16 Nisan 1974 Salı

Parti Ancak Kongreden Doğabilir


Kıvılcım çıktığı günden beri yapılan en yaygın eleştiri: "Gu­rupçu", "Yuvarcı" olmuştur. Bu eleştiri, gerçekten, eleştirenlerin gurupçuluktan korkularını, da­ğınıklığa karşı gösterdikleri hassasiyetlerini, partileşme arzuları­nı göstermesi bakımından iyi dilekli ve sevindiricidir.
Fakat iyi dilek yetmez. En az anlaşılan konu: "Gurup"un ve "Gurupçuluğun" ne olduğudur.
Guruplar, tarihi bakımdan ha­reketin belli bir aşamasının var oluş biçimidir.
Gurupçuluk ise, bu ilkel aşa­mayı ebedileştirmek, ilkelliği teorileştirmek eğilimleridir denebilir.
Evet, Kıvılcım kendi sübjektif yargıları ne olursa olsun, objek­tif olarak, bir guruptur.
Yanlız şunu unutmayalım; Bize "gurupçu" diyenler de – isteseler de, istemeseler de - kendi sübjektif yargıları ne olursa olsun, ob­jektif olarak gurupturlar.
Bu bakımdan, soyut olarak "haklı" gibi görünen "gurupçu" eleştirisi, canlı hayatta somut olarak "gurupçuluğu ebedileştir­me"yi göstermektedir.
Çünkü: Kıvılcım, daha ilk sa­yısında, bugünkü ilkellikten kur­tulmanın ilk şartı olarak; "İlkel­liği bilince çıkarmak" gerektiğini yazmıştır. Yani bütün gurup­lara "bir gurup olduklarını" bilince çıkarmaları gerektiğini göstermiştir.
Demek ki, Kıvılcım bir "gu­rup" olmakla birlikte, "gurupçu" değildir. Kendini inkara yönelmiş, diyalektik zıddına atlamaya hazır bir "gurup"tur.
Açıkça görülmektedir ki, Kıvılcım'a gurupçu diyenler, he­nüz kendilerinin gurup oldukla­rını bilince çıkarmış ve modern bir parti örgütleme savaşına canla, başla girmiş değillerdir.
Kıvılcım'a şöyle bir eleştiri de yöneltilmektedir: "Peki, gu­rupçu olmadığınızı kabul ede­lim, Vatan Partisi programını kabul edip, önererek, yine de kendi gurubunuzun görüşlerini öne sürmüş, uzlaşmaz bir tutum ta­kınmış olmuyor musunuz?" Böy­le bir soru sorulduğu zaman tar­tışma bir üst dereceye yükselir.
İnandığımız görüşleri savun­mamız, uzlaşmaz bir tutum için de olduğumuzu göstermez.
Dev­rimci bir uzlaşma, birlik ne gi­bi şartlarda olabilir?
Eleştiri, bir silâhtır. Eleştiri silahını toprağa gömerek yapı­lacak bir "uzlaşmaya", uzlaşma denemez, ancak teslimiyet dene­bilir. Uzlaşma, az çok eşit şart­larda, denk silahlarla yapılabilir ise sağlıklı olur. Taraflardan bi­rinin silahını teslim etmesi, öbürüne esir olması demektir.
Mertçe eleştiri, sağlıklı bir bir­liğin kaçınılmaz şartıdır. Bir gurubu, bir eğilimi eleştirmek onunla ortak noktalar aranma­yacağı, uzlaşma, birleşme yapıl­mayacağı anlamına gelmez.
Programımızı bu anlayışla önerdik. Ama yanlış anlamalar oldu. Anlatamadıysak; hata bizdedir.
Program önererek, "Biz hemencecik bir parti kuracağız, işte program, gelen gelir, gelme­yen gelmez" demiyoruz.
İnancı­mız odur ki: Bir Parti Ancak, Sosyalistler Arası Bir Kongre­den Doğabilir.
Böyle bir kong­reye, (İsim önemli değil. Kon­ferans veya Kurultay da dene­bilir) Partileşme gereğini kabul eden, Kongre'nin alacağı karar­lara uymayı kabul eden; bütün guruplar, eğilimler, mahalli dev­rimciler vs. katılmalıdır.

(Bu yazı Kıvılcım gazetesinin 15 Nisan 1974 tarihli 6. sayısında İmzasız olarak yayınlandı. 25 Ekim 2007 Perşembe günü dijitalize edildi. D. K. )

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...