25 Nisan 2014 Cuma

“Gezi’nin Bakiyesi Forum-Çalıştayı” Üzerine

Önce Veriler ve Teknik Bilgiler

Bilindiği gibi 20 Nisan Pazar günü Kadıköy Yeldeğirmeni Mahallesindeki Don Kişot Evi’nde “Gezi’nin Bakiyesi – Forumlar, Dayanışmalar İşgaller” başlığı altında, Kadıköy’deki Acıbadam, Caferağa, Göztepe, Özgürlük Parkı, Yel değirmeni ve Yoğurtçu forumları tarafından örgütlenen bir “forum-çalıştay” yapıldı.
Bu toplantı, uzun bir zamandan beri ilk kez, Gezi’den geriye kalanların geniş katılımlı olarak yaptıkları bir toplantıydı. Gezinin bakiyeleri (kalıntıları, kılıç artıkları) kendilerini konu ediyorlardı; öznenin ve nesnenin özdeş olduğu bir toplantıydı.
Toplantı beş saati aşkın sürdü.
Toplantıya katılım 100 ile 120 arasında değişim gösterdi. Özellikle öğleden sonraki oturumun başlarında maksimum bir katılım düzeyine ulaşıldı ve salona zor sığıldı.
Toplantının tamamı Çapul TV tarafından videoya alındı ve canlı olarak yayınlandı.

Bu yayın aynı zamanda şu adreslerden izlenebilir:
Bilebildiğim kadarıyla toplantının yazılı olarak bir özet protokolü yok.
Ancak Özellikle üçüncü forumun sunumu ve tartışmalarda söylenenler hakkında hem bir görsel hem de özet bir protokol bulunuyor.
Yapılan sunum grafik olarak şu adreste görülebilir:
Ayrıca aynı adreste, grafik sunumun altında sunumun liste şeklinde yazılı bir özeti de var. (Bu özeti ve ayrıca bütün diger malzemeleri bu yazının altına koyacağız..)
Onun da altında tartışma ve eleştiri bölümünde ve son değerlendirme bölümünde söylenenlerin kısa özetleri de bulunuyor.

Toplantı Hakkında Değerlendirmeler

Kişisel konuşmalardan edindiğim izlenime göre, neredeyse herkes toplantıdan memnundu. Hemen herkes eksikleri olsa da iyi bir başlangıç oluğu; devam etmek gerektiği şeklinde görüşler dile getirdi.
Toplantıya ilgili toplantı sonrasında yapılan değerlendirmelerden yazılı olarak rastladıklarım şunlar:
·         Umut’un Gezi’nin Bakiyesi’ne Birkaç Not başlıklı yazısı:
·         Bir de Ozan Türköz’ün “GEZİ’NİN BAKİYESİ ÜZERİNE BİR NOT” başlıklı yazısı. (Bu yazı sadece mail adreslerine yollandığından belli bir linki yok. Ancak her iki yazıyı da bir belge olarak yine bu yazının altındaki malzemeler belgeler bölümüne koyuyoruz.)

Gezi’nin Bakiyesi’nin Temel Eksiği ve İlk Veriler

Gezi’nin Bakiyesi’nin temel eksiği bu bakiyenin ne olduğu üzerine genel bilinen izlenimlerin ötesine giden sistematik, nesnel, güvenilir bir veriler toplamı ve bilançonun bulunmamasıydı.
Aslında toplantının böyle bir çalışmanın sunuluşuyla başlaması gerekirdi. Önce veriler olmalıdır ki onların üzerine çalışılabisin.
Bu temel eksiği diğer işlere yoğunlaştığımızdan ve toplantı öncesinde son anda gördüğümüzden,
“Gezi’nin Bakiyesi olarak gerçekten ortada ne var? Önce verileri bir toparlayalım ve görelim” diye düşünerek, hangi forum ve dayanışmalar aktif, bunların sayfaları, adresleri vs. verileri toplamaya çalışan ve neredeyse iki günümüzü alan bir ön çalışma yaptık.
(Bu çalışmayı da toplantıdan önce herkesle paylaşmış ve yayınlamıştık.  http://demirden-kapilar.blogspot.com.tr/2014/04/gezinin-bakiyesi-icin-tartsmaya-katk.html Ayrıca herkesi listedeki yanlışları düzeltmeye davet etmiştik. Birçok cevap geldi ve liste giderek hem daha doğru hem de daha ayrıntılı hale geliyor. Bu listeyi sürekli aktüalize edip paylaşmaya ve emre amade kılmaya çalışacağız.)
Bu ön çalışmaya dayanarak, Forumlar listesine ve sayfalarına bakınca, çoğu forumun Gezi’den sonra, hemen bir hevesle sayfalar açtıkları, düzenli toplantılar yaptıkları, toplantı protokollerini yayınladıkları ama 2013 Temmuz ve Ağustos aylarından sonra bu gibi çalışmaları durdukları görülüyordu.
Ancak böyle olması forumun katılımcılarının bir ilişki sürdürmediği ya da tamamen yok olduğu anlamına da gelmiyordu. Özellikle Facebook veya Twitter’deki izleme ve paylaşımlar aracılığıyla haberleşmenin ve ilişkinin bir şekilde sürdürüldüğü de seziliyordu. Berkin Elvan’ın cenazesine yüksek katılım; bu sene 24 Nisan’deki anmaların Ankara ve İzmir’de de yapılmaya başlanması ve İstanbul’dak katılımın ilk kez bin sınırını aşması gibi olgular “Gezi Ruhu”nun ve Forumların bir şekilde yaşadığını, rolantide çalıştıını, henüz ölmediğini, soluk alıp verdiğini gösteriyordu.
Listenin ve sayfaların incelenmesinden çıka ikinci bir sonuç da şuydu:
Devam eden forum ve dayanışmaların en büyük özelliği, o mahalle veya bölgeyle ilgili belli bir somut sorun etrafında mücadele ve dayanaşmayı örgütlemeleri; böyle olanların belli bir hayatiyet gösterdiği idi.
Bu somut sorun da genellikle bir parkın veya yeşillik alanın korunması gibi noktalarda yoğunlaşıyordu.
Elimizde daha ayrıntılı veriler olmadığından, listeyi yavaş yavaş geliştindiğimizden bu kadarla yetiniyoruz.

