin yararlı olduğunu düşündüğünüz herkesi bu gruptan haberdar ediniz. Bu gruba üye olmaya davet ediniz.
Eğer bunu yapacak teknik bilgileri yoksa, gruba maillerini bildiriniz ki üye yapabilelim.
Böylece en kısa zamanda, bu grubu, konusu Kıvılcımlı olan bilimsel bir sempozyumun hazırlıklarına katılma ile ilgili herkesi bir araya getiren bir haberleşme ve organizasyon noktasına dönüştürelim.
Bundan sonra her gelişme bu gruba iletilecektir.
Sizler de tüm önerilerinizi, konuyla ilgili düşünce ve eleştirilerinizi lütfen bu gruba iletin.
İlişikte şu ana kadarki yazışmalarımızın birer sureti de bulunmaktadır.
Selam ve saygılar
Demir Küçükaydın



16.05.2012     

MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ’ne,

Bizler bir grup bağımsız araştırmacı olarak tarih ve sosyoloji alanındaki kuramsal katkıları yeterince gün yüzüne çıkmamış teorisyen Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın düşüncelerini, yaşamını, teorik yeniliklerini ve açmazlarını konu edinen iki günlük bilimsel bir sempozyum düzenleme niyetindeyiz. Ancak bu konuda çalışan diğer araştırmacılara sempozyum çağrısını deklare etmeden önce, sempozyumun düzenlenmesindeki birincil ihtiyaç olan mekan ve tarih bilgilerini netleştirmek istiyoruz.
Bu çerçevede bağımsız ve bilimsel etkinliklere kapısını açmaktan imtina etmediğini bildiğimiz Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden 2012’nin Aralık ayında cuma-cumartesi günlerine tekabül eden 7-8, 14-15 ya da 21-22 Aralık tarihlerinin herhangi birinde Oditoryum’dan faydalanmayı arz ediyoruz. Herhangi bir sponsorumuzun olmaması ve herhangi bir finansal destek sunacak kuruluşa bağlı olunmaması sebebiyle tarafımıza sunulacak mekan için özel bir bütçemizin olmadığının zaruri bir durum olarak dikkate alınmasını da belirtmek isteriz.        Ayrıca 2001 yılında düzenlenmesinde aktif rol aldığımız Almanya’nın Wremen şehrinde gerçekleşen Kıvılcımlı sempozyumunun bilgilerini örnek teşkil etmesi açısından ekte sunuyoruz. (Daha yakın bir tarihte Bilgi Üniversitesi de Kıvılcımlı konusunda bir sempozyuma ev sahipliği yapmıştır.)
Yanıtınızın, tarih ve sosyoloji bilimlerine katkıları, Türk siyasi yaşamındaki yeri ve önemi kaydadeğer bir araştırma alanı olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın başka araştırmacılarca da keşfedilip dikkate alınmasına katkı sağlayacağına inanıyor ve bu alandaki önemli bir boşluğu dolduracağını düşünüyoruz. Gereğinin tarafımıza aktarılmasını saygılarımızla arz ederiz.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı Sempozyumu Girişimi düzenleyicileri adına,
Birol Dinçel (MSGSÜ Sosyoloji Bölümü Doktora Programı)


