Bugün “Sefer Güvenç’in Ardından” başlıklı, neredeyse bir küçük kitap boyutunu alan, yazıyı indirilebilir kitap olarak paylaştım.
Akşama da “bari elim değmişken
Kenan Budak ile ilgili olarak hazırladığımız ama şimdiye kadar tekrar dönüp de
bir kitap olarak, yayınlayamadığımız derlemeyi bir kitap olarak yayınlayayım” diye
düşündüm.
Çoktandır konuyla uğraşmadığımdan
kitap için yıllar önce hazırladığımız malzemeyi toparlamaya çalıştım.
Toparlamaya çalıştığım malzemeler arasında Sefer Güvenç’in Kenan Budak için yazdığı yazıya rastladım.
“Nasıl da aklımdan çıkmış.
Aslında bu yazıyı da Sefer’e veda yazısına ekleyebilirdim. Önemli ayrıntılar
vardı, hem kendi hayatına ilişkin benim bilmediğimi belirttiğim döneme ilişkin
ayrıntılar hem de Kenan ile ölümünden önce ilişkide olduğuna dair bilgiler var.
(Ayrıca 12 Eylül döneminde TSİP
ve TKP-B’yi kuran “ekip”e angaje olmadığı, ifadelerinden anlaşılıyor. Çünkü
Kenan bizle, yani Kıvılcım gazetesini çıkaracak olanlarla çalışıyordu. Sefer
onunla da çalışıyormuş ve Zeytinburn’lu gençler dedikleri de aslında Kıvılcım
gazetesi geleneği içinde yer ala Ahmet Göral, Adnan Aslan ve daha adları
saymakla bitmeyecek gençlerdi.)
Sefer’in ardından yazdığım yazıda
şunları yazmıştım:
“12 Eylül darbesinden sonra
galiba bir süre gizlenmiş. Bu yazıyı yazarken sorduklarımdan öğrendiğime göre,
Kenan Budak gizlenirken ve öldürülmeden önce Sefer ve Çetin Uygur ile bir
şeyler hazırlıyorlarmış. Kesin bir bilgim yok.
Ama sonra her halde başka çare
kalmayınca (geçinmek, saklanacak yer vs. yokluğu vs.) gidip sıkıyönetime teslim
olmuş. Bir arkadaş, konuşurken Sefer’in hiç gizlemeye kalkmadan ve övünmeden,
“Ben de elde bavul teslim olanlardandım” dediğini anlatmıştı.”
Sefer’in Kenan Budak üzerine aşağıya
aktardığım yazısında özellikle bu iki konu ile (Kenan’la ilişkisi ve kendinin
teslim oluşu) daha ayrıntılı ve doğru bilgi var:
Kenan budakla ilişkisi olduğu
bilgisinin doğru olduğu anlaşılıyor. Sefer şunları yazıyor:
“Tekstil Sendikasının Yedikule
Şube Sekreteri Bekir Şahin ile birlikte Kocamustafaşa’da küçük bir şarküteri ve
kuru gıda satış yeri açtık. Kenan ile zaman zaman burada buluşurduk.”
O dönemde, (yani 12 Eylül darbesi
ve Kenan Budak’ın öldürülmesi arasındaki kısa sayılabilecek dönemde) DİSK’teki “Devrimci
Muhalefet” olarak bir çaba içinde olduklarına dair, yine Kenan Budak için
hazırladığımız kitap için Gürbüz Güneş’in yolladığı yazıda şu bilgiler yer
alıyor:
“Kenan o günlerde, İstanbul
merkezli ortak bir işçi sınıfı çalışması başlatmak için bazı girişimleri
olduğunu söyledi. Yeraltı Maden-İş başkanı Çetin Uygur’dan ve Disk
çalışmalarından tanıdığım bazı sendika yöneticilerinden bahsetti. Ben de
sendikal mücadeleden geldiğim ve DİSK içerisindeki « Devrimci muhalefet »
çalışmalarına Basın-İş kanalından katıldığım için Kenan benim de bu çalışmada
yer almamı istedi. Ben o sırada daha dar, kendi çevremizle sınırlı bir ilişki
ağının canlı tutulmasını uygun ve imkanlı görüyordum. Kenan o günlerde,
sendikal hareket üzerine çöken ağır yenilgi ve teslimiyet havası şartlarında,
karşıt bir sesin, bir kıpırdanma eğiliminin önemli olabileceğini, biraraya
gelebilecek sendika yöneticileri ve öncü isçilerin imzalayacağı bir bildirinin
böyle bir işlevi üstlenebilecegini söyledi. Toplantıya katılması muhtemel
insanları, çeşitli alanlardan tanıdığımı, onların da beni tanıdıklarını ve herhangi
bir güvenlik endişesi olmayacağından bahsetti. Prensip olarak anlaştık ama
kesin karar için arkadaşlarla konuyu konuşmam gerekir dedim. Bir hafta on gün
içerisinde tekrar buluşmak üzere vedalaşıp ayrıldık. Yanlış hatırlamıyorsam
buluşma yeri ve tarihi yurtdışı üzerinden ayarlanacaktı.