Toplantı Üzerine Değerlendirmeler

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, aslında “Gezi’nin Bakiyesi” forumunda, en başta, genel olarak Gezi benzeri hareketler üzerine genel bir tartışmayla başlamaktan ise, “ortada gerçekten bir bakiye var mı? Varsa bu nedir?” sorusunu sorarak,  verileri toplayan ve sunan, çok daha ayrıntılı bir olgular yığını ve malzemeyi sitematize edip sınıflayarak ortaya koyan ve tartışma ve değerlendirmeye temel olacak taslak bir analizle başlamak çok daha doğru olabilirdi.
Böyle başlanmamış olması bir rastlantı değildir.
Çünkü bu Gezi hareketleri ve toplantılarında hep görülen genel bir yanlışın somut bir görünümüdür.
Genel ve temel sorunların ne olduğu üzerine bir tartışma (Ki bu özünde gündem tartışmasıdır ve esas tartışılması gereken her zaman budur) ve en genel sorundan daha az genele giderek bir tartışma; genelden özele adım adım ilerleme kavrayışı ve usulü görülmemektedir. Bu çok temel bir yanlıştır.
Birçok tartışma tam da tartışılması gerekeni tartışma dışı bırakarak, birçok gizli varsayımı kabul ederek ve başkalarının da kabul ettiği varsayımıyla başlamakta veya gündemler küçük bazı teknik komisyonlar tarafından böyle belirlenmektedir.
Bu politik naivlikle olduğu kadar kafalardaki konfizyonla da ilgilidir. Bu konfüzyonda elbette Türkiye’de analitik ve sistemli düşünme ve davranma geleneğinin yokluğu çok belirleyici bir yere sahiptir.
Ama bu konfüzyonun bir diğer nedeni de “zamanın ruhu”dur (Zeitgeist). “Gezi’nin Ruhu”nu neredeyse öldürecek kadar zayıflatan da tamı tamına bu “zamanın ruhu”dur.
Nedir bu ruhun özellikleri?
Zamanın ruhuna göre, genel ve temel sorunlar soyut ve riskli görülmektedir. “Büyük anlatılar bitti”ğine göre küçük sorunlara yoğunlaşmak gerekmez mi diye düşünülmektedir.
Gezi kuşakarı bu ruhla yetiştiler. Ama Gezi devrimci bir kabarıştır. Gezi, Devrimci bir “zamanın ruhuyla” hazırlanmamış; hatta bu hafzısını yitirmiş kuşakların devrimci bir kabarışıdır.
Bu nedenle Gezi’nin bakiyeleri Amerika’yı tekrar ve tekrar yeniden keşfetmeye mahkumdur.  Bu onun unutulmuşları yeniden öğrenmek için, çok zamana ihtiyacı olduğu anlamına da gelir.
Devrimci yükseliş ve kabarış dönemleri genellemeyi; temel sorunlara yoğunlaşmayı zorunlu kılar ve besler. Gericilik döemlerinde ise insanlar genellleme yeteneklerini yitirirler. Bu iki ruh arasında bir çelişki vardır. Gezi veya gezinin bakiyesi, varlığını sürdürüp radikalleşirse; zamanın ruhunu da bir kenana atmak; genel ve temel sorunları giderek daha fazla gündemine almak zorundadır.
Ne var ki, genel sorunlardan kaçma, “zamanın ruhu” ve rasyonel düşünce geleneği eksikliği; yani akli değil nakli bir kültür ve düşünce geleneği ile ilgili olduğu kadar; bazı politik grupların kendi problemaktik ve ön kabullerini dayatmaları, bunları tartışma konusu yapabilecek tartışmaları ve gündem maddelerini engelleme çabalarıyla ve bu yönde çaktırmadan yaptıkları manüplasyonlarla da ilgilidir.
Genel ve öncelikle tartışılması gerekenin ne olduğu üzerine bir tartışma yapmayıp ikincil ve birçok gizli başka varsayımın kabulüne dayanan tartışma ve kararlar,  Gezi’nin dağılmasının ve ortada pek bir şey kalmamasının en önemli nedenlerinden biridir ve üzerinde neredeyse hiç durulmayan bir konudur.
Gezi’nin Türkiye’yu yarstığı günlerde, Türkiye çapında genel bir organ kurma gibi görevi öne koymaktan kaçıp; hatta Taksim Gezi’sindeki günlerde bile günlerce forumlar kurmaktan kaçınıp; Taksim Gezisi çapında ortak bir tartışma organı bile kurmaktan kaçınıp, sonunda ne yapılacağını, birçok foruma bölünük olarak (Sanırım 7 tane forumvardı) tartışması; doğrudan daemokrasi derken fiiliyette iradeseni Gezi’le ne organik ne de ruhsal hiçbir ilişkisi olmayan Taksim Dayanışması’na temsil etme durumunda kalması onun trajedisidir ve tarihin ince bir alayıdır.
Gezi’nin, sonra parklara sığınması; oralarda da, yine Türkiye çapında tekrar toparlanmaya yoğunlaşacak; bunun araçlarını yaratmaya yönelecek yerde daha küçük çalışma gruplarına bölünmesi de tamı tamına yukarıda değinilen özellikleriyle ilgilidir. (Biz bu dönemde hem önerilerimizle Türkiye çapında bir program ve talepler, ki en somut sembolü beyaz bayraktı Türk bayrağı karşısında, sorununu gündemleştirmeye çalışıyorduk. Hem de Liquid Demokracy (Feedback) gibi doğrudan demokrasiyi örgütleyecek bilgisayar platform ve programlarını tanıtıp teknik hazırlıkları için girişimlerde bulunarak bunun altyapısını ve organlarını oluşturmak için çalışıyorduk. Ne yazık ki bunları yapacak örgütsel gücümüz yoktu. Ve örgütlü güçlerce kendi kontrolleri dışında geziciler kitlesinin örgütlenme aracı olabilecek biçimler kuşkuyla karşılanıyor ve görmezden gelinip susuşa boğuluyorlardı.
Bu gerici “zamanın ruhu” aynı zamanda kendini haklı göstermek için, “laf değiliş yapma”nın ardına gizlenerek, kendi dar pratikçi zehirini şekere bulamaktadır. “Öyle teori ve genel sorunlar üzerine tartışmakla bir şey olmuyor; iş yapacak adamlar lazım bize iş. İş ise ancak pratikle ortaya çıkar. Bunun için de, iş yapacak küçük çalışma grupları; ihtisas grupları; belli alanlarda yoğunlaşmış gruplar kuralım.” Gibi sözlerde ve davranışlarda yansımaktadır bu zehiri örten şeker.
Genel sorunlar ve teori ile pratik işin böyle karşı karşıya konulması aslında başka bir genel soruya; pratik ile teorinin ilişkisinin ne olduğu genel sorusuna verilmiş tamamen yanlış bir teoriye dayanmanın bir görünümüdür. Nasıl ideolojisizlik mümkün olmazsa, ideolojisizliğin veya ideolojiler dışı veya üstü olmanın kendisi bir ideoloji ise, teorisizlik de mümkün değildir.
Genel sorunlardan kaçmak isteyenler ve kendi ön kabullerini tartışılmsından kaçan örgütler, dar pratikçiliğin ardına sığınarak, insanların geri yanlarına hitap ederek sürekli çoğunluğu sağlamaktadırlar. Zamanın ruhu onların bu dar pratikçiliği ve insanların geri yanları için bitek bir toprak sağlamaktadır.
1960’ların Dev-Genç’i bir devrimci yükseliş döneminin ruhuna dayanıyordu ve kendisi de bu devrimci yükselişin ruhuna dayanan bir devrimci yükselişi temsil ediyordu. O zamanlar böyle dar pratikçiliğe kimse değer vermezdi. Dev-Genç militanları kendi yaşam ve mücadelelerinden bilirdi ki, pratik ve teori birbirinin karşısında değildir ve dar pratikçilik aslında yanlış bir teoriyi; teori pratik ilişkisine verilmiş yanlış bir teorik cevabı temsil eder. Bu nedenle “devrimci teori olmadan devrimci bir hareket ve pratik olmaz” düsturuna göre hareket etmeye çalışırlardı. Okudukları teorik kitaplar yanlış bir –teorik genellemeyi veya mekanik bir felsefe anlayışını savunuyor olabilirdi ama bu hareket noktaları doğruydu. Cebinde Marsist teorisyenlerin kitaplarını taşıyan, bulduğu küçük aralıklarda bu kitapları okuyan ama üniversitelerin öz savunmasından; işçi, köylü örgütlenme ve hareketlerine koşuşturup duran Dev-Genç militanlarının tavrıydı doğru olan.
