16 Mart 2016 Çarşamba

Erdoğan’ın Darbesi Nasıl Engellenebilir?

Siyasi mücadelede verili andaki acil görevin; bu göreve uygun güçlerin ve mücadele biçimlerinin doğru olarak tanımlanması hayati önem taşır.
7 Haziran seçimlerinden beri, artık sorunun “Barış Süreci”, “Kürt Sorunu’nun çözümü”; “Demokratik Anayasa” vs. olmaktan çıktığını; yakalanması gereken ana halkanın; Erdoğan’ın ve darbesinin engellenmesi; Erdoğan’dan kurtulmak için en geniş güçleri bir araya getirmek olduğunu yazıyoruz.
Örneğin Geçen sene 27 Ekim’de şunları yazıyorduk:
“Kuran’ın Ali İmran Suresi’nin 185’inci ayetinde ve bazı mezarlıklarda “Her canlı ölümü tadacaktır.” diye yazar.
Türkiye’de ve hatta Ortadoğu’da yaşayan herkes “Erdoğan’dan nasıl kurtuluruz” sorusuyla karşılaşacaktır. (…)

Erdoğan bugün baş sorundur, dolayısıyla baş hedef Erdoğan olmalıdır. Çünkü AK Parti, hükümet, başbakan, bakanlar vs. hepsi Erdoğan’ın fiili darbe rejiminin basit avadanlıklarıdır. Onları hedef almak, hem hedef şaşırtmaktır; hem de bir hedefte birleşecekleri dağıtır ve azaltır. Daha fazla hedef, daha sağlam bir birlik ve birleşeceklerin daha büyük bir niceliği anlamına gelmemektedir. En geniş ve sağlam bir birlik Erdoğan’ın #istifa’sı hedefi etrafında sağlanabilir. Sadece Erdoğan’ı hedef almak onu yedek olarak kullandıklarından tecrit edebilir.”
14 Ekim’de şöyle yazıyorduk:
“Türkiye’deki tüm sorunların kökü Erdoğan’dır.
Kürtlerle savaş, onun başkanlık ihtirası için başlamıştır; Suriye’de milyonlarca insanın düştüğü durum onun emperyal hayallerinin bir ürünüdür. Yolsuzluk, katliam… Medya operasyonları, yargıya müdahale, delil karartma ve saymakla bitiremeyeceğimiz icraatlar…
Erdoğan’ı demokratik yollarla saraydan def etmeden Türkiye’deki hiçbir sorun çözülemez!
Erdoğan’ı seçimler yoluyla gönderebileceğimizi sananlar sahte hayaller yayarak Erdoğan’a zaman kazandırıyor. Ancak Erdoğan için başkanlık ve hesap verme arasında üçüncü bir seçenek yoktur. Dolayısıyla kendisinden “milli irade”ye saygı duyması beklenemez. Erdoğan orada olduğu müddetçe seçimlerin olacağının veya olsa dahi bunun adil olacağının garantisi yoktur. Seçimde yenilirse, bunu kabul edeceğinin de…”
Ankara katliamından sonra şöyle yazmıştık 10 Ekim’de:
Aylardır defalarca yazdık ve yazıyoruz. Erdoğan için geri dönüş yoktur, en kanlı güçlerle ittifak içindedir ve her şeyi yapacaktır. Seçimler olacakmışçasına seçimlere odaklı politika yanlıştır. Hemen şu an Erdoğan’a karşı kitle direnişleri örgütlenmelidir.
Maalesef bunlar uzayın sağır boşluklarında kaybolup gidiyor.”
Ankara katliamından önce, “Erdoğan Nasıl Gitmez, Nasıl Gider, Nasıl Gitmeli?” başlıklı yazıda şunlar deniyordu:
“Halkın dediği gibi, “bu dünya Sultan Süleyman’a kalmamış, elbet Erdoğan’a da kalmaz”. Elbet bir gün gidecektir.
Bir Çin atasözü, “bir nehrin kenarında uzun zaman durursanız, bütün düşmanlarınızın cenazelerinin önünüzden birer birer geçtiğini görürsünüz” der. Elbet bir gün Erdoğan’ın cenazesi de yeterince uzun yaşayanların önünden geçecektir.
Son zamanlarda neredeyse bütün yazarların ve Facebook yorumcularının, korkularını bastırmak için, karanlıkta ıslık çalarca tekrarladıkları gibi sonunda “demokrasi kazanacaktır.”
Elbet Erdoğan gidecektir ve bu günler de geçecektir.
Ama yine halkın dediği gibi “elbet geçer ama deler de geçer”.”
19 Ağustos’ta “Ne Yapacağını Bilen ve Kararlı Erdoğan, CHP ve HDP ile Kedinin Fare ile Oynadığı Gibi Oynuyor” başlıklı yazıda şöyle yazıyorduk:
Erdoğan ne yapacağını biliyor: hiçbir şekilde; ne olursa olsun açıkça el koyduğunu söylediği fiili başkanlık mevkiini-mevziini terk etmemek.
Çünkü bir tek geri adımı; en küçük bir zaaf belirtisi bile, hem uluslararası mahkemelere hem de Türkiye’deki mahkemelere sanık olarak çıkmakla sonuçlanacak bir düşüşün ve gerileyişin yolunu açacaktır.
Bu akıbeti engellemek için HER ŞEYİ yapmaya hazırdır.
Bu tespiti yapmayan, bugün Türkiye’de politika yapamaz.
Bu tespiti yapan da Türkiye’deki en acil sorunun Erdoğan olduğunu; Erdoğan’ın fiili darbesine son vermek olduğunu görür ve acil hedef ve politikalarını buna göre belirler.
Bundan bir gün önce 18 Ağustos’ta “HDP ve CHP’ye Çağrı: Erdoğan Nasıl Durdurulabilir?” başlıklı yazıda şunları yazıyorduk:
“Dünkü yazımızda, İsyanın temel kuralı “hücum, hücum, hücumdur” diye yazmış; isyanla oynamanın tehlikelerinden söz etmiştik.
Bu devlete ve sisteme isyan etmesi gerekenler savaş ve politika sanatının bu kuralına ve derslerine aldırış etmeden oyun oynuyorlar
Ama Erdoğan, devletin başında, başında olduğu devletin anayasasına ve yapısına fiilen isyan etmiş olarak, darbe yaptığını açıkça söyleyerek; tam da bu kuralı uyguluyor ve kendi açısından başarıdan başarıya koşuyor.
Ona başarıyı, karşısındakilerin kararsızlığı ve korkaklığı hediye ediyor.
Erdoğan son derece dar görüşlü, yeteneksiz ve kifayetsiz bir politikacıdır.
Tek bir özelliği vardır.
Karşısındakileri kararsız durumda bırakacak taktik hamleler yapmak ve son derece kararlı olarak sürekli saldırmak.
Erdoğan bugün hala bulunduğu yerde duruyorsa bunun en büyük suçluları kararlı bir mücadele yürütmeyen HDP ve CHP’dir.”
Geriye doğru oynayan bir film gibi sunulan bu örnekler bir fikir verir.
Kimileri buna “Erdoğan değişse ne olur, Erdoğan’ı hedef olarak koymak yanlıştır” diye itirazlar ettiler; kimileri ise hala “Barış Sürecine dönüş” diyerek eski acil görev çizgisinde kaldılar.
Bugün neredeyse bir yıla yakın zaman geçtikten sonra acil görev, yakalanacak ana halka belirlememizin ne kadar doğru ve hayati olduğu görülmüş olmalıdır.
(Örneğin Cemil Bayık’ın dün gazetelerde yer alan sözleri sonunda PKK yöneticilerinin bile öz yönetim gibi hayalleri bırakıp bu noktaya gelmek zorunda olduklarını gösteriyordu. Ama mantık sonuçlarıyla ve tüm kapsamıyla değil. Oraya sonra geleceğiz.)
*
Ne var ki, Erdoğan’ın darbesini durdurabilmek için olmazsa olmaz olan en büyük iki güç,  CHP ve HDP, hala bu görev belirlemesini yapmadığı gibi buna uygun da davranmamaktadırlar.
Ortada fiili bir darbe rejimi vardır ve bu önerme doğru ise buna uygun davranış gerekir. CHP ve HDP Erdoğan’a karşı amansız ve direk bir mücadeleye girmelidirler.
Erdoğan’ın darbesi birkaç gündür yeni ve nihai bir aşamaya ulaşmış bulunmaktadır.
Bu yeni saldırı başarı kazandığı takdirde, Erdoğan’ın diktasını engelleyecek hiç bir direniş mevzii kalmayacaktır.
Ve durumda bir süre sonra da herkes, denize düşenin yılana sarılması gibi, Mısır’daki gibi bir darbeyi, son kurtarıcı olarak ordudan bekler hale gelecektir.
Ordu da zaten kendinin sırasını bekliyor ve Erdoğan’ın önünü açarak bir taşta iki kuş vuruyor. Bir yandan Kürt hareketini ve demokratik muhalefeti Erdoğan’a ezdirmeye çalışıyor; Erdoğan’a kestaneleri ateşten çıkartıyor; bir yandan tam da bu nedenle Erdoğan’ın uzun vadede gerçekleşecek tecridinin meyvelerini toplamaya; bir kurtarıcı gibi gelmeye hazırlanıyor.
Şu an Ülke Erdoğan’ın; Erdoğan Ergenekon’un, Ergenekon Ordu’nun elinde rehindir.
*
Erdoğan fiilen tüm fikir hürriyetini ayaklar altına alan “terörün tanımını yeniden yapalım” sözlerinin daha mürekkebi kurumadan ve daha ortada yasa bile yokken gerçekleşen şu üç gelişmeye bakalım.
·        Akademisyenler bildirisinin ve barış isteminin arkasında durduklarını söyleyen üç akademisyen tutuklandı.
·        Bir yabancı akademisyen HDP’nin Newroz davetiyesi çantasında bulunduğu için Polis tarafından gözaltına alınarak, emniyette gecelemeye zorlandı. (Şu an gelen bir habere göre sınır dışı edilecekmiş)
·        Bu sabah, Özgür Hukukçular Derneğinden sekiz avukat evlerine baskın yapılarak gözaltına alındı.
Bütün bunlar Erdoğan’ın zamana yayılmış darbesinde bir yeni evreye girildiğinin; bir nitelik değişikliğinin ifadesidir.
*
Eğer Erdoğan’ın bu saldırısı bu noktada durdurulamaz ve püskürtülemez ise, bundan sonra Erdoğan’a karşı olan herkes artık tehdit altında olacaktır. Tüm muhalifler tutuklanabilecek ve tüm toplum sindirilebilecektir.
Bu notada yapılacak tek bir şey vardır. Erdoğan’ın darbesini durdurabilmek için en geniş güçleri bir araya getirmek. Yok Kemalist’miş, yok Cemaatçiymiş, yok Bölücüymüş gibi hiçbir ayrım yapmadan. Kim gelirse gelsin en geniş cepheyi kurmak gerekiyor.
Unutmayalım Erdoğan’ın bu darbesi, mutatis mutandis, Hitler’in 1933’de hükümeti kurduktan sonra yaptıklarının birebir benzeridir.
Hitlerin muadili Erdoğan’dır.
O zamanın intihar politikası izleyen Üçüncü Enternasyonal ve Alman komünist Partisi’nin yerini bugün PKK ve HDP almış.
O zamanın Alman Sosyal Demokratlarının yerinde CHP var.
Hitler’e başbakanlığı bahşeden Prusya ordusunun dengesi Hindenburg’un muadilleri ise, Ordu’nun sivil temsilcileri Bahçeli ve Baykal’lar.
*
Şu an bu darbeyi göğüsleyebilmek ve püskürtebilmek için hala mümkündür.
Dün tutuklanan üç akademisyenin haklarını ve özgürlüklerini savunmak gerekiyor
Bunu genel bir programatik çizgi olarak şöyle tanımlayabiliriz.
Fikrin hiçbir şekilde suç olmaması; fikre karşı fikirden başka bir mücadele yöntemini kesinlikle reddedilmesi; fikirlere karşı idari ve hukuki baskılarla mücadele edilmemesi; devletin görevinin fikri fikirle değil idari ve hukuki baskılarla engellemeyi engellemek olması.
Böyle bir çizgi, en geniş güçleri bir araya getirebilecek, bir toparlanma sağlayabilecek; Erdoğan’ın saldırısını durdurabilecek iyi ve sağlam bir mevzi sunar.
Bu mevzie yerleşip, burada tüm güçleri toparlayarak; hiçbir geri adım atmadan ölümüne bir mücadeleye girmek gerekmektedir.
Bu noktada gerekli kararlılık gösterilemez ve gerekeli güçler toparlanamazsa, bundan sonra çok uzun bir yenilgi ve ricat dönemi; hatta tam bir bozgun dönemi gelecektir.
O halde, şu an bu üç akademisyeni bayrak yaparak, onların işlediği suçu işleyerek ve Erdoğan’ı ya binlerce kişiyi de tutuklamak; ya da bu akademisyenleri de serbest bırakmak zorunda bırakarak Erdoğan’ın saldırışına karşı siperlere geçmek gerekmektedir.
Tüm akademisyenler, aydınlar, yazarlar bu bildiriyi aynen benimseme suçunu işleyerek bir sivil itaatsizlik hareketi başlatmalıdırlar.
Bildirinin içeriğine katılıp katılama sorunu değildir bu. Bu bir fikir özgürlüğünü savunma sorunudur. Bir sivil itaatsizlik eylemidir. Bildirinin içeriğine katılmasa da insan bunu yapabilir ve yapmalıdır.
Bunun yanı sıra sosyal medya aracılığıyla herkese de binlerce ve milyonlarca insana da aynı suçu işleme ve kendini ihbar etme eylemi çağrısı yapılmalıdır.