İletişim Bilgileri:
GSM: 0 555 365 53 13



Dr. Hikmet Kıvılcımlı Sempozyumu
7 - 9 Aralık 2001 - Wremen


Ahmet Kımıl (Psikolog), “Hikmet Kıvılcımlı’nın Psikoloji ve Psikanaliz’e Yaklaşımı”;
Ali Osman Alayoğlu (Teori ve Politika Dergisi’nden), “Kıvılcımlı’nın Türkiye Solundaki Yeri, Teorik-Politik Varoluşu”;
Demir Küçükaydın, “İlkel Sosyalizm’e Kıvılcımlı’nın Yaptığı Vurgunun Önemi ve Bunun Mesihçi Gelenek ve Devrimci Marksizmle Bağlantısı”;
Emin Karaca, “Hikmet Kıvılcımlı’nın Yaşamı, Yapıtları ve Yankıları”;
Engin Erkiner, “Kıvılcımlı ve Silahlı Kuvvetler”;
Ertuğrul Kürkçü"Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın Türkiye Sosyalist Hareketindeki Özgünlüğü"
Gülfer Akkaya (Toplumsal Özgürlük), “Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Feminizmi Kavrayışında Geleneksel Soldan Farkı Var mıdır?”
Latife Fegan, "Feminist Teori ve Kıvılcımlı'da Kadın Sorunu";
Mete Gönültaş (Sendikacı), “Marks ve Kıvılcımlı’da Teknik”;
Müjdat Çalış (Yüksek Lisans Öğrencisi), “Kıvılcımlı ve 1960-71 Dönemi”;
Nail Satılgan, “Kıvılcımlı’nın Türkiye’de Finans Kapital Çözümlemesi ve Eşitsiz ve Birleşik Gelişme”;
Nizamettin Üstündağ, “Hikmet Kıvılcımlı’nın Dramı”;
Rasih Nuri İleri, "1950'den Sonra Kıvılcımlı'nın politik Faaliyeti";
Servet Ziya Çoraklı ve Hasan Burgucu, “Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet İlişkisi”



SEMPOZYUM – BİLGİ ÜNİVERSİTESİ
Hikmet Kıvılcımlı - Hayatı, Eseri, Mirası


Tarih: 9 Kasım 2008 Pazar
Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü
BS2 Salonu

PROGRAM

10.30 – 12.30 I. Oturum: Çağı, Hayatı, Etkisi

Oturum Başkanı: Ragıp Zarakolu
Nizamettin Üstündağ: Kıvılcımlı’dan Anılar
Ahmet Kale: Kıvılcımlı Külliyatı’nın Sunuluşu
Emin Karaca: Hafızalarda ve Edebiyat Eserlerinde Kıvılcımlı
Ertuğrul Kürkçü: 1960’larda Devrimci Mücadele ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı

12.30 – 13.30 Yemek

13.30 – 15.30 II. Oturum: Tarih Tezi

Oturum Başkanı :Ali İhsan Topcu
Murat Belge: Tarihi Materyalizm Bağlamında Kıvılcımlı
Demir Küçükaydın: Tarihsel Maddecilikte Yapı ve Özne Sorunu: Kıvılcımlı’nın Teorik Katkıları ve Eleştirisi
Mehmet Özler: Kıvılcımlı’nın Üretici Güçler Kavramının Güncelliği
Metin Kayaoğlu: Tarih Tezi: Materyalist Edinim

15.30 – 15.45 Çay arası

15.45 – 18.45 III. Oturum: Politik Mirası

Oturum Başkanı Muzaffer Kaya
Mehmet
Güneş: Günümüzde Kıvılcımlı’ya Neden İhtiyaç Duyuyoruz?

Bahadır Kurbanoğlu: Kıvılcımlı ve Solun İslamla İrtibatı Üzerine
Ali Osman Alayoğlu: Bir ‘Yol’ Hikayesi: Kıvılcımlı ve Geleneğinin Politik Analizi
Sebuktay Kaan: Doktor Hikmet ve Türkiye Marksizmi
Mustafa Sarıkaya: Kıvılcımlı ve Kürt Sorunu


Kıvılcımlı Sempozyumu Giriminin İlk Hazırlık Toplantısı İçin Öneri ve Düşünceler

Değerli Kıvılcımlı Sempozyumu Girişimcileri,
Sempozyum girişimcileri kurulup, ilk üyeler yapılmaya başlanıp (13 Eylül - 10 Gün oldu) bu üyelerden böyle bir girişim olduğunu duyurmaları istendiğinden beri (20 Eylül – 3 Gün oldu) şu ana kadar grubun üye sayısı 109’a bulaşmış bulunuyor.
Grubun varlığı ve böyle bir sempozyum yapılacağı da epey duyulmuş
Elbet bundan sonra da duyurulma ve yeni yeni girişimcilerin katılımı devam eder. Ancak asgari bir duyurulma ve katılıma ulaşıldığı varsayılabilir.
Artık bir an önce, ilk toplantıyı yapıp, başlangıçta kaçınılmaz bir sorun olan, bir kişinin girişimi olmaktan çıkarıp kurumlaşmak, yapılacak işleri, yapacakları ve sorumluları belirlemek gerekmektedir.
İlk toplantıya kadar olan bu dönem, bunların belirlenmesini kolaylaştırmak için bir düşünüp taşınma, eldeki olanakların bir listesini çıkarma, öneri ve beklentileri toplama dönemi olarak değerlendirilebilir.
Bu nedenle önce bu alanda önceden yaptığım yoklamaları ve sonuçlarını açıklayayım.
Aşağıdaki satırları bir tür “sesli düşünme” olarak kabul ediniz.

İlk toplantının zamanı ve yeri:

İlk toplantı için zaman ve yeri belirlerken çok dar bir aralıkta hareket etme durumumuz var. Bu sempozyum için müracaat dilekçesini veren Birol Dinçel. Ancak 27 Eylül’de İstanbul’a gelebiliyor.
Demir Küçükaydın ise, 1 Ekim’de sağlık kontrolleri için İstanbul’dan ayrılmak zorunda.
Birol Dinçel, ayrıca 29 Eylül’de meşgul.
Öte yandan bir an önce bir duyuru çıkarıp, çalışmalara başlamak ve bildiri sunacaklara, hazırlıklarını tamamlamaları için azami zamanı sağlamak gibi bir sorun da ortada duruyor.
Bu durumda ilk toplantı için sadece iki gün bir alternatif olarak bulunuyordu. 28 eylül ve 30 Eylül. Bu iki tarihe yönelik olarak, kime hangisinin uygun olacağı yönünde bir yoklama yaptım. Katılmak isteyen veya katılması çok yararlı olacak bir çok kişi için 28 Eylül mümkün değil. Bu durumda 30 Eylül biricik ilk toplantı tarihi olarak kalıyor.
Bu nedenle ilk toplantı 30 Eylül günü veya akşamı yapılacaktır.
Gündüz mü akşam mı? Hangi saatlerde bunu burada tartışarak önerileri ve katılım durumlarına bakarak azami katılımı sağlayacak şekilde belirlemeye çalışalım.
Toplantı nerede yapılabilir?
Bunun için hiçbir öneri yok. Şehrin merkezinde kolay ulaşılabilir bir yer gerekiyor. En uygunu Kadıköy veya Beyoğlu civarı olabilir. Beyoğlu civarında aklıma Babil geliyor. Boş mudur verilir mi bilmiyorum. Bu Şişhane’den çıkarken Galatasaray civarında böyle bir toplantı için yeterli olabilecek bir alanı olan bir yer. Ticari değil ve kültürel bir mekan. Bir alternatif olarak Kadıköy için neresi uygun olabilir?
Lütfen herkes toplantı yapılabilecek mekan önerilerini ve Kadıköy mü, Beyoğlu mu daha uygundur gruba bildirsin. Tüm önerileri ve mekan olanaklarını göz önüne alarak bu grupta bir yer belirleyelim.