Şimdi ise, gündemlerin bile bizzat gündemi kendisinin belirlemesi gereken genel toplantılarda değil; teknik hazırlık gruplarında belirlendiği bir dünyada yaşıyoruz.
Örneğin İstanbul Forumlar Buluşması diye bir girişim vardı, hala da var, artık zamansızlıktan toplantılarına katılamıyorum ama toplantılarına katıldığımda, onların bir hazırlık komisyonu olarak  işin teknik boyutunu hazırlamakla yetinmeleri; neyi nasıl tartışacağını bizzat toplantıya bırakmaları gerekirken; o toplantının gündemini ve çalışma gruplarını vs. kendilerinin belirlediğini görünce şaşırmış ve itiraz etmiştim.
Bir dernek kongresinde bile gündemin ilk maddesi gündemin ne olacağıdır. Genel bir toplantı, temsili ve katılımıyla en genel ve geniş olduğundan kendi gündemini ancak kendisi belirleyebilir; siz burada yetki tecavüzü yapıyorsunuz diyerek itiraz ettiğimizde, kimisi pratikçiliğinden, kimisi ise öyle bir tartışmayı manuple etme şansı olmayacağından, kimisi ise zamanın ruhunun esiri olduğundan bu itirazları duymak bile istemiyor ve duymazdan geliyorlardı.
Ama sadece gezi ve bakiyeleri mi böyle?
Hayır. Örneğin HDK ve HDP gibi Kürt hareketinin dinamizmine dayanın ve onun ateşinde ısınan örgütler de böyle. Oralarda da en temel sorunlar komisyonlara havale ediliyor. O komisyonlarda örgütlerin görevlendirdiği bir takım bürokratlar tartışılacak konuları ve gündemleri belirliyorlar. Böylece en temel sorunlar gündemden kaçırılıyor ve bütün bunlar lafazanlığa pirim vermeyen pratikçiliğin savunusu sis perdesiyle yapılıyor.
İşin ilginci her türlü örgütenmeye kuşku ile bakan Gezi’nin çıkmazları ve dağılışı ile herşeyin başı Örgüt diyen HDK-HDP’nın bürokratizmi ve kabızlığı aynı zamanın ruhundan beslenen; aynı madalyonun iki yüzüdürler.
Bu nedenle, her tartışmanın en geniş katılımla yapılması ve bizzat katılanların kendi gündemlerini belirlemesi, bu bürokratik egemenliğe ve bürokratlaşma eğilimine son vermek; hem yayılmak isteyen Gezi Hareketinin; hem de bir Kürt Hareketi olmaktan çıkıp tüm Türkiye’yi kaplayan bir demokratik hareket olmak isteyen Kürt hareketinin olmazsa olmazdır.
Bu nedenle sadece parklarda değil, bölgelerde ve tüm Türkiye’de, herkesin katımıyla, bir tek kişinin bile çoğunluğu kazanabilmek için tüm kitleye ulaşabilmesi olanaklarının yaratılması ve garanti altına alınmasını sağlayan örgütlenmeler bunu başarabilirler.
Bu nedenle HDK-HDP’nin demokratik muhalefetin güvenini ve gerçekten bir dinamizm kazanabilmesi için önelikle örgüt temsiline son verip, bireysel üyelik üzerinden bireylerin katıldıkları en geniş toplantılarda kararlar alması üzerinden bir işleyiş kurması gerekiyor.
Elbet aynı görüşteki insanların kendi görüşlerini üstün kılmak için örgütlenmeleri hakkı inkar edilemez. Ama bireyleri kazanarak, onları ikna ederek, olmalıdır bu. Yoksa örgütsel temsiller aracılıyla değil.
Bgünkü biçimler en fazla manüplasyona uygun biçimdir.
İşin ilginci ne kadar zıt görünürse görünsen aynı manüplüsyona uygunluğu Gezi hareketi ve kalıntılarında da görüyoruz. Ayın madalyonun iki yüzü oluş tekrar karşımıza çıkıyor.
Örneğin Forumlar Koordinasyon diye bir organ var. Sözde forumların temsilcilerinden oluşuyor. Niye temsilciler bir araya geliyor ki? Gelenler ne kadar seçilmişler? Birçok forum seçimi ve delegeliği kabul bile etmiyor.
Halbuki, bugünkü imkanlar içinde bile tüm forumlara katılanlar hepsi doğrudan veya elektronik ortamlarda bir araya gelebilirler. Doğrudan demokrasiyi dilinden düşürmeyen Gezi, en manüplatif, en doğrudan olmayan bir organa genel eğilimlerini genel yayılacak işleri terk etmiş bulunuyor.
Tekrardan bıkmayalım. “Genel ve Temel Sorunlardan kaçılamaz”. Kaçmaya çalışan her adımda bu genel ve temel sorunlara takılır. Bu ise boşuna zaman ve enerji kaybı, sonunda yılgınlık ve dağılmıyla sonuçlanır.
Tekrar edelim, “hatalar bizden hızlı koşarlar”. Tam onlardan kurtulduğumuzu sandığımız anda karşımıza aşılmaz bir duvar olarak dikilirler.
Bizzat Ermeni Katliamı bile bunun bir kanıtını sunuyor. Sanki herkes unutmuştu. Şimdi ise Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin önüne çıkmış en temel görevlerden biri olarak duruyor.  Çünkü Türkiye’nin toplumsal yapısın en temel ve genel sorunları orada duruyor.
Bu nedenle, en genel ve temel sorunun ne olduğu üzerine tartışma; yani gündemin ne olacağı tartışması gereksiz ve boşuna bir tartışma değil; en temel tartışmadır. Çünkü önceliğinizin ne olduğu sizin programınızı, sınıfsal eğilimlerinizi; program ve amaçlarınızın dayandığı teoriyi yansıtır.
Bu arka plan tecrübesi ve düşüncelerle, ilk oturumda sunum yapıldıktan sonra ilk söz alan oldum ve sunumun ardındaki gizli varsayımları, örneğin krizlerle hareketler ilişkisine dayanan varsayımı ve bunun mekanik niteliğine vurgu yaparak, asıl tartışılması gerekinin tartışma dışında bırakıldığını; pratik ve ayrıntılı bir iş yapar görünürken insanın farkına bile varmadan yanlış bir teorinin savunucusu ve yeniden üreticisi olduğunu göstermeye çalıştım.
İkinci oturumda da bu sefer Türkiye’deki duruma ilişkin verilerin sıralanmasında çok temel bir verinin atlandığına; işçi sınıfının alt kesimlerinin son yıllarda durumundaki iyileşmenin atlandığını; Gezi’nin esas olarak şehirli “laiklere” ve Alevilere dayanmasıyla bunun ilişkisine değindim. (Zaten toplantıdan önce yolladığım yazı da bu konudaydı.)
En sondaki bölümde de gelecek toplantının gündeminin ne olması gerektiği konuşulurken, gelecek toplantının gündeminin birinci maddesi gündeminin ne olacağı olmalıdır dediğimde ne dediğim anlaşılmadı bile.
 Zamanın ruhu egemenliğini sürdürüyordu ve üzerine hiçbir tartışma yapılmadan, kısmen de zaman da kalmadığı ve herkes yorulduğu bir an önce gitmeye baktığı için gelecek toplantının gündemi “özyönetim ve doğrudan demokrasi” olarak belirlendi.
Genel ve temel sorunlardan kaçan bir gündem içinde genel ve temel sorunları tartışmaktan başka çaremiz yok. Tıpkı Gezi gibi; gerici bir zamanın ruhu içinde devrimci bir ruhu yaşatmaya çalışmak.
Zamanın ruhu hala egemenliğini sürdürüyor ve çok güçlü.
Altta güreşmek şimdilik biricik strateji olabilir.
Zayflar ve ezilen sınıflar altta güreşirler.
25 Nisan 2014 Cuma
Demir küçükaydın

