21 Şubat 2026 Cumartesi

Sefer Güvenç'in Polislerce Öldürülen Kenan Budak Hakkında Yazısı

Bugün “Sefer Güvenç’in Ardından” başlıklı, neredeyse bir küçük kitap boyutunu alan, yazıyı indirilebilir kitap olarak paylaştım.

Akşama da “bari elim değmişken Kenan Budak ile ilgili olarak hazırladığımız ama şimdiye kadar tekrar dönüp de bir kitap olarak, yayınlayamadığımız derlemeyi bir kitap olarak yayınlayayım” diye düşündüm.

Çoktandır konuyla uğraşmadığımdan kitap için yıllar önce hazırladığımız malzemeyi toparlamaya çalıştım.

Toparlamaya çalıştığım malzemeler arasında Sefer Güvenç’in Kenan Budak için yazdığı yazıya rastladım.

“Nasıl da aklımdan çıkmış. Aslında bu yazıyı da Sefer’e veda yazısına ekleyebilirdim. Önemli ayrıntılar vardı, hem kendi hayatına ilişkin benim bilmediğimi belirttiğim döneme ilişkin ayrıntılar hem de Kenan ile ölümünden önce ilişkide olduğuna dair bilgiler var.

(Ayrıca 12 Eylül döneminde TSİP ve TKP-B’yi kuran “ekip”e angaje olmadığı, ifadelerinden anlaşılıyor. Çünkü Kenan bizle, yani Kıvılcım gazetesini çıkaracak olanlarla çalışıyordu. Sefer onunla da çalışıyormuş ve Zeytinburn’lu gençler dedikleri de aslında Kıvılcım gazetesi geleneği içinde yer ala Ahmet Göral, Adnan Aslan ve daha adları saymakla bitmeyecek gençlerdi.)

Sefer’in ardından yazdığım yazıda şunları yazmıştım:

12 Eylül darbesinden sonra galiba bir süre gizlenmiş. Bu yazıyı yazarken sorduklarımdan öğrendiğime göre, Kenan Budak gizlenirken ve öldürülmeden önce Sefer ve Çetin Uygur ile bir şeyler hazırlıyorlarmış. Kesin bir bilgim yok.

Ama sonra her halde başka çare kalmayınca (geçinmek, saklanacak yer vs. yokluğu vs.) gidip sıkıyönetime teslim olmuş. Bir arkadaş, konuşurken Sefer’in hiç gizlemeye kalkmadan ve övünmeden, “Ben de elde bavul teslim olanlardandım” dediğini anlatmıştı.”

Sefer’in Kenan Budak üzerine aşağıya aktardığım yazısında özellikle bu iki konu ile (Kenan’la ilişkisi ve kendinin teslim oluşu) daha ayrıntılı ve doğru bilgi var:

Kenan budakla ilişkisi olduğu bilgisinin doğru olduğu anlaşılıyor. Sefer şunları yazıyor:

Tekstil Sendikasının Yedikule Şube Sekreteri Bekir Şahin ile birlikte Kocamustafaşa’da küçük bir şarküteri ve kuru gıda satış yeri açtık. Kenan ile zaman zaman burada buluşurduk.”

O dönemde, (yani 12 Eylül darbesi ve Kenan Budak’ın öldürülmesi arasındaki kısa sayılabilecek dönemde) DİSK’teki “Devrimci Muhalefet” olarak bir çaba içinde olduklarına dair, yine Kenan Budak için hazırladığımız kitap için Gürbüz Güneş’in yolladığı yazıda şu bilgiler yer alıyor:

“Kenan o günlerde, İstanbul merkezli ortak bir işçi sınıfı çalışması başlatmak için bazı girişimleri olduğunu söyledi. Yeraltı Maden-İş başkanı Çetin Uygur’dan ve Disk çalışmalarından tanıdığım bazı sendika yöneticilerinden bahsetti. Ben de sendikal mücadeleden geldiğim ve DİSK içerisindeki « Devrimci muhalefet » çalışmalarına Basın-İş kanalından katıldığım için Kenan benim de bu çalışmada yer almamı istedi. Ben o sırada daha dar, kendi çevremizle sınırlı bir ilişki ağının canlı tutulmasını uygun ve imkanlı görüyordum. Kenan o günlerde, sendikal hareket üzerine çöken ağır yenilgi ve teslimiyet havası şartlarında, karşıt bir sesin, bir kıpırdanma eğiliminin önemli olabileceğini, biraraya gelebilecek sendika yöneticileri ve öncü isçilerin imzalayacağı bir bildirinin böyle bir işlevi üstlenebilecegini söyledi. Toplantıya katılması muhtemel insanları, çeşitli alanlardan tanıdığımı, onların da beni tanıdıklarını ve herhangi bir güvenlik endişesi olmayacağından bahsetti. Prensip olarak anlaştık ama kesin karar için arkadaşlarla konuyu konuşmam gerekir dedim. Bir hafta on gün içerisinde tekrar buluşmak üzere vedalaşıp ayrıldık. Yanlış hatırlamıyorsam buluşma yeri ve tarihi yurtdışı üzerinden ayarlanacaktı.

