26 Haziran 2013 Çarşamba

Park Forumlarına Bir Öneri: Halkın Vicdanı Mahkemeleri

Bütün Türkiye’de Parklarda toplanmış olan Forumlarda görüşülmesini ve geliştirilip son şeklinin verilmesini dilediğim bir öneri yapmak istiyorum.
Türkiye’de tüm yasalar antidemokratiktir. Özgürlüklere düşmandır.
Yasalar devlete karşı yurttaşı koruyacak yerde, yurttaşın hak arayışlarına karşı devleti dokunulmaz kılmak için yazılmış ve yapılmışlardır.
Ama bu devlet öylesine merkezi ve öylesine keyfi bir mekanizmadır ve bu insanları öylesine yıldırmıştır ki, kendi kanunlarını bile uygulamamaktadır.
Bu cesareti de bizzat halkın örgütsüzlüğünden almaktadır. Ve tam da halk örgütsüz olduğu için, kanunlar da böylesine antidemokratik ve yurttaşlık hakları düşmanıdır.

Gezi olayları başladığından beri, Başbakanından en sıradan karakol polisine, hakiminden savcısına kadar tüm mekanizma bizzat kendi uygulamakla yükümlü oldukları yasaları ayaklar altına almakta ama hiçbir en küçük bir kovuşturmaya bile uğramamaktadır.
Örneğin bir Başbakan yardımcısı, bikinili bir protestocuyu kastederek, kendimi zor tutuyorum diyebilmektedir. Bir Müslüman olarak buna karşı olabilir. Ama bir başbakan yardımcısı olarak onun böyle konuşmaya hakkı yoktur, aksine, kendi inançlarına ve anlayışına he kadar karşı olursa olsun, o insanın Taksim’de istediği kıyafetle dolaşma hakkını savunmakla görevlidir. Ama bu en masum suçlardan biri sayılabilir. Aslında hiçbir izin alınmadan gösteri yapma hakkının ihlalinden, insanlara hedef gözetilerek atılan gaz mermilerine veya düşmüş inanların dövülmesine; amirlerinin gözü önünde polislerin numarasız bulunmalarına kadar yüzlerce suç kovuşturulmadan ortada durmaktadır. Bu devletten bu suçların kovuşturulmasını ve suçluların cezalandırılmasını beklemek ölü gözünden yaş beklemekten farksızdır.
İşte bugün İnternette karşılaştığımız tipik bir örnek. Bir avukat uğradığı muameleyi yazıyor:
"bugün çağlayan adliyesinde,-3 teki nezarethanedekilere bakmaya girdim. çok açız susuzuz ne olur bişiler getirin diyen, 46 kişilik bir grup vardı, avuc ici kadar, havalandırmasız penceresiz leş gibi kokan bir nezarethanede. bir kac gözaltındakinin yakını ile para denklestirip su, biskrem vs bişiler aldık. avukatım diye sadece beni soktukları nezarethanede, insanların cocuklarına, eşlerine, yakınlarına söyle uzaktan bile olsun bakmalarına izin vermiyorlar, 45-50 yaşlarında, 10 gündür devamlı gördüğüm bir komiser gelip; aklı sıra kendi yapması gereken işi "avukat yaptı zaten" diye saglama almak icin, tutanak düzenleyip imzalamamı istedi. neymiş diyecekmişim ben su ve yiyecek getirdim diye."ne tutanağı tutacakmışım, ben mi gözaltına aldım bunları da yemeklerini sularını vermek benim görevim oldu? artık iyice saçmalıyorsunuz, usul uyduruyorsunuz " deyip tutanak tutmayı reddettiğimde, aynı komiser gözümün içine baka baka "sen kime artistlik yapıyorsun OROSPU ÇOCUĞU?" dedi. 10 tane çevik kuvvetten polisin tam ortasındaydım kücücük nezarethanenin parmaklarının önünde. ağzımı açıp tek kelime edemedim. tek kelime etsem ağzımı yüzümü kıracaklardı. avukatım, on gündür yaklaşık 30- 35 kişinin gönüllü olarak gözaltı, savcılık ifadesi, hatta sınır dışı işlemine katıldım. adalet sarayında bana kendisi yapması gereken işi yapmayıp, "bak biz bunlara yemek verdik diye imzalı belge edineyim yarın biri şikayet eder bişi yapar diye" uyanıklık yapan, üstüne de 15 20 kişinin önünde küfreden polise, "beni de gözaltına alırlar, ağzımı burnumu kırarlar" diye tek kelime edemiyorum. türkiye cumhuriyeti budur. ülkedeki hukuk bu durumdadır. çook övünülen, avrupa'nın en büyük adalet sarayında, avukatların hali budur. Bilen ERGÜDEN”
Her gün, her saat binlerce insanın başından benzerleri geçmektedir.
Gezi Hareketi tekrar insanlara dayanışmanın gücünü, direnmeyi hatırlattı. Şimdi parkları agoralara, forumlara, meclislere, ilk başlangıcındaki anlamı ve işleviyle camilere, cemlere çeviren Hareket, bir şeyler yapmak, örgütlenmek için çırpınıyor. Alternatif örgütlenme biçimleri üzerine tartışılıyor.
Birçok hukukçu, doktor, psikolog, mühendis, programcı vs. bilgi ve imkânlarını bu hareketin emrin vermeye hazır olduklarını ifade ediyorlar.
Bütün bunları göz önüne alarak, Gezi Hareketinin Devletin Yurttaşlara karşı suçlarını ele alan alternatif bir yargı sistemi oluşturmasını öneriyorum. Bunlara Halk Vicdanı Mahkemeleri denilebilir örneğin.
Elbette gezi hareketinin bir yasama, yargı ve yürütme yetkisi yoktur.
Ama en azından var olan kanunların uygulanmasını denetleyen bir alternatif yargı mekanizması oluşturabilir.
Elbette bu yargının kararlarını uygulayabilecek bir yaptırım gücü de yoktur ve olmayacaktır.
Ama insanların vicdanında ve aklında onları mahkûm edebilir.
Eve, böyle bir mekanizmayı kurabilir ve sağlamca işleyişini sağlayabilirsek, hem devletin keyfiliklerini, kendi kanunlarını bile çiğneyişlerini, teşhir etmiş, belgelemiş oluruz; hem de bu mekanizmanın karşısında insanların keyfilikler karşısında en azından seslerini duyurabilecekleri, yalnızlık ve örgütsüzlüklerinden kurtulabilecekleri dolayısıyla daha büyük bir direnme ve mücadele gücü edinebilecekleri bir destek sağlamış oluruz.
Hatta eğer yeterince ciddi çalışılırsa, halkın ve dünya kamuoyunun vicdanında, hiçbir yaptırım gücü olmayan bu yargı organları, sözlerine ve hükümlerine güvenilebilir; kararlarının gerçek bir ağırlığa sahip oldukları; Türk devletinin keyfiliğinin karşısında Demoklesin kılıcı gibi duran, bu nedenle devletin varlıklarını hesaba katmak zorunda olacağı organlara dönüşebilirler.
Biçimi üzerine tartışılabilir elbet ama bir fikir vermek için söyle bir başlangıç önerisi yapılabilir.
Her Forum alanında, bir mahkeme jürisi ve bir hukukçudan oluşan bir yargıç seçilebilir.
Devlet karşısında bir keyfi muameleye, bir haksızlığa uğrayan herhangi bir yurttaş, hatta herhangi bir insan (çünkü Türkiye’de yurttaşlık hakları olmayan milyonlarca insan vardır ve çalışmaktadır. Onların haklarını koruyacakları hiçbir merci de bulunmamaktadır. Zaten hukuken hiçbir hakları da yoktur.) bu mahkemelere dava açabilmelidir.
Yurttaşın başvuruda bulunması için, hukuki yardım da sunulmalıdır gönüllü hukukçular tarafından.
Jüri, tamamen tesadüfe göre, kura yoluyla seçilebilir ve seçilmelidir.
Mahkeme müracaat üzerine, tarafları belli bir gün ve saatte, mahkemeye çağırır. Bütün mahkemeler açık olur.
Davalılardan gelmeyen olursa, gıyabında yargılanır ve yazılı olarak sürekli suçlama, iddialar ve deliller hakkında kendisine yazılı bilgi yollanır.
Her dava için, internette bir özel sayfa açılıp, ilgili tüm bilgiler tüm kamuoyunun bilgisine sunulur.
Taraflar iddialarını ve delilerini sunarlar, savunmalarını yaparlar. Bütün bunlar var olan hukuk çerçevesinde yapılır.
Eğer suçlu bulunursa, kendisinden hatasını itiraf etmesi ve pişmanlığını bildirmesi istenir.
Bunu yaptığı takdirde kamu vicdanında affedilir.
Ama aksi durumda, kamu vicdanında mahkûm edilir ve bu her yerde yayılır ve duyurulur.
Artık o kişi, o memur, herkesin bildiği ve toplumun vicdanı olan mahkemeler tarafından yargılanıp suçlu bulunmuş biri olur. Devlet ya kendisi de gerekeni yapmak zorunda kalır ya da kamu vicdanında mahkûm olmuş, suçlu bulunmuş insanları görevlerinin başında tutar ve kendisi suçluların koruyucusu olarak ortaya çıkar.
Yani gücünü adaleti yerine getirmek için gösterdiği hassasiyetten, adil kararlarından alan, hiçbir fiziki gücü bulunmayan, yurttaşların haklarını ihlal edenleri, en adil biçimde yargılayıp, onlara suçsuz olduklarını kanıtlamaların için en geniş olanakları sunan, ama eğer suçlu bulursa onları kamu vicdanında mahkûm eden yargı organları kurabiliriz.
Bu yargı organlarında esas olarak devletin mahkemeleri, savcıları, hakimleri, polisleri, memurları, bakanları, baş bakanları yargılanacaklardır. Kendilerine suçsuzluklarını kanıtlamaları için her türlü imkan sunulacaktır. Ve mahkûm oldukları takdirde de sadece kamu vicdanında mahkûm edilecekledir.
Örneğin, yukarıda zikredilen olayı ele alalım. Muameleye maruz kalan Avukat veya herhangi bir yurttaş, kime yapılırsa yapılsın herhangi bir haksızlığın her insana ve yurttaşa yapılmış olacağı; haksızlıklar ve keyfilikler karşısında sessiz kalmanın onu desteklemek anlamına geleceği gerçeğinden hareketle. Davacı olup, oradaki polis ve komiserlerden davacı olabilir.
Mahkeme oradaki Komiseri, Avukatı, diğer mahkûmları, şahitleri vs. ifadeye davet eder veya onların ifadelerini ister.
Mahkeme günü taraflar gelir deliller, iddialar tek tek ele alınır. Her şey açıkça yapılır.
Sonunda Jüri kararını verir ve gerekçesiyle açıklar.
*
Böyle bir adım attığımızda demokratik bir ülkeyi kurmaya, şekillendirmeye başlamış oluruz.
Devleti insandan değil, insanı devletten üstün tutan; devletin yurttaşların üzerinde yükselmediği, onlara hizmet ettiği bir mekanizmanın nasıl bir şey olduğunu ve olabileceğini kendimize ve herkese gösterebiliriz.
Bu öneri elbette geliştirilip olgunlaştırılmaya muhtaçtır. Önemli olan dayandığı mantığın anlaşılmasıdır.
Bu önerinin bütün forumlarda görüşülüp, tartışılıp, geliştirilip bir karara varılmasını öneriyorum.
Demir Küçükaydın
26 Haziran 2013 Çarşamba

Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...