Ekler:

20 Nisan 2014 Tarihli Toplantının Belge ve Malzemeleri

Toplantının Duyurusu

FORUMLAR, DAYANIŞMALAR, İŞGALLER, ATÖLYELER FORUMU
Kadıköy forumlar, dayanışmalar, atölyeler, işgaller ( ev ve bostan), spor turnuvaları, tüketim kooperatifi, kentsel dönüşüm ortak çalışmaları, göçmen çalışmaları, sokak insanları çalışmaları, cezaevleri, kadınlar, beyaz yaka dayanışmaları, çocuklar için ortak doğum günü kutlamaları, film gösterimleri, parklara gezi şehitleri adlarının verilmesi vs.
  1. FORUM
Dünyada 2007-8 krizi sonrası meydan ve işgal hareketleri olarak kitle hareketleri; nedenler ve sonuçlar-olasılıklar, ortak yanları farklılıkları
arap coğrafyası ( tahrir, tunus vs.), atina, madrit, sofya, avrupa genel grev dalgası, londra, Wall strett'i işgal et, tel-aviv, taksim gezi, sao paulo
  1. FORUM
Türkiye'de 2007-8 krizi sonrası kitle hareketleri ve gezi parkı işgali, forumlar ve dayanışmalar
  1. FORUM
Park, ev, bostan işgalleri, mahalle dayanışmaları ve forumları: olasılıklar ve ne yapmalı (Yel değirmeni, Cagerağa, Acıbadem, Osmanağa, Göztepe Gezi Dayanışmaları, Kriton Curi Parkı Forumu, Özgürlük Parkı Forumu, Caferağa Mahalle evi, Yeldeğirmeni Don Kişot Sosyal Merkezi, Kuzguncuk bostanı, İmrahor bostanı, caferağa bostanı, yeldeğirmeni bostanı)
YÖNTEM:
Çerçeve sunumlar ve forumlar ilişkisi ile toplumsal pratiğin içinde olanların bilginin kolektif tarzda üretilmesi ve paylaşılması genel olarak benimsendi. Bu çalışmada forumlar dışında insanların rdan çalışma gruplarında olmaması  üzerine mutabakata varıldı.
3 başlık içinde çalışma grupları oluşturulacak. Çalışma grupları mahalle dayanışmaları ve forumlardan katılacak insanlarla oluşturulacak. Çalışma grupları çerçeve sunumu hazırlama ve sunmada kendi yöntemlerini oluşturacak.
Özyönetim-kamu/müşterek alanlar, kadın-toplumsal cinsiyet-LGBTİ-alternatif hayat biçimleri, Gezinin sınıf karakteri gibi başlıklar bu forumda zenginleştirilerek Mayıs ayında yapılacak.
TARİH                                  :  20 NİSAN PAZAR
YER                           : YELDEĞİRMENİ DAYANIŞMASI DON KİŞOT SOSYAL MERKEZİ