Toplantı Gündemi

Elbette ele alınacak konuları, gündemi ve konuların ele alınış sırasını o ilk tkoplantıya katılacaklar belirleyecektir. Ancak şimdiden bir fikir oluşturmakta, imkanlar, tasavvurlar, eğilimler hakkında belli bir taslak çıkarmakta yarar var.
Bir başlangıç olarak düşündüklerimi ve ilk yoklamalarımın sonuçlarını ileteyim.
  • Bildiriler
Sempozyumun en önemli sorunu Bildiriler’dir. Özünü ve kalitesini, bildirilerin ve tartışmaların içeriği belirleyecektir.
    • Bildiriler için son Tarih sorunu
Bildiriler için sempozyum tarihinden bir süre öncesine kadar bir süre vermek gerekiyor ki, kimlerin bildiri sunacağı ve hangi konuda bildiri sunacağı kesinleşmiş olsun. Bu kesinleşmiş listeye göre sempozyumun akışı bilerlenip diğer teknik detaylar hazırlanabilsin ve Afişler Duyurular yapılabilsin. Afişler ve duyurularda bildirilerin kimler tarafından, hangi konuda, aşağı yukarı hangi saatlerde sunulacağı hakkında bir bilgi bulunabilsin.
Çünkü modern bir toplumda yaşıyoruz ve insanların zamanları sınırlı. Bir çok kişi iki gününü ayıramayabilir ama belli bir bildiriyi muhakkak izlemek ve tartışmalarına katılmak isteyebilir. İnsanlara bu olanağı sunmak için azami çabayı göstermek gerekir.
Bildirilerin son teslim tarihi olarak 31 Aralık 2012 akşamı kanımca en uygunudur. Bundan sonra Sempozyuma kadar aşağı yukarı iki haftalık bir zaman kalır. Bu iki haftada kesin akış belirlenip. Buna göre duyurular ve afişler yapılabilir.
    • Bildirileri Önceden Yazılı Sunma Konusu
Bildiri sunacaklar 31 Aralık akşamına kadar, azgari ve/veya azami sınırları belirlenmiş vuruş ya da sayfadan oluşan, en azından bir özet sunmakla yükümlü olmalıdırlar. Elbette isteyen sunacağı bildiriyi de iletebilir.
Bu özetleri ya da bildirileri yine Sempozyum Hazırlama Girişimi en geç 1 Ocak’tan itibaren en geniş şekilde duyurmalı ve yaymalıdır. Böylece insanlar sempozyuma bir ön bilgi ve hazırlıkla gelirler ve bu tartışmaların kalitesini arttırır. Ayrıca bildiri sunacaklara bu ön okumalarla önceden yazılı sorular yöneltip, sunumda bunlara da değinilmesini isteyebilirler ve böylece bildiri sunacaklara da yardımcı olabilirler.
    • Bildirilere ayrılan sürenin dağılımı, sırası ve akışı
Sempozyum için iki günlük bir zamanımız var. Açılış, kapanış gibi bir takım zorunlu rezervler dışındaki zamanın tümünü, sunulacak bildiri sayısına eşit olarak bölmek ve bildirilerin sunum sıralamasını sunucuların adının alfabedeki sırasına göre yapmak (veya kura çekmek) en adil biçim olarak görülmektedir. 2001 yılındaki Sempozyumda böyle yapmıştık.
Diyelim ki, genel konulardan özele gibi bir sıralama düşünenler olabilir. Ancak bu genelin ne olduğu bile belli bir takım gizli varsayımlara ve anlayışlara dayanır. Bu nedenle içerikle hiçbir bağlantısı olmayan tamamen biçimsel ve rastlantısal sıralama ölçütleri (isimlerin baş harfleri veya kura çekimi gibi) en adil olanlardır. Zaten demokrasinin özü de budur bir bakıma.
Diyelim ki her bildiriye 1 saat zaman düşüyor. Bu bir saatı nasıl değerlendireceğine bildiriyi sunan karar versin. İsterse bildirisini önceden yazılı olarak hazırlayıp, maillerle, fotokopilerle vs. önceden dağıtsın ve içireğinin bilindiğinden hareketle bu zamanı sırf soru ve tartışmalara ayırsın; isterse sadece bildirisini okusun veya anlatsın; isterse, zamanın diyelim ki yarısını bildirisini sunmaya, yarısını tartışmaya ayırsın. Bildiri sunacaklar buna karar versinler.
Her bildiri arasında küçük bir ara verip (örneğin 10 dakika) insanların ihtiyaçlarını görmeleri, yorgunluk atmaları sağlanmalı. Toplantı sıkboğaz edilmemelidir.