Bu görüşmemizden bir kaç gün sonra Ankara’ya gittim. Arkadaşlarımızın Tuzluçayır’da ki evinde sohbet ederken bir yandan da gazeteleri karıştırıyordum. Çerçeve içine alınmış küçük bir haber gördüm. Sendikacı Kenan Budak’ın, Yedikule semtinde « dur ihtarına uymayıp kaçmaya çalıştığı için » polis tarafindan arkadan vurularak öldürüldüğünü yazıyordu.”

Sefer Güvenç te, tam bu dönemde aranmaya başlıyo teslim oluyor ve Selimiye’de kenan’in öldürüldüğünü öğreniyor. Aşağıda şöyle anlatıyor:

12 Eylül'ün üzerinden yaklaşık olarak 6-7 ay geçmişti. Sıkıyönetim Komutanlığı yayımladığı bir bildiride benim de adımın geçtiği yaklaşık 50 kişiye bir çağrı yaptı. Çağrıda: "Yurt dışında oldukları ve Türkiye'ye karşı faaliyette bulundukları tespit edilen aşağıda adı ve soyadı belirtilen kişilerin yurda dönerek, sıkıyönetim komutanlıklarına teslim olmaları, aksi halde vatandaşlıktan çıkarılacakları" ilan edilmişti.

Sıkıyönetim bildirisine göre ben yurt dışındaydım. Önümdeki seçenekler sınırlıydı. Ya yurt dışına çıkacaktım ya teslim olacaktım ya da "kim vurdu?" ya gidecektim. Ben de eleştirilen diğer DİSK Yöneticileri gibi hapishanenin yolunu tuttum.

Kenan'ın vurulduğunu hapishaneye ziyaretime gelen eşimden öğrendim. Kenan polisler tarafından vurulurken sanırım yanında Bekir Şahin de varmış. Vurulduktan sonra Kenan'ı yardım için kucaklamış olmalı ki kanlı gömleğini yıkaması için eşime getirmiş. Kenan'ın öldürülmesi olayının en yakın tanığı olan Bekir Şahin ile bir daha da karşılaşmadım.”

Özetle, o sırada DİSK içindeki “Devrimci Muhalefet” bir şeyler yapmaya çalışıyor, Kenan bunun hazırlanmasında oldukça aktif ve tabii ki kendisi bizzat bu Muhalefetin hazırlayıcılarından olan Sefer Güvenç ile de ilişki içinde. Ancak Kenan’ın öldürülmesiyle ve Sefer’in de teslim olmak zorunda kalmasıyla girişimin gerisi gelmiyor.

Keza Sefer’in, “Ben de eleştirilen diğer DİSK Yöneticileri gibi hapishanenin yolunu tuttum” sözleri de benim rivayet olarak duyup aktardığımı, yani “Ben de elde bavul teslim olanlardandım” demesini ama aslında böyle olmadığını, tevazu ile, kendisinin çaresizlikten yapmak zorunda olduğunu, gönüllü teslim olanlarla aynı kategoridenmiş gibi ifade ediyor.

Aşağıda Sefer Güvenç’in Kenan Budak kitabı için yazdığı yazı:

*

KENAN BUDAK

Kenan Budak'la ne zaman, nerede ve nasıl tanıştığımızı tam olarak hatırlamıyorum. Belleğim beni 1970 yılı öncesine götürüyor. Sanırım O'nu ilk kez Zeytinburnu'nda Hüseyin Elmacı ile birlikte görmüştüm. Daha sonraları Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın yönetiminde 2. defa yayınlanan Sosyalist Gazetesinin Laleli'deki binasında.

O'nu daha yakından tanımam ise 12 Mart Faşizminin hüküm sürdüğü günlerde oldu. 12 Mart Faşizminin hüküm sürdüğü günlerde Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın görüşlerini benimseyen herkes gibi Kenan Budak da işçi sınıfı içinde çalışmalarını sürdürüyordu. Yaşadığı Zeytinburnu semti, deri ve tekstil fabrikalarının bulunduğu, işçilerin yoğun olarak yaşadıkları bir semtti. Kenan Budak'ın ailesi Erzincanlıydı.

Deri işçilerinin büyük çoğunluğu da Erzincan ve Tunceli gibi Türkiye'nin doğu illerindendi. Gerek hemşerilik ilişkisi gerekse mahalle arkadaşlığı nedeniyle Kenan Budak'ın deri işçileri içinde geniş bir çevresi vardı.

Türk-İş'e bağlı Deri-İş Sendikasının Zeytinburnu Şubesi yöneticileri, işyeri temsilcileri ve üyeleri ile bire bir ilişki içindeydi. İşçilerin her türlü sorunları ile ilgileniyor, insanca bir yaşam için talep edilen ücret artışları, işten çıkarılmalar, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği için direnişe geçen işçilerin ekonomik mücadelelerinde hep yanlarındaydı.