Sunum taslağı

·         Gezi’den dayanışmalara kalan değerler nelerdir?
o   Rekabete karşı dayanışma
o   Tek tipliliğe karşı çoğulculuk
o   Ben bilirimciliğe karşı ortak anlayış ve forumlar
o   Aç gözlülüğe karşı paylaşım
o   Ön yargılara karşı saygı
o   Baskıya karşı itiraz
o   Hiyerarşiye karşı katılımcılık
o   Çöle ve ıssızlığa karşı çeşitlilik
o   Sınırlara ve dikenli tellere karşı müşterek alanlar
o   Betona ve asfalta karşı yeşil doğa
o   Ezbere karşı yaratıcılık
·         Neden Gezi’den yerellere indik?
o   Her yer Taksim, her yer direniş
o   Bu daha başlangıç mücadeleye devam
o   Gezi ruhunu yerellere taşımak isteği
o   Yeniden merkeze gidebilmek için
o   Fiziksel polis şiddetinin sonucu olarak
o   Kentin merkezinde var olabilecek doğal sınıra ulaşıldığı için
o   Mekanın sınırlayıcılığından çıkma isteği
o   Direnişin verdiği özgüven
·         Yaşayan forumların özgünlükleri neler? İşleyişleri nasıl?
o   Forumların düzenli toplanmaları
o   Forumlarda kararlar alınıyor olması
o   Yatay işleyişe sahip olması
o   Bir kısmında işgal deneyimlerinin olması
o   Kentsel mücadelenin içinde olmaları
·         Forumlar bir özyönetim deneyimi midir?
o   Özyönetim değildir? Çünkü özyönetim üretim ilişkisi gerekmektedir.
o   Kent ve mahalle ölçeğinde özyönetim olabilir. Kendi ihtiyaçlarını belirleyip, imkanları dahilinde çözümler üretebiliyor.
·         Forumların yeni katılımcılarla buluşması nasıl sağlanabilir?
o   ?
·         İşgal mekânları hangi ihtiyaçların ürünü olarak ortaya çıktı?
o   İklim koşulları
o   Müşterek alan ihtiyacı
o   Alternatif yaşam alanı ihtiyacı
o   Değişim değerinin karşısında kullanım değerinin hâkim olduğu mekan/ilişki yaratma ihtiyacı
o   Mahalleyi örgütlemek
o   Gezinin ürün vermesi
o   Komün yaratma ihtiyacı
o   Forumları devam ettirebilme isteği
·         İşgal doğru bir kavram mı? Alternatif bir kavram olabilir mi?
o   İşgal kavramına yapılan eleştiriler:
o   İşgal negatif bir içeriğe sahip(Irak işgali, gayrimüslimlerin mülklerinin işgali gibi)
o   İşgal sana ait olmayana yapılıyor
o   İşgal güç ilişkisini tanımlıyor
o   İşgal kavramının pozitif anlamları:
o   Kamusallaştırma, müşterek hale getirme anlamı da içerir
·         Bizim yaşadığımız işgal deneyiminin özgünlüğü ne?
o   Mahalle forumları/dayanışmalar tarafından yapması
o   Kolektif olarak yapılması
o   Barınma amaçlı olmaması
o   Gezi’den sonra olması
o   Kent merkezli olması
o   Gezi’nin ürünü olması
o   Ağırlıklı olarak beyaz yakalı işçiler tarafından yapılması
o   Kadınların ağırlıklı olması
o   Kadıköy’de olması   
o   Alternatif kavram önerileri: Müşterekleştirme, şenlendirme, toplumsal geri dönüşüm, toplumsal geri kazanım
·         İşgal için seçilen mekanların özellikleri neler?
o   Hazineye ait olması
o   Mülkiyet problemi yüzünden hukuksal boşluk olması, kimseye ait olmaması
o   Atıl/kullanılmıyor olması
o   Çevreye zararlı olması
o   Yüksek değişim değerine sahip olması
·         İşgal mekanlarının sürdürülebilirliğini nasıl sağlayacağız?
o   Katılımcılığı artırarak
o   Alternatif yaşam ilişkileri örerek
o   Yerelin/mahallenin sahiplenmesini ve kullanmasını sağlayarak
o   Alternatif üretim ve tüketim ilişkilerinin mekanı olması ile
o   Mekanlarda ihtiyaçları toplumsallaştırarak ( ortak mutfak gibi)
o   Dayanışma ağlarının yaratılması ile
·         Forumlarda/dayanışmalarda/işgal evlerinde iktidar ilişkilerini nasıl aşacağız, doğrudan demokrasiyi nasıl sağlayacağız?
o   Forumların tek karar alma mekanizması olma özelliğini koruyarak
o   Mevcut tek otoritenin forum olması ile
o   Ortak akıl ve ortak anlayış olarak forumların öne çıkarılması ile
o   Yatay işleyişten vazgeçmeyerek
o   Profesyonelliğe karşı gönüllüğün esas olması ile
o   Çoğulculuğu esas alarak
o   Katılımcılığı sağlayarak
o   Birey hukukunu esas alarak
·         Mahalle örgütlenmesi ve işgal mekanı örgütlenmesi arasındaki bağ nasıl kurulabilir?
o   Evin kullanım değeri ile mahallenin ihtiyaçları arasında bağlantı kurarak
·         Kent politikasına mı sıkıştık? Sınıf politikasından koptuk mu?
o   İşyeri artı-değer üretiminin merkezi
o   Kent artı değerin gerçekleştiği mekandır
o   Greif işgali ile dayanışma deneyimi
o   Kent politikası sınıf politikasından ayrı denemez
o   Kent, sermayenin toplam yeniden üretiminin sağlandığı alandır
·         Forumlar sosyal devletin ve belediyenin sosyal hizmetlerini üstlenmeli mi?
o   Belediye ve devlete basınç oluşturulmalı
o   Var olan sosyal haklar konusunda farkındalık sağlanmalı ve var olmayan haklar için kampanyalar yapılmalı
o   İhtiyacı olan ve ihtiyaç fazlası olanları buluşturacak mekanizmaları ve sosyal ağları kurabiliriz
·         Tayyip fişi çekince ortada mı kalacağız?  Alternatif medya araçları oluşturabiliyormuyuz?
·         Gezi sonrası bostanlar hangi ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıktı?
o   Gıdanın ücretsiz ve ulaşılabilir olmasına yol açmak
o   Organik ve doğal ürüne ulaşılabilmesi
o   Betona ve asfalta karşı toprak
o   Algının değişerek betonlaşmada yeşil alan farkındalığına varmak
o   Neden geldik istanbula dememek içinJ
o   kent kır arasındaki yabancılaşmayı aşmak için
o   Kentler içinde doğal ekosistemi yönlendirenlerin insanların değil tüm canlıların olabilmesi
o   Kapitalizmin çevrezımpırtısına karşı J
·         Bostanın; hobi bahçelerinden, belediyelerin park-bahçeciliği ve peyzaj işlerinden farkı nedir?
o   Hobi bahçelerinde toprakla ilişki kurmak için para ilişkisi gerektirmesi
o   Hobi bahçelerinde değişim değeri var bostanda kullanım değeri var
o   Park-bahçeciliğin ve peyzaj işlerinin sektörleşmiş olması, üretim ve paylaşıma yönelik olmayıp yalnızca estetik bakışa yönelerek belediye vitrini olarak kullanılması
·         Karşı Lig var olan kapitalist toplumsal ilişkiler karşısında ne gibi alternatifler üretme çabası güdüyor?
o   Dayanışmaların pratik işler üzerinden samimiyetinin artması
o   Birbirimize dokunabiliyoruz
o   Futbolun eril diline karşı ortak bir kültür oluşturma çabası
·         Gezi’den sonra devam eden tek kadın forumu olan Yoğurtçu Kadın Forumu hangi ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıktı?
o   Direnişin içindeki cinsiyetçiliğe karşı kadın dayanışmasını örmek


Taksim Dayanışması
Yoğurtçu Parkı
Mahalle Dayanışmaları
Karar alma süreci, işleyiş ve temsiliyet
Örgütlerin temsiliyeti söz konusu. Meclis ve yürütme var. Meclis katılıma açık. Kararlar mecliste değil yürütmede alınıyor. Hareketin içerisindeki çoğunluğu oluşturan bağımsızları temsiliyeti yoktu.
Açık bir örgütsel temsiliyet yok. Koordinasyon sonrası yürütme oluştu. Kararlar forumlarda değil yürütmede alınıyordu. Bireyler git gide yürütmeden uzaklaştı. Atölyeler yürütmede temsil edilmedi. Forum, atölyeler ve yürütme arasında kopukluk vardı.
Kararlar forumlarda alınıyor. Yürütme yok (Kuruldu ama devam etmedi.).Örgüt temsiliyeti yok, birey temsiliyeti var. İhtiyaç üzerine komisyon ve çalışma grupları kuruluyor. Moderasyon ve yazman forumlarda belirleniyor ve her forumda değişiyor.
Ne üretti?
Örgütleri bir araya getirdi, hükümetle görüşmede bir taraf oluşturdu, yoğun katılımlı eylemler organize etti,
Yüzün üzerinde atölye, çapulcu pazarı, kadın forumu, mahalle dayanışmaları, kitlesel eylemler,
Atölyeler, işgal evleri ve bostanları, kent hakkı mücadelesi, dayanışma ağları, Karşı Lig,
Tüketim kooperatifi, Greif çalışma grubu, Bostan dayanışması

Forum
Son üç güne kadar forum örgütlemedi.
Düzenli kitlesel katılımlı forumlar düzenlendi.
Forumlar düzenli, katılımı değişerek ve çeşitlenerek devam ediyor.
İşgal
Park işgali
Park etkin kullanıldı, gündelik hayat üretildi ancak işgal denemez.
Ev ve bostan işgali




Tartışma Bölümünde Söylenenlerin Kısa Özetleri

·         Soru sorularak yapılan sunumu doğru buluyorum ancak köşeli ve net sonuçlara varılan yanıtları doğru bulmuyorum! Bundan kaçınalım.
·         Açıkhavada ve Yoğurtçu'da neler yapılabilir bunları tartışmalıyız.
·         Gezi'nin zaafları hiç tartışılmıyor, bu bir forum konusu olarak tartışılmalı!
·         Forumları nasıl Türkiye çapına yayarız?
·         Bağlı bulunduğumuz siyasi kimliği parkların dışında bırakmalıyız.
·         Yoğurtçu neden işgal değil?
·         Kentsel Dönüşüme Karşı Mahalleler çalışmagrubu vurgulanmalı.
·         Yoğurtçu Parkı gibiburası da bizi görmüyor!
·         Düzen partileriyle ilişkiler sorgulanmalı.
·         İşgal gibi çözümler yapan forumları büyüttü. Neden Abbasağa gibi forumlar işgal yapmadı sorgulanmalı.
·         Forumlar koordinasyonunu oluşturmamız lazım.
·         Karşı Lig Kuşdili gibi alanlard ya da mahalle aralarında yapılabilir.
·         İşgale aşık olamamak gerekiyor! Kapatıcı br özelliği var.
·         Psikolojik yapabilme iradesi çok önemli.
·         Tekel gibi... yanyana geliş alanları zenginleşmeli ve birbirine bakabilmeli.
·         Kendi hakikatimizden tartışmak gerekiyor. Beyaz yakalılar güvencesiz çalışıyor!
·         İsyan hep soldan yana yükselecek gibi geliyor; milliyetçilik yönünde de gelişebilir!
·         Sosyalistler neden kitlesellik dağıldı diye tartışmalı!
·         Nasıl bir Yoğurtçu istiyoruz bunu tartışmalıyız.
·         Barınma amaçlı yapılan işgaller neden başarılı olamıyor?
·         Bu konuda ayrı bir forum örgütlemeliyiz; çok boyutlu bir konu.
·         Gezi'nin sınıfla bağ kurma yeteneği olduğunu düşünmüyorum.
·         Yöntem doğru köşeli bullmuyorum.
·         Enerjimizin bir kısmını Gezi'den bihaber insanlara ulaşmak için harcamalıyız.
·         Sosyal haklarımıza sahip çıkarak bir örgütlenmeye gidebiliriz.
·         Koordinasyonumuz yok! Mayıs ayında tüm dayanışmalar Gençlik Şenliği düzenlesin.
·         Kadıköy'de eğitim mevzusu çok önemli, Acıbadem'deher yer İmam hatipbu konuda bir şeyler yapmalıyız.
·         Kadıköy'de yeni tarzda siyaset yapma arayışı var. Doğrudan eylem, doğrudan demokrasi yönünde irade göstermek lazım.

Değerlendirme bölümünde Söylenenlerin Kısa Özeti

·         Gezi'nin bakiyesi derken olumsuz yönleri de ele alalım.
·         Bugünle ilgili kayıtlar paylaşılmalı, yazılı hala getirilmeli ve görüşler alınmalı. Demir Abi örnek olsun :)
·         Doğrudan demokrasi ve özyönetim, Kürt hareketiyle buluşma, Gezi'nin zaafları, işçi sınıfıyla ilişkimiz, Gezi'den haberi olmayanlarla bağlantı nasıl kurulabilir başlıkları tartışılabilir.
·         Bu evlerin varlığı buraya gelmeyenler için büyükmoral kaynağı oldu.
·         İşgal konusu büyütülüyor, bu yönde genelleme yapmak yanlış!
·         Herkes bu forumla ilgili değerlendirmelerini yazmalı. Birsonraki forumla ilgili konu önerisini yazılı olarak yapmalı.
·         Mikro oluşumlar üzerinden yeni bir siyaset tarzına odaklanılabilir. Gezi'nin bakiyesi olarak bu küçük örnekleri görüyorum; işgalevleri, parklardaki çalışmalar gibi. Aktivizm üzerinden somut işler yapmak. Yereller arası ağlar merkez siyasetinden daha önemli.
·         Yanyana gelmek için bugünki gibi somut işler yapmalıyız. Kadıköy'deki bu sinerjik durumu karşıdaki forumlara yansıtmalıyız. Forumlar arası bir koordinasyon şart. Bu sistemi yıkmaya yönelik aday olan tek yol biziz. 6 ay sonra daha geniş bir forum yapalım, web sitesi vs. kuralım bunun için. Kendimizi yapabilir kılmaya ihtiyacımız var.
·         Toplu forumlar şart; arkadaşlar anlattı, bana laf kalmadı :) Forumlar bir özyönetim deneyidir, özlemidir. Özyönetim meselesinin toplu forumlarda tartışılması gerekiyor.
·         Bir sonraki forumun yeri, zamanı, konusunu belirleyelim. Tek konulu forumlara yönelmemiz lazım.
·         Var olan forumlar koordinasyonuna katılabiliriz.
·         Karaburun Bilim Kongresi'ne katılabiliriz.
·         1 Mayıs Göçmen işçileri için yurttaşlık hakkı talebiyle gitmeliyiz.
·         Bugünün dökümünün yapılması önemli. Bugünki tartışmanın internet ortamında olması ve devam etmesi önemli. Hızlı bir şekilde koordinasyon kurmayalım. 1 Mayıs'ta ortak ne yapabiliriz; bunu tartışalım.
·         Hepimizi ortak kesen konulardan başlamlıyız: forumlaryatay demokrasi arayışları ve özyönetim olabilir
·         Forumlar arası koordinasyon yazdan beri toplanıyor. her pazartesi 19:00 TMMOBda. Buraya katılım önemli.İstanbul buluşması diye bir çalışma grubu var. mail adresleri üzerinden iletişim sağlanabilir
·         Cuma 19.00 da kadıköy forumları koordinasyonu toplansın.
·         25 Mayıs bir sonraki forum toplantısı, yer Yoğurtçu parkı olsun.
·         Gündemimiz gündemimizin ne olacağı olsun.
·         Bir sonraki çalıştayın konusu : Özyönetim ve doğrudan demokrasi
·         Cuma saat 19:00 kadıköy forumları toplantsı Don Kişot ta. 1 mayıs bu toplantıda değerlendirielecek