    • Bildiri sunacaklara ulaşmak
Elbette isteyen, koşulları (Belli bir tarihe kadar yazılı bir özet sunmak gibi) yerine getirince bildiri sunabilecektir. Ancak bu işler sadece böyle yürümüyor. Konuyla ilgili insanları bulup onları davet etmek, teşvik ve motive etmek de gerekebilir.
İlk planda Türkiye’deki sosyalist hareketin tarihi üzerine araştırma yapanlar gelir. Bunlara tek tek, gereğinde uygun aracılar bulup ulaşmak, sempozyum, katılanlar, biçimi, başka katılanlar vs. konularında aydınlatmak, onların güvendiği, sözüne değer verdiği insanları bulmak gerekebilir. Çünkü pek ala konuya ilgili olup da tertipleyenlerin profiline bakıp, girişimi ciddi bulmayanlar; aşırı politize bulanlar veya manüplatif bulanlar olabilir ve bu uzak durmalara yol açabilir. Bütün bu mahzurları gidermek için her şeyi yapmak gerekiyor. Ve sadece bütün bunları aşmak gerekmez. Bunları inandırıcı bir şekilde aktarmak, duyurmak ve belli bir güven kazanmak da gerekir. Bu da epeyce bir zaman ve enerji harcamak demektir.
Bu alanda nispeten daha elverişli konumda bulunduğumuz söylenebilir. 2001 yılındaki sempozyumu hazırlarken bu konularda çok hassas davranılmış ve katılanların hemen hepsince başarılı olduğu söylenen bir sempozyum yapılmıştı. Önceki tecrübenin bir güven duygusu yaratmış bulunduğu ve bunun işleri daha kolaylaştırabileceği düşünülebilir.
Bu arada bu gibi kişiler kimler olabilir, onlara nasıl ulaşılabilir görüşmek gerekiyor.
  • Mete Tuncay
  • Ergun Aydınoğlu
  • Emin Karaca
  • Neşe Özgen
  • Süha Ünsal
  • Erik Zürcher
  • Nail Satılgan
  • Oya Baydar
İlk elde benim aklıma gelenler. Başka kimler var? Bir liste çıkarmak gerekiyor.
Bu bistedekilerden Ergun Aydınoğlu ile konuştum. O tarihte burada olamayacağını ama yazılı bir bildiri sunabileceğini belirtti. Bu vesileyle, Sempozyumun yapılacağı Oditoryumun teknik olanaklarının mükemmel olduğu ve uzaktan görüntülü katılım olabileceğini öğrendik. Yani örneğin Ergun Aydınoğlu, İnternet aracılığıyla sesli ve görüntülü olarak sunup yapıp tartışabilir.
Neşe Özgen ile de konuştum. Kendisi bu girişime elinden gelen desteği vereceğini söyledi ve birçok, çok yararlı önerilerde de bulundu. Ayrıca Kıvılcımlı ve Kürt sorunu ile ilgili bir bildiri de sunacağını belirtti.
Neşe Özgen iki isim daha belirtti. Ama ben şimdi bunları unuttum. Bunlar da akademik alandalar ve hem desteklerler hem de muhtemelen bildiri sunarlar dedi.
Ayrıca Süha Ünsal’a ulaşmayı da üstlendi.
Birol Dinçel de iki akademikerin ismini verdi bunların ya ortaklaşa ya da ayrı ayrı iki bildiri sunacaklarını belirtti. Ayrıca Birol Dinçel de kendisi bir bildiri sunacak.
Demir Küçükaydın da bir bildiri sunacak.
Daha şimdiden muhtemel asgari bildiri sayısı 7-8 civarında. Bu rakamın en azından bir misli daha artacağını tahmin edebiliriz.
Yani bildirilerin niceliği ve niteliği bakımından bir sorun yaşanmayacağı öngörülebilir.
Ancak, sadece akademisyenlerle de yetinmemeli. Toplumun farklı kasimlerinin eğilimlerini diye getirenleri çağırma ve dikkatlerini çekme yönünde de bir çaba gösterilebilir.
Örneğin Kıvılcımlı’nın din ve İslam konusunda yazdıkları var. Bu konuda adeta sosyalist hareket içinde bir istisna. Peki İslamcı harekettekiler, İslam’ın kavramlarıyla düşünenler Kıvılcımlı’yı nasıl değerlendiriyorlar ve ne gibi eleştirileri var. Bu ilginç ve farklı kesimleri bir araya getiren ve tartıştıran bir konu olabilir. Bu bağlamda İhsan Eliaçık, Ayhan Bilgen gibi isimler ilk elde akla gelenler.
Kıvılcımlı aynı zamanda bir Doktor ve psikiyatr. Kendisinin bu konuda da çalışmaları var. Psikanalize yaklaşımı var. Bunun kavramlarını tarihte kullanması ver. Doktorluğu var. (Son yıllarda moda olan alternatif ve bütünsel tedavi yöntemlerini Kıvılcımlı daha o zamandan uyguluyordu bildiğim kadarıyla.) Ayrıca anılarında hastalığının seyrini ve aldığı ilaçları yazıyor. Acaba doğru bir tedavi miydi bugünkü bilgilerimize göre. (Biliyoruz Marks’ın karaciğer sorununa karşı o zamanlar arsenik veriyorlar. Bugün hiçbir faydası olmadığı ve aksine zararlı olduğu kanıtlanmış gibi.) Mesela bir doktor, bu gibi konularda bir bildiri sunabilir.
Kıvılcımlı’nın adı haksız yere “cuntacı” veya orducuya çıkmışş buunuyor. Bugün kimi “doktorcuların” da böyle bir çizgide bulunması bu kanıyı pekiştiriyor da. Halbuki, Kıvılcımlı, devlet düşmanı olduğu gibi, özel olarak Şark devletçiliğinin en büyük düşmanıdır. Daha 50’li yıllarda, Sovyet bürokratlarının siyah ve içi görünmez limuzinlerle dolaştığı zamanlarda Vatan Partisi programında İsveç’in işine bisikletle giden, tramvayda ölen başbakanlarını örnek olarak verir.
Bir yandan Türkiye’de kapitalizmin egemen olduğunu  ve Finans-kapitalin egemen olduğunu söyler diğer yandan sosyalist değil radikal demokratik bir program önerir.  Bugünkü alışılmış bölünmeleri alt üst eder. Örneğin liberal denen eğilimlerden birilerinin, bu konuları ele alan bir bildiri sunması ilginç olabilir.
Bir başka konu. Kıvılcımlı’nın TKP ile ilişkileri. Kıvlcımlı TKP’den atıldığı gerekçesiyle o zamanki Doğa Avrupa’dan atıldı ve tedavi bile edilmedi. TKP’nin evrakı bugün ulaşılabilir durumda. Bu ilişkileri inceleyecek, özellikle TKP tarafından olayları anlatan bir bildiri sunulamaz mıı ve bunun için TÜSTAV gibi kuruluşların desteği istenemez mi?
Kıvılcımlı’nın kadınlarla ilişkilerini ele alan ve Kıvılcımlı’yı feminist ve/veya homofobik bakımlardan inceleyen ve eleştiren bir bildiri. Bunun için feminist çevrelerle ilişki düşünülebilir.
Çevrecilik son yıllarda yayıldı. Halbuki, Kıvılcımlı’nın çok az dikkati çekmiş yanlarından biri, antik tarihte bile çevre sorunlarına dikkati çekmesidir. Anılarında sovyetleri falan otomobil ürettikleri için eleştiren satırlar da vardır. Keza kavram sisteminde Coğrafya’yı bir üretici güç olarak ele alarak, bu konuları doğrudan kavram sisteminin içine alır. Bu konularda bir bildiri düşünülebilir.
Hikmet Kıvılcımlı’nın Kürt sorununda ilk  yazması vardır ama bir de Kürt hareketi üzerinde hiç bilinmeyen etkileri de vardır. Kıvılcımlı’nın Kürt hareketine ve Kürt hareketinin Kıvlcımlı’ya etkileri incelenebilir.
Ermeni katliamı konusunda ilk yazanlardandır ama sonra adeta bir suskunluk vardır. 60’ların strateji tartışmalarında bu konuyu hiç gündeme getirmemiştir. Bu konular olmadan ne Türkiye’nin toplumsal, ekonomik, sınıfsal ideolojik yapısı anlaşılabilirdi ne de devrimci bir strateji belirlenebilirdi. Neden böyledir? Konuyu ele alışı ve evrimi vs. bir bildiri konusu olabilir. Bunun için özellikle bu gelişmelerin kurbanı olan Hırıstiyan halkların duyarlıklarını yahsıtan ve bunların ifadesi olabilecek bir bildiri sunulabilir.
Bütün bunlar Hikmet Kıvlıcımlı’nın unutulmuş, ele alınmamış ve anlaşılmamış yanlarından sadece bir kaçıdır. Bu liste uzatılabilir. Bir fikir verilmeşye çalışıldı.
Örneğin bu konularda bildiri sunabilecekler olabilir. Bunlar ilk elde akla gelen bazıları. Bu gibi kriterleri gözeterek de bir araştırma, yoklama ve teşvikler yapılabilir.
Bildiriler konusunda şimdilik “beyin fırtınası” babından aklıma gelenler bunlar.

Bildiriler ve tartışmalar haricinde veya yanı sıra yapılabilecekler ve yapılması gerekenler

  • Çay-Kahve-Yemek
Bildirilerin aralarında katılanların serinletici, çay, kahve vs. gerekir. Bunun için bir olanağı Kurukahveci Mehmet Efendi sunuyormuş. Onlar hiçbir ücret istemeden, reklam olarak takımlarla, profesyonel elemanlarla birinci sınıf bir servis sunuyorlarmış. Bu konuyu Sayın Neşe Özgen şimdiden üstlendi bile.
Tabii onlar işin sırf kahve kısmını yapıyorlarmış. Bir de çay yapmak gerekir. Bunun için de benzer bir olanak aranabilir.
Toplantılardan sonra ara ve akşam yemeği için, bizzat Mimar Sinan’ın kendi yemekhanesi varmış. (Esas toplantılar toplantıdan sonra olduğundan, örneğin  katılımcılar tartışmalarına ve yeni tanışıklıklara ve de dedikodulara burada devam edebilirler.)
  • İnternet sayfası
Kıvılcımlı’nın eserlerinin, kendisiyle ilgili bütün eleştirilerin, haberlerin vs. toplandığı ve isteyenin emrine amade kılındığı; aynı zamanda sempozyumla ilgili gelişmelerin, bildirilerin, afişlerin vs. de yer aldığı bir internet sayfassı gerekiyor. Bunu yapma veyaptırma sorunları
  • Resimleri ve Fotoğrafları
Kıvılcımlı’nın oldukça zengin bir fotoğraf albümü var. Bir de birkaç tane de olsa resim çalışmaları var. Sempozyum esnasıntda bunların büyücek reprodüksiyonlarından resimlerdeki kişiler, çekilydiği yerler vs. hakkında bilgi veren bir sergi yapılabilir.
  • Kitapları
Kıvılcımlı’nın hayıtında ve hayatından sonra bir çok kez eserleri basılmış durumda. Bu baskıların bütün örnekleri bulunup, yine sempozyum süresince sürecek bir sergi yapılabilir.
(Keza bu bağlamda Eserlerinin asılmaları hakkında nesnel bilgiler içeren bir bildiri bunulabilir. Eza, yayınlanmamış eserlerinin durumu, içerikleri vs. hakkında da bir bildiri sunulabilir.)
  • Müzik
Kerim Korcan ölümünden önce doldurduğu ve devrimci şarkı ve türküleri okuduğu bir kasette, Kıvılcımlı’nın İşkence Şarkısı’nın yapımcısı olduğu (Yani bestelemiş de) ve iki şarkının da sözlerini yazdığını söylüyor. Bu şarkılar günümüzdeki gruplardan biri tarafından, yaşadığı dönemin müzik aracılığıyla ruhunu yansıtmak bakımından diğer o döneme ilişkin bazı şarkılarla birlikte icra edilemez mi. Bu herkesin yorulduğu bir saatte bir oturumun konusu olamaz mı?
  • Sinema-Video
 Kıvılcımlı hakkında film yapmayı düşünen bazı sinemacı arkadaşlar var. Bunlar ellerindeki malzemeden bu sempozyumda oynatılacak bir belgesel gibi bir şey çıkaramazlar mı?
