27 Mayıs 2014 Salı

Demokrasinin Demokratik Olmayan Bir Tartışması

8 Haziran’da Yoğurtçu Parkı’nda yapılacak “Forum/Çalıştay”da “Özyönetim ve Doğrudan Demokrasi” başlığı altında “Demokrasi” konusu ele alınacak.
Neden bu konu?
Gezi yenilgiye uğradı ve Forumlar bir dağılış sürecine girdi.
Bu “Forum/Çalıştay” aslında bu dağılış ve yenilgilinin nedenleri üzerine bir düşünme ve dağılıştan kurtulma çabasıdır. Yani bu forum/çalıştaylar ve Demokrasi konusunun seçilmesi, kendi üzerine düşünme; İslam’ın “savaşların en kutsalı” dediği “kendi nefsiyle mücadele”; kendi hatalarıyla savaş ve bir özeleştiri girişimidir de aynı zamanda.
Bu başarılı olabilecek midir? Henüz bilmiyoruz ve sonuç henüz hala ortadadır.
Neden?
Çünkü Gezi’nin ve forumların dağılışının nedeni olan yanılgılar, onun bu dağılıştan çıkmasının, nedenlerini anlamasının da önünde bir engel olarak dikilmektedir. Bu durum görülmezse içinde bulunulan fasit daireden çıkma olasılığı da bulunmamaktadır.
Yani ortada eskilerin “fasit daire” dedikleri bir durum vardır. Örneğin yoksul olduğunuz için, sizi yoksulluktan çıkaracak bilgi ve birikiminiz olmadığı için yoksul kalmaya devam edersiniz.
Böyle fasit dairelerden çıkışı genellikle eksojen (dış) etkiler (örneğin bir kredi veya yardım veya kapitalizmin doğuşunda olduğu gibi, soygun ve korsanlık) sağlar. Bizim bütün çabamız bir bakıma bu eksojen etkinin işlevini yüklenmek olarak görülebilir. Çünkü biz o unutulanı hala hatırlayan; ilk ortaya çıktığı andan beri Gezi’ye ve Forumlara hatırlatmaya çalışan çok az örnekten biriyiz. Yani bir krediyi açacak birikimiz var. Veya gezi “korsanlık ve yağma” ile keşke bu birikime el koysa ve ilk “sermaye birikimi”ni yapıp bu “fasit daire”den çıksa.
*
Gezi ve Forumların başarısızlığının; yenilgi ve dağılışın bizce en temel nedenlerinden biri, arada geçen uzun yıllarda, böyle bir isyanın kendini örgütleyebileceği kavramsal araçların unutulmuşluğu ve itibarsızlaşmışlığı; bu anlamda hazırlıksızlığı; tarihsel deneyler ve onların sonuçlarının toplumsal hafızadan kazınmış olmasıdır.
Bu hafızanın yitirilmişliği koşullarında, Gezi ve forumlar, yavaş yavaş, kendi deneyleriyle ve el yordamıyla “Amerika’yı yeniden keşfetmek”; ama bu sefer aynı yolu “dizleri üzerinde”, sürünerek kat etmek zorundaydı. Çünkü bizzat hafızanın yitirilmişliği, yolu daha hızlı ve daha az zahmetli bir kat edişin engeli olur. Ancak Gezi ve forumların buna zamanı olmadı. Aksine zamanın hızlandığı bir dönemde kuskunu kopmuş yarış atı gibi bir şeylerin peşinden koşmak durumunda kalıyor. Buna direnmek istiyor ama olaylar onu kendi girdabına çekiyor. Ayrıca kendi içinde, bu direnişin son bulması ve Gezi’nin kalıntılarının günlük politikanın girdabına girmesini arzulayan hem devletin ve iktidarın desteklediği; hem de kendi içinde muhalefetle bağlantılı güçler de var ve onlar da ek bir zorluk yaratıyorlar. Bu nedenle bu dizleri üzerinde sürünerek “Amerika’yı yeniden keşfetme” taşlı, dikenli bir yolda kan ve ter içinde bir yolculuktur. Bu yolculuğu göze alıp bitirebilecekler ise muhtemelen çok az olabilecektir.