Ozan Türköz’ün Dğerlendirme ve izlenimleri:

GEZİ’NİN BAKİYESİ ÜZERİNE BİR NOT
20 Nisan Pazar günü, Kadıköy’deki işgal evlerinden birinde yapılan Gezi’nin Bakiyesi başlıklı tartışma toplantısına katıldım. Önceki gün aldığım bir e-posta sayesinde haberim olan toplantıya, aynı gün Gezi Parkı’nda yapılacağı duyurulan toplu kitap okuma ve takas pazarı etkinliğine de katılma arzum yüzünden geç kaldım. Gezi Parkı’nda yapılması planlanan etkinliğe katılmak için, sırtımda bir çanta dolusu kitapla oraya gittiğimde, parkın içinde attığım bir tur sonunda bahsi geçen etkinliğe işaret eden hiç bir durumla karşılaşamayınca park içinde olan biteni daha dikkatli izlemeye yöneldim ve fark ettim ki yüzlerce sivil polis park içindeki bütün banklara yerleşmiş ve diğerleri de bir araya gelen insanlara müdahale ederek dağılmalarını ve her ne yapacaklarsa başka yerde yapmalarını söylüyorlardı. Oradan ilk dolmuşa atlayıp Kadıköy’e, Gezi’nin Bakiyesi çalıştayına gittim. İlk iki, gündem maddesini kaçırdığım toplantıya üçüncü gündemden itibaren katılma şansım oldu.
Gezi direnişinin başladığı günden beri İstanbul ve Türkiye’nin bir çok bölgesinde forumlar oluşturulmuş, geneli parklarda toplanan bu forumların yürüttükleri tartışmalar, başta kendi yerellikleri olmak üzere, moda terimle “Gezi Ruhu” denen ve kesin tarifi bir türlü yapılamayan soyutluğun bir şekilde ayakta tutulmasına çaba sarfetmiştir. Erişebildiğim tüm sonuçlarını uzaktan takip etsem de, Gezi Direnişi’nin ardından ilk defa direnişte yer alan diğer insanlarla birlikte bir toplantıya katılıyordum. Bunun sebeplerinden biri yaşadığım yerelde var olan forum girişiminin ağırlıklı olarak ulusalcı, kemalist, CHP çizgisinde olmasıydı.
Direnişin ardından geçen süre boyunca toplantılarını yürütmüş, işgal evleri, bostanlar ve başka bir çok pratik uygulamayı da bunun yanında hayata geçirmiş olan dostlarımı, daha önce tükettikleri kimi tartışmaların içerisine yeniden çekme kaygısıyla, bu  gün yer aldığım toplantının genel bir değerlendirmesi yerine, aklımı kurcalayan ve açıkçası beni biraz üzen konulara ilişkin fikirlerimi anlatmayı daha uygun buluyorum.
Yukarıda belirttiğim gibi toplantıya geç kaldığım, ilk iki gündem maddesini kaçırdığım için, üçüncü oturumdan itibaren izlenimlerimi aktarıyorum.
Oturumun başlamasıyla birlikte katılımcıların her birine, üzerinde sonuna soru işareti konmuş 18 madde içeren metinler dağıtıldı (numaralandırılmamış son soru “Forumların yeni katılımcılarla buluşması nasıl sağlanabilir?”di), ardından yapılan ilk sunumda bu soruları soranlar, soruların her birine, önceden hazırladıkları slaytlar eşliğinde cevap verdiler. Belki de cevaplar soruları üretmişti, bilemiyorum.  Genel çerçeve bu şekilde oluştuktan sonra da, bu maddeler üzerine katılımcıların fikirlerini paylaştıkları kısıma geçildi.
Aşağıda tamamına yer vereceğim bu soruların üzerinde yürüyen gündem içerisinde, güncel fabrika direnişlerinin son bilgilerinden, göçmen kadın işçilerin kendi sunumlarını yaptıkları ve tıpkı Engels’in tarif ettiği gibi, ilk gece hakkının lordlardan, patronlara geçmesini hatırlatan, erkek dünyasının bulutlarda dolaşan alçaklığını da bir kez daha hep birlikte dinledik. İtalya’dan dayanışma için gelen ve karşılıklı deney aktarımının, enternasyonel ilişkilerde devamını sağlamak açısından çok samimi bir katılım olduğunu düşündüğüm arkadaşların sunumları da bu bölümde yer aldı.
Bahsi geçe 18 soru içerisinden 17 numaralı soruyu ilk okuduğumda ne demek istendiğini ve ne sorulduğunu anlamadım. Soru şöyleydi: “Karşı Lig var olan kapitalist toplumsal ilişkiler karşısında ne gibi alternatifler üretme çabası güdüyor?” sunum içerisinde soruyu soranlar tarafından verilen cevabı orada dinlememe rağmen, yazılı olarak elimde olmadığından buraya alıntılama imkanına da sahip değilim. Ancak “Karşı Lig”in ne olduğunu anladığımda yaşadığım üzüntüyü anlatabilirim.
Gezi Direnişinin başladığı günlerde İstanbul’un çeşitli ilçelerinde kurulan 70 kadar forumun, bugün sadece 30’a yakının devam ettiğini aynı toplantı içerisinde verilen bilgilerden öğrendim. Henüz bir yıl bile dolmamışken, direnişin merkezi olan şehirde, yerellerde oluşan inisiyatiflerin yarıdan fazlasının yok olması anlamına gelen bu durum geriye kalanların kendilerini nasıl ve hangi temellere dayanarak var ettikleri sorusunu beraberinde getiriyor. İstanbul’da toplantılarını ve pratik çalışmalarını en aktif şekilde yürütmeye devam eden bir kaç forum ise Kadıköy’ü merkez alan bir çeperde toplanmış durumda.
Fırumlar arasında ilişki kurmanın bir yöntemi olarak kurulduğunu düşündüğüm bu “karşı lig”, tahmin edebileceğiniz gibi bir futbol turnuvası. Niyetlerin samimiyetinden şüphem olmasa da, yöntem olarak sporun seçilmesini problemli buluyorum.
Spor insanlık tarihinde örgütlü şiddet ve savaşlardan önce yok. Ve aslında ilk spor karşılaşmaları da çeşitli savaş müsabakaları şeklinde ortaya çıkıyor. Misal bu gün maraton olarak bildiğimiz uzun mesafe koşuları, Atina ve Spartalıların yurtlarına saldıran Pers gemilerini karşılamak için yaptıkları uzun bir koşuya dayanmakta. Spor kendisine içkin olan rekabetçi savaş ruhunu asla kaybetmeden günümüze kadar ulaşmış durumda. Yenme – yenilme ilişkisinin var ettiği müsabaka anlayışı, yenileni başarısız ve yetersiz ilan eden, yeneni ise zaferle ödüllendirerek birinci, egemen yapan bir kurguya sahip. Uyuarlanışının temellerinde ayırıcı ve dayanışmadan uzaklaştırıcı bir yapısı olan spor, puan kazanmaya, daha hızlı olmaya, daha güçlü olmaya, rakibi ezmeye yönelik yapısıyla uygarlığın, sembolik kültürle birlikte getirdiği egemen olma, yönetme arzusunun bir tezahürü gibi görünüyor. İnsanları sembollerle (örn: bayraklar) ve sembolik faaliyetlerle bölmenin, tür içi katliamları mümkün kılmanın unsurlarından biri olduğunu söylersem çok ileri gitmiş olmam. Ki bu durum tiribünlerde bulunan onbinlerce insanın birbirlerine küfür etmesini, takımlarını desteklemek için İngiltere’den gelen taraftarların şehrin göbeğinde, Taksim Meydanı’nda öldürülmelerini ve kimi gazetelerin bu cinayetleri bir maç skoru gibi manşetlere taşımalarını sağlamaktadır.
Futbolun kökenlerini çok daha gerilere uzatmak mümkün olsa da endüstriyel çağın başlaması ve ploretaryanın tarihteki yerini almasıyla, başta İngiltere’de sendika takımları olarak kurulan futbol kulüpleri, tıpkı Roma’nın yanıltıcı eğlenceleri gibi, toplumsal enerjinin harcanacağı tali, zararsız alanlar yaratarak, burjuvazinin daha rahat uyumasının araçlarından birisi haline geliyor. Kapitalizmin gelişimine uygun biçimde muazzam miktarlarda paraların döndüğü ve milyonlarca insanın futbol ve ona bağlı yan alanlarda çalıştığı günümüzde, bu faaliyet, eğlendirici olma niteliğini dahi kaybetmiş durumda ve açıkçası bunda korunmaya değer bir şey yok.
Çocuk dünyasıyla kurulacak ilişkinin de futbol aracılığıyla yapılacak olması ayrıca düşündürücü. Amerika yerlilerinin çocuklarını, kurdukları okullarda eğitmeye ve modern (vahşi, barbar olmayan) insanlar haline getirmeye kararlı sömürgeciler hiç tahmin etmedikleri bir durumla karşılaştı. Rekabete, puan kazanmaya dayalı ve sonunda bir galibin ortaya çıktığı oyunlar, bu çocuklar tarafından reddedildi. Toplumsal yaşamlarında egemenlik ilişkisi bulunmayan, kültürleri doğayı yönetmeyi değil, onunla birlikte yaşamayı öngören bu çocuklar, arkadaşlarıyla, onlara karşı puan kazanarak daha üstün ya da zayıf oldukları bu faaliyetleri oyun olarak kabul etmediler.
Örnekleri çoğaltmak mümkün fakat öyle sanıyorum ki nasıl düşündüğüm anlaşılacaktır. Sporun kendisine yaklaşımım yukarıda anlattığım gibi olmakla birlikte, spor dalları arasında kanımca en kirli ve en yoz hale gelmiş olan futbolun, kapitalist toplumsal ilişkilere alternatif üretmek şöyle dursun, onu yeniden üretmekten başka bir şey yapması çok zor.
Daha önce düzenlenen etkinliklerin derby maç gününe denk gelmesi üzerine bizzat örgütleyicileri tarafından terk edildiklerini görmüş biri olarak, karikatürize şekilde devrimin bir derby maçla çakışmamasını temenni ederim.
Adorno’dan emanet alarak bu konudaki fikrimi şöyle özetleyeyeyim; yanlış iş doğru yapılmaz.
Bir diğer konu da oluşturulan bostanlar. Bu bostanların yürütülmesinde hangi ekim tekniklerinin kullanıldığını tam olarak bilemesem de, doğal, organik gibi ön eklerle bahsedilen bu alanlarda yürütülen faaliyetin, post-modern kültürün tanımını çoktan yaptığı yeşil aklama anlayışından azade olabilmesi, doğal ve  organik tarım tekniklerinin kendi içinde oluşan ayrımlara da hakim ve taraf olabilmesiyle ilgilidir. Asya’da Fukuoka tarafından geliştirilen ve “hiç bir şey yapma” felsefesine dayandırılan doğal tarım tekniği, toprağı yönetmekten ziyade bir tür toplayıcılık faaliyetine yakınlığı dolayısıyla kayda değer bir örnek oluşturmakta. Derrick Jensen ,Tupac Amaru Devrimci Hareketi üylerinden biri  ile yaptığı röportajda sorduğu bir soruya şu yanıtı almıştı: "Kendi yiyeceğimizi kendimiz üretip kendimiz dağıtmak istiyoruz. Bunu nasıl yapacağımızı gayet iyi biliyoruz; yalnızca bunu yapmamıza izin verilmesini istiyoruz." Bu anlayış, oldukça temel ve basit bir yaklaşımı ortaya koyuyor.
Günün sonunda, çantamda ki kitapların sayısı artmıştı, yazarı tarafından hediye edilen Gezi Direnişi Yazıları kitabını okuyacak olmanın keyfiyle evime döndüm.
 Ozan Türköz



Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...