Sedat Peker’ler oluk oluk kanımızı akıtmadan, Türkiye’nin her yanında insanlar oluk oluk aynı “suçu” işlemeye akmalıdırlar.
Bunların yanı sıra CHP ve HDP şu andan itibaren Erdoğan’ın başında bulunduğu bu günkü rejimi yasa dışı ilen edip, hükümeti Erdoğan’a karşı tavır almaya; Erdoğan’ı oradan çıkartıp, Çankaya köşküne taşınmaya zorlamaya çağırmalıdırlar. Böyle kararlı bir tavır Ak Parti’de de muhalefete cesaret verir.
Çünkü Kaç-ak saray bir bina değil; başkalık sistemine uygun bir örgüt ve yapıdır. Yasa dışı ve fiili bir darbe merkezidir.
HDP dokunulmazlıklar kalksa da Mecliste kalacağız gibi kararsız ve anlamsız politikaları bırakıp; derhal, bir temkinin bile dokunulmazlığının kaldırılması halinde hepsinin meclisten çekileceklerini ilan etmelidir. CHP’yi de böyle davranmaya çağırmalıdır.
CHP ve HDP Erdoğan’a ve darbesine karşı açık bir mücadeleye girmelidirler. Darbecilere karşı kararlı ve uzlaşmaz olmak çok önemlidir.
*
Ve nihayet PKK’ya da birkaç söz.
Cemil Bayık, aylar sonra aşırı “sol”dan aşırı sağa sıçramış bulunuyor.
Önce adı konulmamış bir isyan çizgisinden, Gül ve Arınç’ın muhalefetlerine bel bağlar duruma gelmişti.
Şimdi de Haziran’dan beri yazdığımız ve yazının başında aktardığımız tespite gelmiş, temel hedeflerinin Erdoğan’ı devirmek olduğunu söylemiş.
“Zararın neresinden dönülse kardır” diyemiyoruz.
Önceki “Sol” çizgi bile nasıl saçmalıklarla ve tutarsızlıklarla doluyduysa; bu “sağ” çizgi de aynı zaaflarla malul.
Erdoğan’ı devirmek esas hedefse bunun için dağlarda veya şehirlerde gerilla savaşı gerekmez.
 Erdoğan’ı devirmek askeri yöntemlerle olmaz. “Bundan sonra her yer savaş alanıdır” demekle ve fiilen öyle yapmakla, Erdoğan devrilmez.
Erdoğan ancak en geniş toplumsal güçler bir araya getirilerek bulunduğu noktadan uzaklaştırılabilir.
Ve bu güçlerin her birinin ayrı bir yoğurt yiyişi vardır.
Bütün bunları birleştirecek örgüt ve mücadele biçimleri gerekir.
Erdoğan ancak kitlesel sivil direnişle durdurulabilir.
Sorun askeri değil, toplumsal güçlerin konumlanışı sorunudur.
O halde PKK gerçekten Erdoğan’ı devirmek istiyorsa, derhal tek taraflı ateşkes ilan etmeli; çatışmadan kaçınmalı; TAK ve benzerlerinin yaptığı eylemleri ret ve mahkûm etmelidir.
Ancak böyle bir politik hamle, demokratik muhalefetin tekrar toparlanabilmesi ve Erdoğan’ın tecrit edilebilmesi için gerekli koşulları sağlayabilir
Ayrıca bunun olabileceğini de daha önce gördük.
Ortada harika iki deney ve örnek de var: Gezi ve 7 Haziran.
Öcalan’ın 2013’deki Newroz mesajı ve ateşkesten birkaç ay sonra Haziran başında Gezi direnişi başlamıştı.
PKK da çatışmadan kaçarak 7 Haziran zaferine zemin hazırlamıştı.
PKK bu çizgiyi bıraktığından beri, Erdoğan mevzi üstüne mevzi kazanıyor.
Evet, Erdoğan’ı durdurmak mümkündür.
PKK eğer Erdoğan’a karşı mücadele etmek, onu durdurmak hedefinde gerçekten samimiyse, bunun askeri araçlarla olamayacağını anlamalıdır.
PKK’nın yapacağı tek şey hiçbir şey yapmamak olabilir.
Tek taraflı ateşkes, çatışmadan kaçma ve şehirlerdeki bombalamaları mahkûm edip reddetme.
Sinoplu “kelbiyun” Diyojen’in Atatürk’ün hemşehrisi Makedonyalı, Kuran’ın  “Zulgarneyn” (Çift boynuzlu)dediği İskender’e söylediği gibi, eğer Erdoğan’a karşı mücadeleye destek olmak istiyorsan, “güneşime engel olma aşka ihsan istemez!”.
Demir Küçükaydın

Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...