Öncü işçilerin ve çevresindeki gençlerin sosyalist düşünce ile tanışmaları onun sayesinde oldu. O'nun çevresinde toplanan Zeytinburnu'nun genç işçileri, işçi sınıfının ekonomik ve politik mücadelesinde önemli roller üstlendiler.

Zeytinburnu-Kazlıçeşme’deki deri fabrikalarının, Bakırköy çevresindeki tekstil fabrikalarının işyeri temsilcileri, sendikaların şube yöneticileri O’nun çevresinde toplanmıştı.

1973 yılında Tekstil sendikasında örgütlenme uzmanı olarak çalışırken Çerkezköy'de kurulu tekstil fabrikalarındaki işçilerin sendikal örgütlenmesi için birlikte Çerkezköy'e gitmiştik. Beni akrabası olan Ridvan Budak ile O tanıştırdı.

Tekstil Sendikasının Bakırköy, Çerkezköy, Yedikule, Topkapı, Mahmutpaşa şubelerinde devrimci muhalefetin yönetime gelmesinde O'nun ve çevresindeki genç işçilerin önemli bir rolü olmuştur.

Türk-İş'e bağlı Deri-İş Sendikası tarafından ilerici işçilerin yönetimden uzaklaştırılması üzerine deri iş kolunda çalışan arkadaşları ile birlikte DİSK'e bağlı İlerici Deri-İş Sendikasını kurdu. Sendika başkanı ve DİSK Başkanlar Kurulu Üyesi olarak sınıfın çıkarları doğrultusunda verilen mücadelenin ön saflarında yerini aldı.

İşçi sınıfının ve ilerici güçlerin yükselen mücadelesini bastırmak için yapılan 12 Eylül faşist darbesi DİSK'i kapattığını ilan etti. Disk yöneticilerine çağrı yaparak Sıkı Yönetim Komutanlıklarına teslim olmalarını istedi. DİSK yöneticilerinin büyük çoğunluğu bu çağrıya uyarak teslim oldular. DİSK Yöneticilerinden sadece Kenan Budak gibi birkaç devrimci sendikacı teslim olmadı

Generaller tarafından 12 Eylül 1980 darbesi yapıldığında DİSK'in Ege Bölge Temsilciliği görevini vekâleten yürütüyordum. İzmir'de çalışma ve yaşama imkânı kalmayınca İstanbul'a döndüm.

Hem ortalıkta görünmemek hem de yaşamımı sürdürmek için çözüm yolu olarak pazarcılık yapmaya başladım. Ayrıca Tekstil Sendikasının Yedikule Şube Sekreteri Bekir Şahin ile birlikte Kocamustafaşa’da küçük bir şarküteri ve kuru gıda satış yeri açtık. Kenan ile zaman zaman burada buluşurduk.

12 Eylül'ün üzerinden yaklaşık olarak 6-7 ay geçmişti. Sıkıyönetim Komutanlığı yayımladığı bir bildiride benim de adımın geçtiği yaklaşık 50 kişiye bir çağrı yaptı. Çağrıda: "Yurt dışında oldukları ve Türkiye'ye karşı faaliyette bulundukları tespit edilen aşağıda adı ve soyadı belirtilen kişilerin yurda dönerek, sıkıyönetim komutanlıklarına teslim olmaları, aksi halde vatandaşlıktan çıkarılacakları" ilan edilmişti.

Sıkıyönetim bildirisine göre ben yurt dışındaydım. Önümdeki seçenekler sınırlıydı. Ya yurt dışına çıkacaktım ya teslim olacaktım ya da "kim vurdu?" ya gidecektim. Ben de eleştirilen diğer DİSK Yöneticileri gibi hapishanenin yolunu tuttum.

Kenan'ın vurulduğunu hapishaneye ziyaretime gelen eşimden öğrendim. Kenan polisler tarafından vurulurken sanırım yanında Bekir Şahin de varmış. Vurulduktan sonra Kenan'ı yardım için kucaklamış olmalı ki kanlı gömleğini yıkaması için eşime getirmiş. Kenan'ın öldürülmesi olayının en yakın tanığı olan Bekir Şahin ile bir daha da karşılaşmadım.

Kenan Budak, yaşamı boyunca işveren-devlet kontrollü sendikacılık anlayışına karşı devrimci sendikacılığı/sınıf sendikacılığını savundu. İşçi sınıfının sömürüden kurtuluşu için sendikal/ ekonomik mücadelenin yeterli olmadığını, mutlaka siyasi mücadele verilmesi gerektiğini savundu ve doğrultuda mücadele verdi.

12 Mart Faşizminin o karanlık günlerinden başlayarak, yaşamını yitirinceye kadar Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın "Anarşi Yok, Büyük Derleniş" şiarı doğrultusunda işçi sınıfının siyasi hareketinin reorganizasyonu için çalıştı. Çevresindeki genç işçilere örnek oldu. O'nu çok genç yaşta kaybettik; ama verdiği mücadele unutulmadı, unutulmayacak.

Saygıyla anıyoruz.

Sefer Güvenç

19.12.2013

Hiç yorum yok: