19 Haziran 2014 Perşembe

HDK ve HDP’nin Medyatik Mizansen “Kongre”leri

Bu hafta sonu HDK ve HDP’nin Kongreleri var. Ancak bu Kongreler medyatik mizansen kongreler olacaktır. Gerçek kongreler birileri tarafından bir yerlerde yapılmış ve kararlar alınmıştır. Bu kongreler o bir yerlerde birilerinin yaptığı kongrelerde alınan kararların medyatik bir mizansenle oylandığı gösteriler olacaktır.
Bunu biz demiyoruz. Bizzat HDK ve HDP kendisi söylüyor. Daha önce Ertuğrul kürkçü ve Demirtaş’ın beyanatlarında bunu kendi ağızlarıyla ifade ettiklerini; hatta önümüzdeki yıllarda yapılacak birkaç kongrenin de böyle olacağını bizzat Kürkçü’nün ifadelerinden öğrenmiştik.
Şimdi) “Kongre”lerin medyatik mizansen gösteriler olacağını bizzat açıklanan (önerilen bile değil) “gündem”ler örneğinde görelim.
Kongreler dünyanın her yerinde, bir örgütün en geniş katılımlı en üst karar organlarıdır. Bunun birinci mantıki sonucu şudur. Nasıl çalışacaklarına ve gündemlerinin ne olacağına ancak Kongreler kendileri karar verirler. Çünkü üzerlerinde başka bir organ yoktur ve olamaz.
Kongrelerin bu yapısal özelliğinin diğer bir mantıki sonucu, Kongre salonuna girildiği andan itibaren, tıpkı Allah’ın kullarının güçleri, yetkileri, mevkileri, toplumsal konumları ne olursa olsun aynı safa eşitçe dizilmeleri gibi; tıpkı demokratik bir ülkedeki seçim gününde herkesin bir oydan fazla bir yetkisinin olmaması gibi, Kongre salonundaki tüm delegelerin eşit bireyler olarak Kongre’de yerini almasıdır. Kime ne söz verileceğine ancak Kongre öneriler ve oylamalarla karar verebilir. Çünkü orada bir başkan de en sıradan bir üye de eşittir, eşit haklara sahiptir. Görevler ve yetkiler hiç kimseye bir imtiyaz sağlamaz kongre salonunda
Yine bunun bir sonucu daha vardır. Kararların da en sağlıklı biçimde alınabilmesi için, tam bir fikir ve örgütlenme özgürlüğü ortamında, herkesin eşit söz ve oy hakkı ile önerilerin tartışılması ve oylanması (mümkün ve gerekliyse de gizli oylama yapılması) gerekir.
Yine bunun mantıki bir sonucu olarak ne Kongrelerin gündemi önceden belirlenebilir, ne de kongrelerde bir protokol olabilir. Üstünde bir organ olmadığından gündemini ancak kendisi belirleyebilir. Herkes eşit olduğundan protokoller, yani bazı üyelerin imtiyazlı söz hakları; yerleri vs. olmaz. (Misafirlerin ağırlanması ve onlar için geçerli bir protokol, başka bir konudur. Kongrenin tümünün misafirleri ağırlama sorunudur.)
Bunlar en sıradan demokrasinin bile alfabesidir.
Peki, HDK ve HDP gibi, Türkiye ve Ortadoğu’yu değiştirme; demokrasi getirme iddialı örgütlerde demokrasinin alfabesinin ilk harfini olsun görebiliyor muyuz?
Hayır.
İşte aşağıda HDK ve HDP’nin bu hafta sonu yapılacak Kongrelerinin şimdiden ilan edilen “Gündem”leri:
21 Haziran 2014 günü, saat 10.00’da Ankara - İMO Salonu’nda yapılacak olan HDK 4. Olağan Genel Kurul gündemi aşağıdaki gibidir.
Genel Kurulumuza son dönem delegeleri, HDK il ve ilçe yürütmelerinde yer alan arkadaşlarımız katılabilirler.
Çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Gündem:
1- Açılış ve Divan seçimi
2- Açılış konuşması
3- Siyasi durum değerlendirmesi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi
4- Komisyonların faaliyet raporlarının sunumu
5- Yeni dönemde örgütlenme çalışmaları
6- Program ve Tüzük değişiklikleri
7- Kararlar
8- Kapanış konuşması
Tarih: 21 Haziran 2014 Cumartesi                                                                                                     
Saat: 10.00
Yer: İnşaat Mühendisleri Odası /Ankara
Necatibey Cd. No: 57 Çankaya/Ankara”
*
“22 Haziran 2014 günü, saat 10.00’da Ankara – Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda yapılacak olan HDP 2. Olağanüstü Kongre gündemi aşağıdaki gibidir.
HDP üyelerini, dostlarını, halklarımızı Kongremize bekliyoruz...
Çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Gündem:
- Açılış ve Divan seçimi
- Saygı duruşu
- Eş Genel Başkan konuşmaları
- Konuk konuşmaları
- Eş Genel Başkan Adaylarının tanıtımları
- Çalışma Raporu ve Mali Raporun sunumu ve onayı
- Tüzük ve Program değişiklikleri, politik kararlar
- Eş Genel Başkanlar, Parti Meclisi, Merkez Disiplin Kurulu ve Uzlaştırma Kurulu seçimleri
- Kapanış
Tarih:  22 Haziran 2014 Pazar                                                                                                    
Saat:  10.00
Yer:  Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu
Oğuzlar Mah. Ankara”
*
Deveye sormuşlar “boynun niye yamuk?” diye. Deve de “nerem doğru ki?” demiş.
Şimdi bu sözde “gündem”lerdeki yamuklukları görelim.
Birincisi, Kongre dışında ve üstünde bir organ olamayacağından başka bir organın Kongre’nin gündemini belirlemesi en temel yamukluktur. Zaten bu “barut yoktu” gibi temel bir yanlıştır. Gerisini saymaya bile gerek yoktur. Ama yamukluk içindeki yamuklukları gösterelim ki bu temel yamukluğun nasıl bir yamukluklar zincirine yol açtığı görülsün.
Yukarıdaki metinlerde ilk göze çarpan ikinci yamukluk, bu “Gündem”leri belirleyenin hangi organ veya kim olduğuna dair bir isim ve imza bile yok.
Acaba mail grubuna düşen versiyon mu böyle, belki sayfalarında hangi organ olduğuna dair bilgi vardır diye resmi internet sayfalarına gidip baktık. Oralarda bu gündem bile yoktu.
Yani kim ve ne olduğu bilinmeyen bir organ (veya kişi, hiçbir şey bilmiyoruz) Kongrelerin neyi nasıl yapacağını belirlemiş bile.
Kongreden üst bir organ olamayacağından Kongrenin gündeminin önceden belirlenemeyeceği ama yukarıdaki metinlerde Kongrenin gündeminin belirlenmişliği bir yamukluk; bunu belirleyenin kim olduğunun bile bilinmemesi bir başka yamukluk. Ve demokrasinin alfabesinin bile böylesine rahatça ve pervasızca ayaklar altına alınması bir başka yamukluk; ayaklar altına alınmasına hiçbir tepki gösterilmemesi; herkesin bunu normal karşılaması daha da başka bir yamukluk.
Ama yamukluklar zinciri burada da bitmiyor.
Gündem diye ilen edilen ne?
Aslında bir program akışıdır gündem değil.
Çünkü dünyanın her yerinde bir kongre toplandığında ilk yapılan iş en yaşlı üyenin yönetiminde (ve teamül gereği en genç üyenin de protokolü tutması veya yardımcılık yapmasıyla (bunun mantığı da yine Kongre üyelerinin eşitliği varsayımından kaynaklanır. Rastlantısallık aracılığıyla tarafsızlık ve eşitlik korunmaya çalışılır.) bir Kongre Divanı, yani Kongrenin kendisinin kendisini yönetmesini sağlayacak, bir “moderatör” seçimidir.
Divan kendisi bir karar veremez. En büyük karar organı kongre’nin kendisidir. Divan’ın görevi Kongrenin bu kararlarını alabilmesi için “kolaylaştırıcılık”tır.
Divan ancak şu soruyu sorabilir Kongreye: “görüşülmesi istenen konular nelerdir; gündem önerileri nelerdir?”
Sonra bu gündem önerilerinin lehine ve aleyhine konuşmalar yapılır. Nihayetinde öneriler oylanır ve en çok oyu alan madde gündem olur.
Gündemin ikinci maddesi bile belirlenemez böyle bir oylamada. Çünkü ilk madde görüşülüp karara varılmadan ve kararın ne olacağı bilinmeden ikincinin ne olacağı belirlenemez.
O halde, ciddi ve demokratik bütün kongrelerin bir tek gündem maddesi olur dünyada:  gündemin ne olacağı. Yani önceliğin, yakalanacak ana halkanın ne olacağı.
Bütün sonraki maddeler bu belirlemenin sonuçlarına göre adım adım genelden özele doğru gidebilirler.
Çünkü “gündem” tartışması her şeyden önce önceliklerin neler olduğunun belirlenmesidir. Yani en acil, genel ve temel olanın ne olduğu üzerine bir belirlemedir. Zaten esas tartışma konusu her zaman budur. Bu nedenle gündemler ancak adım adım ilerleyebilirler. Kongrenin öncelik olarak neyi belirleyeceği bilinmediği ve bilinemeyeceğine göre ikinci gündem maddesinin ne olacağı da belirlenemez.
Ama bir program akışı, delegelerin fizik ve ruhsal sınırları göz önüne alınarak; elbet son duruşmada yine Kongre’nin karar vermesi koşuluyla, şöyle öngörülmektedir diye hazırlanabilir. Bu özünde teknik bir sorundur. Kararların alınabilmesi için en uygun, optimum koşulların sağlanmasıyla ilgilidir.
Yani örneğin insanlar üç saatlik bir toplantıdan sonra yorulur, acıkır başka ihtiyaçları birikir vs. normal olarak bir yemek, dinlenme ve ihtiyaç molası vermek gerekir. Yemeklerin diyelim ki öncede siparişi ve örgütlenmesi için böyle bir akış belirlemek bir ölçüde anlaşılabilir. Ama bu öngörülen akıştır, Kongrenin gündemi değildir, olamaz ve olmamalıdır.
Yukarıdaki “Gündem” metinleri ise, aslında bir kongre akış öngörüsü sayılabilirler. Bu da bir başka yamukluktur.
Ama yamukluk burada da bitmiyor; kongre akışına “Gündem” deniyor; ama Kongre akışı içinde gündemin ne olacağı belirleniyor. Bu da yamukluk içinde bir başka yamukluktur.
“Açılış ve Divan Seçimi” maddesinden sonra Divan’ın Kongre delegelerinin gündem önerilerini alması gerekir. Onların tartışılması ile ne olacağı belirlenebilir.
Örneğin HDP’nin “Gündem”inde “Saygı Duruşu” deniyor.
Kongre’nin saygı duruşu yapacağı nereden biliniyor? Ya Kongre delegeleri “Saygı Duruşu” gibi ritüellere karşıysa? Yine bir yamukluk içinde yamukluk.
HDK’nın "gündem"inde ise, “Açılış konuşması”, “Siyasi durum değerlendirmesi ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi” belirlenmiş.
Hani Kongre’de herkes tüm görevleri ve yetkilerinden azade olarak salonda yar alırdı. Kongre’nin bir “açılış konuşması” isteyeceği nereden biliniyor? “Cumhurbaşkanlığı Seçimi”ni gündeme alacağı nereden biliniyor?
Yamukluk yamukluk içinde.
Kaldı ki, Cumhurbaşkanlığı Seçimi, esas olarak HDP’nin alanına girer. Aday gösterecek veya nasıl davranılacağını belirleyecek olan odur. Ama bu iş HDK’ya verilmiş. HDP için ise eş başkan seçimi raporların görüşülmesi ve diğer organların seçimi öngörülmüş. Atın önüne et; itin önüne ot atılmış.
Yine bir yamukluk.
Ama bu yamukluğun içinde başka bir yamukluk.
Neredeyse hiçbir siyasi ve stratejik konuyu gündeme almamış bir Kongre olan HDP Kongresi için, “HDP üyelerini, dostlarını, halklarımızı Kongremize bekliyoruz...” deniyor. Yani aslında Kadro sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı toplantıya herkes çağırılırken; gündemi “Siyasi Durum Değerlendirmesi ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi” yani strateji ve taktikler olan HDK kongresi için ise “Genel Kurulumuza son dönem delegeleri, HDK il ve ilçe yürütmelerinde yer alan arkadaşlarımız katılabilirler.” deniyor, yani sadece kadrolar çağırılıyor.
Konular ve yapılar arası bu uyumsuzluk başka bir yamukluk.
Ama bu yamukluk da başka bir yamukluk içinde yamukluk. HRK ve HDP’nin mantıkları gereği yapılarının garklı olduğu söylenir.
Kuruluşundaki ve hala sürdürdüğü iddiaya göre HDK’nın mantığı tüm halkın örgütlerinin ve bireylerinin bir araya getirilmesi değil miydi; “Gezi HDK’dır” denmiyor muydu?
Yani onun toplantılarının tüm halka açık ve kitlesel olması gerekir.
HDP ise adı üstünde partidir. Belli bir programı kabul edenleri alır. Yani daha dar ve seçme bir yapısı vardır ve mantığı gereği öyle olması gerekir.
Kongrelerin yapıları ise, bu örgütlerin öngörülen yapılarıyla çelişiyor.
Yapısı kitlesele olduğu iddia edilene sadece delegeler ve il ve ilçe yürütmeleri çağırılıyor; yapısı aynı programda anlaşmışlardan, yani daha dar ve seçme olana ise herkes çağırılıyor.
Kongrelerin yapısı ise onlara öngörülenle çelişiyor. Herkesin çağırıldığına kadro sorunları; kadroların çağırıldığına ise strateji, taktik ve politika sorunları öngörülüyor.
Yamukluk içinde yamukluk; o yamukluğun içinde bir başka yamukluk; o bir başka yamukluğun içinde daha da başka bir yamukluk. Rus bebekleri gibi.
Zaten temelden yanlış olanın bu yanlışlık ve çelişkileriyle, saçmalıklarıyla daha fazla uğraşmanın anlamı yok. Karşılaşacağımız yeni yamukluklardır.
Böylesine eklektik, böylesine mantıksız, her cümlesi birbiriyle çelişen demokrasiden zerrece nasiplenmemiş keyfi ve bürokratik yapılar mı Türkiye’de demokrasi mücadelesini birleştirecek ve örgütleyecekler?
Demokrasi mücadelesi her şeyden önce bu yapılara karşı verilmek zorundadır.
Bu örgütler bu yapılarıyla, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin önündeki en büyük engeldirler.
Ya değiştirilmeleri gerekir; yani bu örgütlerin içinde birer devrim; devrim için üyelerinin bu yapılara ve yöneticilere isyanı gerekir.
Yok, eğer bu yapılamıyorsa, gerçekten demokratik örgütler kurmak gerekir.
Aslında tabanda büyük bir memnuniyetsizlik var. Ama bu memnuniyetsizlik örgütsüz. Zaten bugünkü yapının yaşamasını sağlayan da bu. Dışa vurulan her memnuniyetsizliği, örgüt bürokrasisinin labirentleri içinde kendini ifadeden ve örgütlenme olanaklarından yoksun bırakmaktadır.
Önce mahalli organında görüş, sonra üst organa gelsin, ondan sonra daha üstüne diyerek aslında siyasi sorunları bir bürokratik silsileyi meratip içinde barajlarla engelleyerek ve küçük kapsamlı organlar içinde parçalayarak, tüm örgüt kamuoyundan gizlemektedir. Çoğunluğu oluşturan gayrimemnunlar çoğunluğu oluşturduklarını bile bilmemektedirler. Çünkü yatay ilişki yoktur. Bunun olanakları yaratılmadığı gibi, silsileyi meratip ile engellenmektedir. Tıpkı Türk devleti gibi yapılanmıştır HDK ve HDP, bu yapı parçalanıp kökten değiştirilmeden bu haliyle bir demokrasi mücadelesini örgütleyemez ve öyle bir mücadelenin aracı olamaz.
Türk devletine karşı nasıl; bu devletin bu yapısı parçalanmalı; kökünden değiştirilmelidir; sorun bu yapıda iktidar olmak değildir; bu devletin yapısını değiştirmektir diyorsak; aynı şekilde ürk devletinin yapısını değiştirebilme mücadelesini örgütleyebilmek için de, HDK ve HDP’nin yapısını parçalamak; kökünden değiştirmek gerektiğini söylüyoruz. Aynı şeyi Gezi’nin bakiyesi olan Forum ve Dayanışmalarda da başka bir biçimde söylüyoruz. Orada en azından bunları tartışmak mümkün ama buralarda o bile mümkün değil.
Bu durumda yapılacak tek şey açık mücadeledir. Bu gündemleri, örgütsel temsilleri, bu medyatik ve mizansen kongre gösterilerini reddettiğimizi açıkça her vesileyle ifade edip, karşı önerileri getirmek; bu tavrı tüm örgüt üyelerine ve tüm kamuoyuna duyurmak yapılacak ilk iştir.
Bu açık mücadeleye bağlı olarak, örneğin kongreye gelen delegelere ve izleyicilere, bu eleştiriler bildiriler dağıtılarak duyurulabilir. Bütün bu eleştirileri ve amaçları ifade eden. İmza kampanyaları açılabilir. Bu muhalefeti örgütleyecek mail grupları kurulabilir; toplantılar yapılabilir. Böylece bugünkü yapının bürokratik, manüplasyoncu, üye ve delegelere zerrece değer vermeyen niteliği sürekli ve somut olarak gösterilir.
Bir işe girilir, gerisi sonra görülür.
Ama bu yamukluklar karşısında susmak, ses çıkarmamak, suça ortak olmaktır.
Buradan herkese sesleniyoruz. HDK ve HDP’nin, (benzer şekilde Forumlar, Parklar, Dayanışmalar’ın) bugünkü yapısını beğenmiyor ve çeşitli yazılarımızda ifade edilen alternatif yapı önerilerine benzer düşünceler taşıyorsanız bu amaçla güç ve iş birliği yapmak üzere kurulmuş olan Radikal-Demokrasi mail grubuna ve grubun yaptığı toplantılara katılınız. Gruba üye olmak için radikal-demokrasi+subscribe@googlegroups.com adresine bir boş e-mail yollamanız veya bu satırların yazarına bir mail yollamanız yeter. Grubun bütün tartışma ve yazışmaları da kamuoyuna açıktır ve grubun sayfasından da izlenebilir.
Keza HDK ve HDP’de yer alan Radikal Demokratlar Platformu olarak bu örgütlerde biricik üyelik biçiminin bireysel üyelik olmasını talip eden bir imza kampanyası başlattık.
HDK ve HDP’de “bireysel üyeliğin tek üyelik biçimi olması ve bileşenlerin ancak birey olarak üye olmuş üye veya taraftarları aracılığıyla etkili olmasının yolunu açık bırakan bir öneri yaptık. Bu yapıyı kökten değiştirmenin ilk adımı olabilir. Şu an 240 imzaya ulaşmış bulunuyor.
Bu vesileyle herkesi bu kampanyaya imza vermeye ve arkadaşlarını da imza vermeleri için davet etmeye çağırıyoruz. Kampanyaya katılmak için şu adrese gidilebilir ve orada imza verilebilir: http://chn.ge/1pqt3v9
İlk kez açık olarak birileri çıkıyor ve açıkça itirazını belirtiyor. Açıkça bugünkü yapılanmayı yanlış bulduğunu belirtip alternatif bir yapılanma için önerilerini sunuyor. Açık bir mücadeleye ve politikaya alışmamış bürokratlar bunu safça bir girişim olarak görüyorlar. Görmezden gelerek, ciddiye almayarak üzerini örteceklerini, sessizlikle gömeceklerini sanıyorlar. Yanıldıklarını çok geçmeden göreceklerdir.
Sorun tüm orda doğunun kaderiyle ilgilidir. Bu yapıların yerine demokratik yapılar geçmeden; bu yapıların yarattığı sahte hayaller yıkılmadan, Türkiye’de gerçekten demokratik bir hareket örgütlenemez. Bu olmazsa da tüm orta doğunun ezilenlerini bir demokrasi cephesi içinde birleştirmek mümkün olamaz.

19 Haziran 2014 Perşembe

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...