Bu görüşmemizden bir kaç gün
sonra Ankara’ya gittim. Arkadaşlarımızın Tuzluçayır’da ki evinde sohbet ederken
bir yandan da gazeteleri karıştırıyordum. Çerçeve içine alınmış küçük bir haber
gördüm. Sendikacı Kenan Budak’ın, Yedikule semtinde « dur ihtarına uymayıp
kaçmaya çalıştığı için » polis tarafindan arkadan vurularak öldürüldüğünü
yazıyordu.”
Sefer Güvenç te, tam bu dönemde
aranmaya başlıyo teslim oluyor ve Selimiye’de kenan’in öldürüldüğünü öğreniyor.
Aşağıda şöyle anlatıyor:
“12 Eylül'ün üzerinden
yaklaşık olarak 6-7 ay geçmişti. Sıkıyönetim Komutanlığı yayımladığı bir
bildiride benim de adımın geçtiği yaklaşık 50 kişiye bir çağrı yaptı. Çağrıda:
"Yurt dışında oldukları ve Türkiye'ye karşı faaliyette bulundukları tespit
edilen aşağıda adı ve soyadı belirtilen kişilerin yurda dönerek, sıkıyönetim
komutanlıklarına teslim olmaları, aksi halde vatandaşlıktan
çıkarılacakları" ilan edilmişti.
Sıkıyönetim bildirisine göre
ben yurt dışındaydım. Önümdeki seçenekler sınırlıydı. Ya yurt dışına çıkacaktım
ya teslim olacaktım ya da "kim vurdu?" ya gidecektim. Ben de
eleştirilen diğer DİSK Yöneticileri gibi hapishanenin yolunu tuttum.
Kenan'ın vurulduğunu
hapishaneye ziyaretime gelen eşimden öğrendim. Kenan polisler tarafından
vurulurken sanırım yanında Bekir Şahin de varmış. Vurulduktan sonra Kenan'ı
yardım için kucaklamış olmalı ki kanlı gömleğini yıkaması için eşime getirmiş.
Kenan'ın öldürülmesi olayının en yakın tanığı olan Bekir Şahin ile bir daha da
karşılaşmadım.”
Özetle, o sırada DİSK içindeki “Devrimci
Muhalefet” bir şeyler yapmaya çalışıyor, Kenan bunun hazırlanmasında
oldukça aktif ve tabii ki kendisi bizzat bu Muhalefetin hazırlayıcılarından
olan Sefer Güvenç ile de ilişki içinde. Ancak Kenan’ın öldürülmesiyle ve Sefer’in
de teslim olmak zorunda kalmasıyla girişimin gerisi gelmiyor.
Keza Sefer’in, “Ben de
eleştirilen diğer DİSK Yöneticileri gibi hapishanenin yolunu tuttum”
sözleri de benim rivayet olarak duyup aktardığımı, yani “Ben de elde bavul
teslim olanlardandım” demesini ama aslında böyle olmadığını, tevazu ile, kendisinin
çaresizlikten yapmak zorunda olduğunu, gönüllü teslim olanlarla aynı
kategoridenmiş gibi ifade ediyor.
Aşağıda Sefer Güvenç’in Kenan
Budak kitabı için yazdığı yazı:
*
KENAN BUDAK
Kenan Budak'la ne zaman, nerede
ve nasıl tanıştığımızı tam olarak hatırlamıyorum. Belleğim beni 1970 yılı
öncesine götürüyor. Sanırım O'nu ilk kez Zeytinburnu'nda Hüseyin Elmacı ile
birlikte görmüştüm. Daha sonraları Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın yönetiminde 2.
defa yayınlanan Sosyalist Gazetesinin Laleli'deki binasında.
O'nu daha yakından tanımam ise 12
Mart Faşizminin hüküm sürdüğü günlerde oldu. 12 Mart Faşizminin hüküm sürdüğü
günlerde Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın görüşlerini benimseyen herkes gibi Kenan
Budak da işçi sınıfı içinde çalışmalarını sürdürüyordu. Yaşadığı Zeytinburnu
semti, deri ve tekstil fabrikalarının bulunduğu, işçilerin yoğun olarak
yaşadıkları bir semtti. Kenan Budak'ın ailesi Erzincanlıydı.
Deri işçilerinin büyük çoğunluğu
da Erzincan ve Tunceli gibi Türkiye'nin doğu illerindendi. Gerek hemşerilik
ilişkisi gerekse mahalle arkadaşlığı nedeniyle Kenan Budak'ın deri işçileri
içinde geniş bir çevresi vardı.
Türk-İş'e bağlı Deri-İş
Sendikasının Zeytinburnu Şubesi yöneticileri, işyeri temsilcileri ve üyeleri
ile bire bir ilişki içindeydi. İşçilerin her türlü sorunları ile ilgileniyor, insanca
bir yaşam için talep edilen ücret artışları, işten çıkarılmalar, çalışma
koşullarının iyileştirilmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği için direnişe geçen
işçilerin ekonomik mücadelelerinde hep yanlarındaydı.