Ayrıca 2001 yılındaki sempozyumu Enis Rıza iki gün boyunca çekmişti. Onada artık aramızda bulunmayan Mihri Belli, Şirin Cemgil’in de bulunduğu ilginç sahneler de vardı. Bu iki günlük malzemeden, o sempozyumun atmosferini, ilginç enstantanelerini, sunulan bildirilerini ve tartışmalarını yansıtan bir belgesel çıkarılamaz mı? Ve bu belgesel sempozyumda uygun bir zaemanda sunulamaz mı/
  • Sözlü tarih
Kıvılcımlı’yı şahsen tanıyanlar neeredeyse tükenmek üzere. Özellikle Vedat Türkali, Rasih Nuri, Sevim Belli ilk elde zikredilebilir. Keza 68 yükselişinden önce Kıvılcımlı’yı tanımış ara bir kuşak da var. Bu bağlamda Suat Şükrü, Nizamettin Üstündağ, Latife Fegan, Sadık Göksu gibi isimler ilk akla gelenler. Sempozyumun açılışında bunların bulunduğu bir oturum düzenlenemez mi? Bu aynı zamanda bir sözlü tarih çalışması da olur.
Keza 68 yükselişi bağlamında Kıvılcımlı’yı tanımış ve etkilenmiş olanlar da var. Bunların bir kısmı daha bir aradaki kuşak. Doğan Özgüden, Yalçın Yusufoğlu, Ertuğrul Kürkçü, Aydın Çubukçu, Oktay Etiman, Selahattin Okur, Erim Süerkan, Hidayet kaya, Sefer Güvenç gibi isimler var. Bunlarla da Kıvılcımlı ve 68 gibi bir oturum düzenlenemez mi?
  • CD yapımı ve Satımı
Bu sempozyum hazırlıklarında elbette biraz bir masraf olur. Bunları karşılamak için girişimcilerin her ay küçük bir aidat vermesi ile küçük de olsa acil harcamalar için bir bütçe oluşturulabilir.
Ayrıca sempozyum süresince, Kıvılcımlı ile ilgili internet sayfalarını, filmleri, videoları, eserlerini, resimlerini, fotoğraflarını içeren bir DVD yapılabilir ve satılabilir ve böylece hem bir anı verilmiş olur hem de belli bir gelir elde edilebilir. Böyle bir CD’yi 2001’deki sempozyumda çok sınırlı olanaklarla yapmıştık. Bugün piyasada dolaşan Kıvılcımlı resimlerinin kaynağı o CD’dir. Bunun için Amsterdam’daki Arşive gidip resimleri yüksek çözünülürlüklü olarak taramış ve basit bir yazacıyla basıp, sempozyum esasında da sunmuştuk.
Özetle, sempozyumu konser, sergi, panel vs. gibi etkinliklerle zenginleştirmek ve renklendirmek de düşünülmeli.
İşte bütün bu konuları düşünelim. Başka konular ve sorunlar varsa onları da yazalım. Gruba yollayalım. Bırakalım biraz demlensinler ve olgunlaşsınlar. Ön yoklamalar yapalım ve 30 Eylül akşamı toplanıp, bu sempozyum hazırlıklarının tarih öncesi dönemine son verip, kurumlaşmış bir şekilde başlatalım.
Tabii öncelikle sempozyuma ilişkin, bir çağrı taslağı da yazmak ve şimdiden tarrtışıp olgunlaştırmak gerekiyor.
Herkes aklındakini, eteğindekini döksün bir bakalım.
Tam bir hafta zamanımız var.
Demir Küçükaydın / 23 Eylül 2012 Pazar

Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...