*
Üstüne üstlük Demokrasi kavramının ve konusunun bir gündem maddesi olarak belirlenmesi ve ilk konu olarak belirlenmesi; ele alındığı başlıklar ve ele alınış biçiminin kendisi bizzat bir sınıf mücadelesi konusudur. Ama sadece bu kadar da değil; bunun bir sınıf mücadelesi olduğunun reddi veya gizlenmesi de bir sınıf mücadelesi veya farklı program ve çıkarları savunmanın aracıdır.
Yani diğer ifadeyle, neyin öne alınacağı üzerine bir gündem tartışması yapmadan, Demokrasiyi forumlarda öncelikli bir konu olarak seçmenin; onu “Özyönetim” ve “Doğrudan Demokrasi” başlığı altında ele almanın ve nihayet demokrasiyi demokrasi konusundaki farklı görüşler; programlar ve hedefler arasındaki bir mücadele konusu değilmiş gibi bir nesnel veya sanki konuya vakıf herkesin aynı şekilde anlatabileceği bir uzmanlık konusu gibi ele almanın (Çalıştay) kendisi de bizzat bir siyasi tavırdır, belli bir programın ve çıkarın savunulmasının ifadesidir.
Elbette burada nesnel sonuçlardan söz ediyoruz. Yoksa insanların öznel olarak hiç de öyle olmak istemedikleri ve iyi niyetleri ortadadır. Zaten ideoloji dediğimiz de insanların öznel niyetlerine rağmen tam da o niyetlerle çelişen yollara ve hedeflere yönelmesinden başka bir anlama gelmez.
Bütün bu durumda Forumların, sadece dizleri üzerinde, sürünerek dikenli ve taşlı bir yolda kan ve irin içinde değil; aynı zamanda kendi içinde bir savaş vererek bu yolu kat edilip etmesidir sorun.
Bu söylenenlerin mantıki sonucu, demokrasinin şu veya bu şekilde ele alınmasının sınıf mücadelesinin görünümlerinden biri olan bir ideolojik mücadele konusu olduğudur. Buradan hareketle farklı programatik ve stratejik hedeflerin mücadelesinin aracı olduğudur.
Bunun bilincinde olunursa farklı görüş ve programların mücadelesine uygun biçimler gerekir; bu görülmezse bu farklı görüş ve programların mücadelesi biçim üzerin tartışmaların içinde bilince çıkmadan tam bir konfüzyona ve dağılmaya yol açar.
Dolayısıyla bizim demokrasi kavramını ele alışımız, tamamen “ideolojik” olacaktır; tabii ideolojik olmadığını iddia etmenin kendisinin de bir ideolojik savaş aracı olduğunu bir an için akıldan çıkarmadan.
*
Ama sadece bu kadar değil, demokrasinin nasıl tanımlanacağının ve onu nasıl tanımlanacağının önemli olup olmadığı da bir ideolojik mücadele konusudur.
Yani “demokrasinin tanımıyla çok vakit harcamamalı, esas tarihsel deneylere geçmeli ve onları tartışmaya bırakılmalı” gibi bir yaklaşımın kendisi de sorunu teknik ve pedagojik bir sorunmuş gibi ele alarak aslında yine bir ideolojik mücadele yapmış olmaktadır.
Bunun kavramasının hayati önemi bulunmaktadır ve gezinin ve forumlarım dağılışının nedenleri tam da bu noktadan giderek anlaşılabilir.
*
Demokrasi üzerine tüm konuşma ve yazıların sürekli bir çıkmazla sonuçlanmasının nedeni, demokrasi kavramının birbirinden tamamen farklı ve zıt iki farklı anlamı olmasıdır.
Aynı cümle içinde, bu anlamların birinden diğerine geçişler yapılması ve bu farklı anlamların analiz edilerek birbirinden ayrılmamış olması, demokrasi adına her türlü manüplasyonun yapılmasını mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla kavram üzerine tartışma ve açıklığı önemsiz görmek ile bu manüplasyonlar ve bu karışıklıktan çıkarlılık arasında bir ilişki vardır.
Diktatörlük kavramı bunun çok ilginç bir örneğidir. Aşağıda göreceğimiz gibi, Marksizm’e göre, her demokrasi bir diktatörlüktür. Ama bu önermede demokrasi kavramı bütünüyle sosyolojik bir anlamdadır ve politik veya bir rejimin tanımıyla ilgili değildir.
Ama Doğu Avrupa’daki kendine “sosyalist” diyen diktatörlükler veya birçok küçük Stalinist sol grup, “Her demokrasi bir diktatörlüktür. Burjuva demokrasisi burjuva diktatörlüğüdür; sorun diktatörlüğün hangi sınıfın diktatörlüğü olduğudur” gibi önermelerle, diktatörlük kavramının sosyolojik ve politik anlamları arasında bir fark yokmuş ve birbirine zıt değilmiş gibi kavramı kullanarak ve bu ayrımı gizleyerek, Marksizm'in sosyolojik bir önermesini kendi anti Marksist amaçlarının ve gerici sınıf çıkarlarının bir aracı olarak kullanırlar.
Ama sadece bunlar değil, burada kavram karışıklığı yapıldığını söylemeyerek, bu önermeleri doğruymuş gibi ele alarak, bu kafa karışıklığını sürdürerek ve buradan hareketle Marksizm’i lanetleyenler de bu sefer tersinden aynı mücadeleyi yaparlar ve fiilen Marksizm’e karşı ittifak yapıp, onu gizlemiş olurlar.
Yani Gezi kitlesine egemen olan “post modernizm” de “küçük radikal gruplara” egemen olan Stalinizm de aslında aynı madalyonun iki yüzüdürler; birbirlerine dönüşürler ve ikisi de Marksizm’e karşı tam bir susuş komplosuyla mücadele edip suç ortaklığı yaparlar. Son on yıllarda, Post modernizmin yükselişiyle Stalinistlerin öbür uca atlayarak birer postmodernist olduklarını gördük; eğer böyle giderse bir süre sonra Gezi’nin post modernlerinin hızlı Stalinistler olduğunu görürsek hiç şaşmayalım.
Tekrar edelim, Demokrasi kavramının kendisinin, nasıl tanımlanacağı, nasıl ele alınacağı öyle “saf” bir bilim veya uzmanlık konusu değil; bizzat kendisi bir sınıf mücadelesi alanı ve aracıdır.
Ama daha da önemlisi ki forumlarda görülen en büyük sorun budur, bu analizin kendisini, “önemsiz”, “teoriye saplanmak”; “kavramlar üzerine soyut bir tartışma” ve “pratikle ilgisiz” olarak nitelemenin ve gündeme alınıp tartışılmasını, önemsiz göstermenin ve insanların geri yanlarına hitap ederek engellemenin kendisi bir anti demokratik politikanın fiili ve “pratik” uygulamasıdır.
Tekrar edelim:
·         Demokrasiyi forumlarda öncelikli bir konu olarak seçmenin;
·         Onu “özyönetim” ve “Doğrudan Demokrasi” başlığı altında ele almanın;
·         Demokrasiyi demokrasi konusundaki farklı görüşler; programlar ve hedefler arasındaki bir mücadele konusu değilmiş gibi; bir nesnel veya sanki konuya vakıf herkesin aynı şekilde anlatabileceği bir uzmanlık konusu gibi ele almanın kendisi de bizzat bir siyasi tavırdır, belli bir programın ve çıkarın savunulmasının ifadesidir.
O halde bizim bizzat bu sunumumuz ve demokrasiyi bu tarzda ele alışımız da politiktir, başka bir programın ve toplumsal çıkarın ifadesidir. Diğerinden farkı ise tam da böyle olduğunu gizlememesindedir. Karşısındakinin egemenliğini sürdürmesinin en önemli koşulu ise bu farkı gizlemesindedir. Yani demokrasinin farklı ele alınışlarının, farklı program ve çıkarların ifadesi olduğu veya politikaların savunusu anlamına geldiğini gizlemek bir politik tavırdır, bir program ve stratejinin böyle somut bir konuda dışa vurumudur.
Bu önkabullerden hareketle bizim için soru şudur: Demokrasiyi “Forum/Çalıştay” biçiminde; bu alt başlıklarla; bu yöntemle ve bu öncelikle ele almanın kendisi hangi program ve çıkarın ifadesidir?
Bu biçim ezilenlere gerçekten hizmet eder mi yoksa bir azınlığın egemenliğinin aracı mı olur?
Bizim buna cevabımız “evet öyledir”dir.
Buna bağlı diğer tezimiz de şudur:
Forumların bugünkü çıkmazının temelinde tam da bu antidemokratik özün görülmemesi yatmaktadır.
Yani önümüzdeki Forum-Çalıştay:
1)      Forum-Çalıştay biçimi ile herhangi bir konuyu, sadece bir uzmanlık konusu imiş, farklı politikaların ve hedeflerin konusu değilmiş gibi ele alarak; yani aslında sınıf mücadelesi gerçekliği yokmuş; imtiyazsız sınıfsız bir kitleymişiz gibi; sanki farklı çıkarlar en incelmiş rafine biçimler altında ifadesini bulmazmış gibi tartışarak var olan bir anlayışın fiili egemenliğini gizlemenin aracı olmaktadır.
2)      Demokrasi konusunu “Özyönetim” ve “ Doğrudan Demokrasi” başlığı altında ele alarak Başka ele alışlar karşısında fiili bir ideolojik ve politik mücadeledir.
3)      Demokrasi’yi öncelikli bir konu olarak ele alarak, başka konuları ikincil plana atarak, dolayısıyla gündemden düşürerek bizzat verili öncelik anlayışını tartışma ve eleştiri konusu yapmayarak bu egemenliği gizlemektedir.
Ama bütün bunların anlaşılması için önce Demokrasi kavramının açıklanması gerekmektedir.
Yani demokrasiyi forumlarda ele alışımızın anti demokratik karakterini göstermeye çalışacağız biz bu demokrasi kavramı üzerine sunumumuzda.
*
Demokrasinin bir Normatif tanımı ve kullanımı vardır. Bu normatif tanım, aynı zamanda hukuki bir tanımdır.  Bir siyasi rejimi, bir devlet biçimini, demokrasi olarak tanımlanmak için gerekli koşulları belirler.
Demokrasinin bir de Analitik tanımı vardır. Bu analitik tanım, aynı zamanda sosyolojik bir tanımdır. Demokrasi kavramının analizini yapar ve demokrasinin toplumsal ve tarihsel koşullarının neler olduğunu inceler.
Ama farklılıklar sadece bunlar da değildir. Aynı zamanda bu iki farklı anlam birbirine tamamen zıttır.
Bu fark ve zıtlıkları şöyle bir tabloyla göstermeyi deneyelim.
İki Farklı Demokrasi Kavramı
Kavramın Türü
Hukuki
Sosyolojik
Kavramın Karakteri
Normatif
Analitik
Kavramın İçeriği
Politik
Tarihsel



Özgürlük
Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu
Demokrasiyle bir arada olamaz
Zor
Demokrasiyle bir arada bulunamaz
Demokrasinin olmazsa olmazıdır
Diktatörlük
Demokrasi ve Diktatörlük birbirine zıttır.
Her demokrasi bir diktatörlüktür ve diktatörlük olmak zorundadır.
Devlet
Biçimidir
Kendisidir, Özüdür

Peki, bu ayrımlar niçin önemlidir?
Bu ayrımların yapılması veya karıştırılması bizzat sınıf mücadelesinin bir aracıdır da ondan.
Bunu gelecek yazıda bizzat bir yıl önceki iki haftalık Gezi komünü örneğinde Demokrasi’nin sosyolojik anlamının temel kavramları ile göstermeyi deneyeceğiz.
27 Mayıs 2014 Salı
Demir Küçükaydın
Yazıları e-posta ile otomatik olarak almak isterseniz şu adrese boş bir e-mail yollayınız.
Twitter:
Bloglar:
Kitapları İndirmek İçin:
Videolar:




Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...