Öncü işçilerin ve çevresindeki
gençlerin sosyalist düşünce ile tanışmaları onun sayesinde oldu. O'nun
çevresinde toplanan Zeytinburnu'nun genç işçileri, işçi sınıfının ekonomik ve
politik mücadelesinde önemli roller üstlendiler.
Zeytinburnu-Kazlıçeşme’deki deri
fabrikalarının, Bakırköy çevresindeki tekstil fabrikalarının işyeri
temsilcileri, sendikaların şube yöneticileri O’nun çevresinde toplanmıştı.
1973 yılında Tekstil sendikasında
örgütlenme uzmanı olarak çalışırken Çerkezköy'de kurulu tekstil
fabrikalarındaki işçilerin sendikal örgütlenmesi için birlikte Çerkezköy'e
gitmiştik. Beni akrabası olan Ridvan Budak ile O tanıştırdı.
Tekstil Sendikasının Bakırköy,
Çerkezköy, Yedikule, Topkapı, Mahmutpaşa şubelerinde devrimci muhalefetin
yönetime gelmesinde O'nun ve çevresindeki genç işçilerin önemli bir rolü
olmuştur.
Türk-İş'e bağlı Deri-İş Sendikası
tarafından ilerici işçilerin yönetimden uzaklaştırılması üzerine deri iş
kolunda çalışan arkadaşları ile birlikte DİSK'e bağlı İlerici Deri-İş
Sendikasını kurdu. Sendika başkanı ve DİSK Başkanlar Kurulu Üyesi olarak
sınıfın çıkarları doğrultusunda verilen mücadelenin ön saflarında yerini aldı.
İşçi sınıfının ve ilerici
güçlerin yükselen mücadelesini bastırmak için yapılan 12 Eylül faşist darbesi
DİSK'i kapattığını ilan etti. Disk yöneticilerine çağrı yaparak Sıkı Yönetim
Komutanlıklarına teslim olmalarını istedi. DİSK yöneticilerinin büyük çoğunluğu
bu çağrıya uyarak teslim oldular. DİSK Yöneticilerinden sadece Kenan Budak gibi
birkaç devrimci sendikacı teslim olmadı
Generaller tarafından 12 Eylül
1980 darbesi yapıldığında DİSK'in Ege Bölge Temsilciliği görevini vekâleten
yürütüyordum. İzmir'de çalışma ve yaşama imkânı kalmayınca İstanbul'a döndüm.
Hem ortalıkta görünmemek hem de
yaşamımı sürdürmek için çözüm yolu olarak pazarcılık yapmaya başladım. Ayrıca
Tekstil Sendikasının Yedikule Şube Sekreteri Bekir Şahin ile birlikte
Kocamustafaşa’da küçük bir şarküteri ve kuru gıda satış yeri açtık. Kenan ile
zaman zaman burada buluşurduk.
12 Eylül'ün üzerinden yaklaşık
olarak 6-7 ay geçmişti. Sıkıyönetim Komutanlığı yayımladığı bir bildiride benim
de adımın geçtiği yaklaşık 50 kişiye bir çağrı yaptı. Çağrıda: "Yurt
dışında oldukları ve Türkiye'ye karşı faaliyette bulundukları tespit edilen
aşağıda adı ve soyadı belirtilen kişilerin yurda dönerek, sıkıyönetim
komutanlıklarına teslim olmaları, aksi halde vatandaşlıktan
çıkarılacakları" ilan edilmişti.
Sıkıyönetim bildirisine göre ben
yurt dışındaydım. Önümdeki seçenekler sınırlıydı. Ya yurt dışına çıkacaktım ya
teslim olacaktım ya da "kim vurdu?" ya gidecektim. Ben de eleştirilen
diğer DİSK Yöneticileri gibi hapishanenin yolunu tuttum.
Kenan'ın vurulduğunu hapishaneye
ziyaretime gelen eşimden öğrendim. Kenan polisler tarafından vurulurken sanırım
yanında Bekir Şahin de varmış. Vurulduktan sonra Kenan'ı yardım için kucaklamış
olmalı ki kanlı gömleğini yıkaması için eşime getirmiş. Kenan'ın öldürülmesi
olayının en yakın tanığı olan Bekir Şahin ile bir daha da karşılaşmadım.
Kenan Budak, yaşamı boyunca
işveren-devlet kontrollü sendikacılık anlayışına karşı devrimci
sendikacılığı/sınıf sendikacılığını savundu. İşçi sınıfının sömürüden kurtuluşu
için sendikal/ ekonomik mücadelenin yeterli olmadığını, mutlaka siyasi mücadele
verilmesi gerektiğini savundu ve doğrultuda mücadele verdi.
12 Mart Faşizminin o karanlık
günlerinden başlayarak, yaşamını yitirinceye kadar Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın
"Anarşi Yok, Büyük Derleniş" şiarı doğrultusunda işçi
sınıfının siyasi hareketinin reorganizasyonu için çalıştı. Çevresindeki genç
işçilere örnek oldu. O'nu çok genç yaşta kaybettik; ama verdiği mücadele
unutulmadı, unutulmayacak.
Saygıyla anıyoruz.
Sefer Güvenç
19.12.2013

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder