15 Nisan 2014 Salı

Devrimci 24 Nisan – Karşı Devrimci 1 Mayıs

Gerçeklik somuttur” Yani değişen koşullara göre, doğru her an değişebilir. Yerinde ve dozunda kullanılmazsa en şifalı ilaçlar en öldürücü zehir olurlar; yerinde ve dozunda kullanılırsa en öldürücü zehirlerden de en şifalı ilaçlar yapılabilirler.
Buradaki “doğru” veya “gerçeklik” kavramı, elbette ezilenlerin kurtuluşuna azami katkı; ezilenlerin genel ve tarihsel çıkarına uygunluk anlamındadır. Yoksa ezenler açısından doğru farklıdır, ezilenler açısından farklı.
Evet, bugünün Türkiye’sinde 1 Mayıs karşıdevrimci, en korkunç karşı devrimin yaşandığı 24 Nisan’ın gündemleştirilmesi devrimcidir.
Neden böyledir?
Çünkü bugünün Türkiye’sinde 1 Mayıs, “sınıf”,  “enternasyonalizm” vs. diyerek, demokratik görevlerden kaçmanın; böylece Türk Devletinin ve Ulusunun, varoluşunu, Türklüğünü ve doğuşunu gündemden düşürmenin, dolayısıyla onun devamına hizmet etmenin bir aracı haline gelmiştir.

Bugünün Türkiye’sinde en temel sorun demokratikleşme, demokratikleşmenin en temel sorunu da devletin ve ulusun Türklükle (ve de Sünni Müslümanlıkla) tanımlanmış olmasıdır.
Bu esas hedefi gözden kaçıran her politik girişim demokrasiye karşı çalışır, var olan sistemin devamına hizmet eder.
Savaş sanatının altın kuralı güçlerin en irisini düşmanın en yaralanabilir yerine yığmaktır.
Türkiye’deki sosyalistlerin güçlerini en iri biçimde bir noktaya yığabildikleri yer ve zaman 1 Mayıs’ta İstanbul gösterileridir.
Bu gösteriler yıllardır, en radikal olduğu zamanlarda bile, yani Taksim için mücadele ettiği zamanlarda bile, savaşın bu altın kuralını ihlal ediyorlardı.
Çünkü Türkiye’de bu rejimin en yaralanabilir yeri, onun varoluşudur.
Çünkü onun varlığı Ermeniler ve Rumlar ve diğer Hıristiyanların yokluğuyla mümkün olmuştur ve yok oluşun sorgulanmamasıyla devam edebilmektedir.
Ve o yok olanlar, yok oldukları için artık yok edilişlerini sorgulayamayacaklarına göre, Türkiye’nin Demokratikleşmesinin tek yolu, Türklerin kendi varlıkları ile bu yokluğun ilişkisini görüp, Türklüğü yok etmeye yönelmeleri; Türklerin birer Demokrata dönüşmeleri gerekmektedir.
Türklüğü yok etmek, Türklüğü kişilerin özel sorunu yapmak; ulusun ve devletin Türklükle tanımlanmasını ortadan kaldırmak demektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin (T.C.) yerine bir Demokratik Cumhuriyet (D.C.) kurmak demektir.
Türk ulusu, Hıristiyanların katli ve sürülmesiyle geride kalan ve bu eyleme katılan Müslüman ahaliden yaratılmıştır. Müslümanlar, Hıristiyanları katlederek, sürerek, mallarına konarak Türk olmuşlardır.
Bu nedenle Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türklerin Türklüğü karşı mücadeleye girmeleri olmadan mümkün değildir. Yani ulus hiçbir şekilde Türk dili ve tarihiyle tanımlanmamalıdır. Elbette kategorik olarak herhangi bir dille, dinle, etniyle, soyla, sopla, tarihle de tanımlanmamalıdır ama Türklere düşen önce iğneyi kendilerine batırmaktır.
Hazreti Muhammet’in dediği gibi, savaşların en kutsalı İnsanın kendi nefsine karşı savaşıdır. Bugünün Türkiye’sinde bu kutsal savaş, Türklerin kendi Türklüklerine; yani devletin ve ulusun Türklüğüne, Türklükle tanımlanmasına karşı savaşıdır.
Türkler bunun için mücadeleye girmedikçe, yani Türk devletini ve kendilerini ortaya çıkaran tarihe karşı mücadeleye girmedikçe bir Demokrata dönüşemezler; Türkler birer Demokrata dönüşmedikçe de bu ülkede en küçük bir demokratikleşme olamaz.
O halde, bu sorun en temel, rejimi ve devleti en can alıcı yerinden yaralayabilecek, güçlerin en irisinin yığılabileceği ve yığılması gerektiği sorundur.
Bütün sosyalist ve demokratik strateji, bunu gündemleştirme üzerine yoğunlaşmalıdır.
İşte 1 Mayıs’lar ise tam da bu yapılması gerekeni yapmayarak, gözlerden kaçırarak, unutturarak hem kendi varlığıyla gün olarak, 24 Nisan’ı ikinci plana iterek; hem içeriğiyle (yani “enternasyonalizm”, “işçi sınıfı”, “sosyalizm”, “anti globalizm”, “Anti emperyalizm”, “başka bir dünya mümkün” vs. türünden söylemiyle); hem de biçimiyle (bir tür karnavala ve ritüele dönüşmüşlüğü ve bu gerici devletin demokrasi vitrininin mankeni oluşuyla) bu devletin varlığına hizmet etmektedirler.
Yanlış bir strateji içinde doğru işler yapılamaz.
Yapılması gereken stratejik bir dönüş olmalıdır. Demokratik görevlerden kaçmayan sosyalistler, radikal demokratlar 1 Mayıs’ın artık somut olarak karşı devrimci bir işlev gördüğünü; 24 Nisan’ı ikinci plana atmak; demokratik görevleri mücadele hedefinden uzaklaştırma işlevi gördüğünü söyleyip, “Türkiye’de 1 Mayıs 24 Nisan’dır” sloganıyla harekete geçmelidir.
Ancak bu takdirde 24 Nisan ve demokratikleşme gündeme taşınabilir. Ancak bu takdirde, sınırlı güçler efektif olarak kullanılıp düşmanın en yaralanabilir yerine yığılabilir.
Evet, ritüelleşmiş, demokratik görevlerden kaçmanın aracı sistemin devamının aracı olmuş 1 Mayıs’a karşı, devrimci 24 Nisan.
Söyleneceklerin içeriği bir yana, 24 Nisan’ı gündemleştirmenin kendisi bile devrimcidir. Bu rejimi, bu devleti, bu ulusun Türklük ve Sünni Müslümanlıkla tanımlanmışlığını kökünden sarsar.
1 Mayıs’ta ise, en devrimci ve yıkıcı talepler ve sloganlar bile 24 Nisan’ı gündemden düşürmenin aracı oldukları için sistemin devamına hizmet eder.
Bütün Müslüman ve Türkleri (ve de kendilerinin birer Müslüman ve Türk değil ama sosyalist olduğunu söyleyen Türklüğün varoluşunu sorgulamaktan kaçan Türk sosyalistlerini) birer Demokrat olmaya; ilk elde 24 Nisan’ı gündemleştirmeye çağırıyoruz.
İster “Kutlu Doğum Haftası” (20 Nisan),  ister “23 Nisan Çocuk Bayramı”; ister “1 Mayıs” olsun bütün bunlar 24 Nisan’ı unutturmanın ve gündemden düşürmenin araçlarıdırlar.
Müslümanlar,
Kutlu Doğum Haftası’nın aslında Ermeni Katliamını unutturmanın ve unutmanın birer aracı olarak tertiplenip gündemleştirildiğini unutmayınız ve onu devletin bu komplosuna karşı “Kanlı Ölümleri Hatırlama Haftasına” çeviriniz. Devleti onun kendi silahıyla vurunuz. Devletin ve Diyanetin resmi Müslümanları olmaktan çıkıp, Müslümanlığın eşitlik ve merhamet vazeden özüne dönünüz.
Türkler,
23 Nisan’ın 24 Nisan’ı unutturmak ve hafızalardan kazımak için bayramlaştırıldığını unutmayınız. 23 Nisan’ı 24 Nisan’ı hatırlamanın bir aracına çeviriniz. Türk olmaktan çıkıp birer Demokrat olunuz. Devleti onun kendi silahıyla vurunuz.
Sosyalistler,
1 Mayıs’ı 24 Nisan, 24 Nisan’ı 1 Mayıs yapınız. Sadece geriye kaçılmaz, ileriye de kaçılır. “Sosyalizm”, “sınıf” vs. diyerek ve de böylece ileriye kaçarak, demokrasi düşmanı devletin bir aracı olmaya son veriniz. Sosyalist olmanın ilk koşulunun tutarlı bir demokrat olmaktan geçtiğini unutmayınız. Demokrat olmayan bir sosyalizmin her zaman Nasyonal Sosyalizme yani en kanlı faşizmlerin aracı olmaya vardığını unutmayınız.  1 Mayıs’ı 24 Nisan’ı hatırlamanın bir aracı yapınız. Onu kendi silahıyla vurunuz.
Ancak böyle 24 Nisan’ı unutma ve unutturmanın araçları 24 Nisan’ı hatırlamanın araçlarına dönüşürler.
Bu devlet kendi oyununa ancak böyle getirilebilir.
Ceza suçun cinsindendir.
Demir Küçükaydın


(Bu yazı 2013 yılında yazdığımız bir yazının kısaltılmış ve biraz değiştirilmiş bir versiyonudur.)

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...